TİLDA VE DİĞERLERİ 23: NEFES ALAMIYORUM #ICANTBREATHE

Önnot: Dünyayı ve dahi ülkemizi kıskacına alan koronavirüsün sebep olduğu coronavirus-disease-2019/covid-19 isimli hastalıkla mücadelede, gece gündüz demeden kendi aileleriyle bile görüşemeden çalışarak insanlığımızı bir üst seviyeye taşımada yüzümüzü güldüren tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Bu hikâyede anlatılan doktor ve hemşire tiplemeleri tamamen hayal ürünüdür. Bilgilerinize arz ederim…

Previously on Tilda ve Diğerleri:

Nerede kalmıştık?

14 Şubat 2020, Keops Piramidi, Giza Nekropolü, Kahire, Mısır:

Tilda can düşmanı 8 Oktan Necla tarafından C4’lerle patlatılmak üzere Mısır’daki en büyük piramit olan Keops’un tepesine zincirlenmişti. Necla’nın Tilda ya düşman olma sebebi ise annesi Çakarlı Nuriye’yi yakalatarak ölümüne sebep olmasıydı. Çakarlı, polisin eline düşeceğine yüzüğündeki zehri içerek intihar etmişti.

8 Oktan Necla’nın C4’lerini havai fişeklerle yer değiştiren Komiser Okan dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birinin ve beraberinde yüzlerce turist ve dahi Tilda’nın paramparça olmasına engel oldu. Bu arada bu patlamayı canlı yayından vermeyi tasarlayan 8 Oktan Necla’nın hayallerini de suya düşürdü. Kameralar kayıttaydı ama İnterpol herhangi bir aksilik durumunu göz önünde bulundurarak uydu bağlantılarını kesmişti.

Komiser Tilda’yı zincirli olduğu Keops’un tepesinden kurtardı. O sırada 8 Oktan Necla’nın Silivri’de bir depoda rehin tutarak sonunda patlatmak istediği 5 kedi ve 1 köpek sahipleriyle beraber Necla’ın tutuklanışını canlı izlemek için polis konteynırında beklemekteydiler. Kedi ve köpekler kapıyı açıl bulunca konteynırdan dışarı fırladılar. İçlerinde bulunan Tilda’nın tombul siyah beyaz erkek kedisi Basti 2 milyon 3 yüz bin adet yekpare taştan yapılmış dünyanın ikinci en büyük piramidinin tepesine doğru tırmanmaya başladı. Diğer hayvanlar bir iş makinesinin tepesinden elinde megafonla bağırmakta olan 8 Oktan Necla’ya doğru koşmaya başladılar.

“Allah kahretsin! Ben sizi Silivri’de patlatmamış mıydım? Pis mikroplu hayvanlar! Çekilin ayağımın altından! Sizi besleyenlerde kabahat! Lanet olası köpekler sizi!”

Silivri’deki depoya kaçırılıp hapsedilen köpekler Katya, Herkül, Paçoz ve Hulk kadını paçalarından yakalarken, içlerinde en güçlüleri olan Zeus zaten bir deri bir kemik olan Necla’nın sol bacağına öldürücü darbeyi indirdi. O sırada bir helikopter sesi duyuldu. Necla, kendisini kaçırmak için gelen helikopterden atılan ip merdivene tutunduğunda, hayvanın güçlü çeneleri arasına sıkışmış bacağı mı yoksa hayatı mı diye bir karar vermek zorunda kaldı. Helikopter ağır ağır yükselirken Zeus ağzındaki bacağı son bir silkeleyişle sahibinden kopardı. Boşta kalan dizinden aşağı kanlar damlayarak helikoptere çekilen Necla, polisten kurtardığı paçasını köpeklerden kurtaramamıştı. Bundan sonra bacağından geriye ne kaldıysa, onunla yaşamak zorunda kalacaktı.

***

Tilda ve Komiser Okan, koronavirüs salgını nedeniyle havalimanlarının kapatılmasına ramak kala Türkiye’ye döndüler. Tilda’nın asistanı Mehmet ile en yakın arkadaşı ve dedektiflik bürosunun resmi makyözü Tijen Hanım da Duesseldorf’ta Tilda’yı boşuna aramaktan yorgun düşmüş ama  hayatının kurtulduğuna sevinmiş olarak memlekete döndüler. Tilda’yı manyak katil 8 Oktan Necla’nın kurtardığı için Komiser Okan’a minnettarlardı elbet.

Suadiye, Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki dedektiflik bürosunda:

Sokağa çıkma kısıtlamaları, kapısına kilit vurmuş pek çok dükkân, hayatın sanki durmuş gibi görünmesi Tilda’yı çok etkilemişti. Normalde hiç susmayan büro telefonu sessizliğe bürünmüş, bu hayat dolu kadını sanki kendi mezarı içinde çürümeye bırakmıştı. Eğer etrafında iki ve dört ayaklı arkadaşları olmasa bu zor durumdan sıyrılıp kendine gelmesi daha uzun sürebilirdi. Nitekim hayali karakterlerle bile konuştu. Arka arkaya izlediği Marvel evrenine ait filmlerde ne bulduysa artık, o kahramanlardan biri haline gelip dünyanın çevresinde peleriniyle dönmek ve tüm dünyayı dezenfekte ederek bu korona illetinden kurtarmak istiyordu. Komiser Okan’dan gelen mesajla hayal aleminden gerçekliğe iniş takımları kapalı halde sert bir iniş yaptı.

“İstanbul’un çeşitli semtlerinde aynı gecede 150 evde birden hırsızlık yapılmış görünüyor. Evlere girilmiş ve bazılarında sadece televizyonları çalınmış. Fakat daha ilginç bir şeyler var. Merkeze gel.”

***

Naltepe İlçe Emniyet Müdürlüğü, İstanbul:

Bir önceki gece İstanbul’un çeşitli semtlerinde yapılan soygunlar şehirde tek bir gecede yapılmış soygun rekorunu kırmıştı. Sekiz ayrı semtte 150 eve birden girilmişti. Soygun sabahı o evlerde yaşayan kişiler, evlerinin kapısını çalan konu-komşu-aile bireyi ya da vefa görevlileri tarafından uykuyla sarhoşluk hali arası bir şekilde bulunmuşlardı. Komiser Okan’ın kartal gibi gözlerine ve farklı bakış açısına güvendiği için merkeze çağırdığı Tilda, 150 evden çekilmiş fotoğrafları asistanı Mehmet ile beraber inceledikten sonra sordu:

“Bir iki fotoğrafta ev sahiplerinin yattığı yataklarda veya yerde birkaç damla kan izi gördüm. Evlerine girilen kişilerin tıbbi kayıtlarına baktınız mı? Kronik filan bir hastalıkları olmasın?”

Hırsızlık mağdurlarının tıbbi kayıtları incelendi. Şaşırtıcı bir şekilde her evde ev az bir kişinin akut Covid-19 nedeniyle hastaneye yatırılıp tedavi edildikten sonra 15 günlük karantina ve nekahet evresi için evlerine gönderilen kişiler olduğu ortaya çıktı. Neden çoğu evdeki hırsızlığı tespit edenlerin sağlık bakanlığı görevlileri veya vefa hizmeti veren kişiler olduğu şimdi anlaşılmıştı.

Sağlık Bakanlığı ambulansı ile birlikte tulum maske ve eldivenini giyerek hırsızlık yapılan evlerden bazılarını gezen ve iyileşmekte olan hastalarla görüşen Tilda ve Mehmet polis merkezine geri döndüler. Tam o sırada Komiser Okan’a 38 eve daha hırsız girdiği ihbarı yapıldığı bilgisi verildi.

“Şu anda hırsızlık yapılan ev sayısı 188’e yükseldi.” dedi Tilda.

Komiser Okan cevap verdi: “Hırsızlık yapılan ev değil, hırsızlık yapılan insan sayısı dememiz lazım.”

“Neden?”

“188 evden 100’üne olayı örtbas etmek için girilmiş. Hırsızlık yapılmayan 88 evde yapılan araştırma sonucu evdeki iyileşmiş nekahet dönemindeki covid-19 hastalarının damarlarından kan almışlar ve onlara uyku yapıcı bir madde vermişler. Senin tespit ettiğin kan izleri bu yüzdenmiş. Adli Tıp yetkilileri alınan kanları analiz ediyorlar.”

***

Hırsızlık yapılan evlerde yapılan detaylı olay yeri incelemesi sonucu ev sahiplerinden hariç üç kişiye ait parmak izi bulundu. Tilda Komiser Okan’la kan hırsızlığı yapılan bazı evleri gezerken, bir binanın girişinde çıkarılıp atılmış kanlı bir çift eldiven buldu. Ne olur ne olmaz denerek delil torbasına kondu ve test için yollandı.

Parmak izlerinden birinin özel bir hastanenin acil servisinde çalışırken darp edildiği için şikâyette bulunmuş ve polise parmak izini vermiş olan bir erkek hemşireye ait olduğu tespit edildi. Hemşire son dönemde yıldızı parlayan en son teknolojiyle donatılmış bir özel hastanede çalışıyordu. Hastanede parmak izi ile çalışan bir ilaç yönetimi sistemi olan PYXIS kullanıldığı için tüm personelin parmak izi kayıtları sistemde mevcuttu. Hırsızlık yapılan evlerde bulunan diğer iki parmak izi sahibinin de aynı hastanenin yoğun bakım ünitesinde çalışan başka erkek hemşireler olduğunun bulunması uzun sürmedi. Sıra Tilda’nın bulduğu kanlı eldivendeki DNA’nın kime ait olduğunu bulmaya gelmişti.

Bu üç erkek hemşire bir gecede 188 eve girip kan alıp hırsızlık yapmayı yetiştiremeyeceklerine göre işin içinde başkaları da olmalıydı. O sırada kanları çalınan iyileşmiş nekahet evresindeki kovid-19 hastalarının tahlillerinde Midazolam etken maddeli bir ilaç verilerek uyuşturuldukları ortaya çıktı. Şu anda bu ilacın Türkiye’de satışı bulunmadığı için aklına esip de korona virüsten hastalanmış kişilerden kan örneği almaya yeltenen birilerinden çok organize bir iş olduğunun kokusu geldi.

Komiser Okan açıklamak ihtiyacı hissetti. “Bu ilacı genelde Rusya’dan temin ederler. Özellikle Rus mafyası tarafından kullanıldığı emniyette bilinir.”

“Bir de Rus mafyasıyla sıkı fıkı işler yapan kişiler tarafından. Mesela 8 Oktan Necla gibi!” dedi Tilda.

“Yok artık!” diye güldü Komiser Okan. “Sen de paranoyak oldun iyice Tilda. Eline maydanozun dikeni batsa Necla’dan biliyorsun!”

“Demek koronavirüse yasal olmayan yollardan  serum ya da aşı gibi bir şey üretmeye çalışan bir çete ile karşı karşıyayız!” dedi Tijen Hanım.

“Çete mi? Dünyadaki bütün büyük ilaç laboratuvarlarının tüm insanlık adına yapmaya çalıştığını üç beş hastanın kanını alarak yapabileceklerine inanıyorlarsa çok salak bir çete olmalı bu!” diye cevap verdi Komiser.

“Ya da çok akıllı!” dedi Tilda. “Kim dedi ki tüm insanlığı kurtarmaya çalıştıklarını?”

***

Son dönemde yıldızı parlayan bu en son teknolojiyle donatılmış özel hastanenin ortağı olan ve her gün o ulusal kanal senin bu ulusal kanal benim gezerek sözde halka koronadan korunma yollarıyla ilgili bilgi vererek hastanesinin reklamını yapan şarlatan estetik cerrahı Nazmi Elibol, hastanesinin göz altına alınan elemanlarının münferit olarak yurt dışından işbirlikçilerle çalıştıklarını ve hastane ile iş akitlerine derhal son verildiğine dair açıklamalar yapıyordu.

Bir zamanlar hakkında açılan taciz davalarından dolayı muayenehanesinin kirasını bile ödeyemez halde bulunan şarlatan cerrah, mevcut muktedirle arasından su sızmaz hale gelince muhafazakâr sermayeden arslan payını almış ve hastanenin ortaklarından biri haline gelmişti. Televizyonlarda yaptığı şov da tutulunca hastanenin ikinci şubesini açmakta gecikmemişlerdi.

Parmak izi tespit edilen hemşirelerin Emniyet’teki sorgusu sırasında erkek hemşirelerden birinin ağzından kaçan bir başhemşire kelimesi olayın gidişatını değiştirdi. Hastanenin başhemşiresi meşhur şarlatan estetik cerrahının resmî nikahlı karısıydı. Olay yeri olan binalardan birinin girişinde Tilda tarafından bulunmuş olan kanlı eldivenden elde edilen DNA’lar karşılaştırılınca o binada oturan hastalardan biri ve Başhemşire Sultan Elibol ismine ulaşıldı.

Başhemşirenin adı medyaya sızınca sosyal medyada dananın kuyruğu koptu. Çünkü kadın, cerrah kocasının başka kadınlarla ilişkisi olduğu iddiaları için şöyle bir tivit atmıştı:

Benim kocam gibi güçlü bir adama cariye olmak isteyen kadınlara bir çift sözüm olabilir: buyursunlar gelsinler. #cariyelikmübahtır

O andan sonra kendisine takılan ‘Cariye Sultan’ lakabını ise, kendi gibi düşünen yüz bin takipçisine kadın haklarını hiçe sayan paylaşımlar yaparak lehine çevirmeyi becermişti.

Şarlatan cerrah ve başhemşire karısı gözaltına alınmadan önce hastanede koronavirüs testinden geçirildiler. Çünkü artık belliydi ki hastaların kanlarını çalan ekibin başında başhemşire vardı ve büyük bir ihtiyatsızlıkla elinden çıkardığı eldivenleri bina girişinde yere düşürmeden önce hastadan kan alırken kendi elini de kanatmıştı. Diğer üç erkek hemşirenin kan testleri pozitif çıktığı için yetkililer başhemşirenin de testinin pozitif çıkmasına şaşırmadılar.

Hastanede hastalarıyla meşgul olmak yerine her gün ekranlarda boy göstererek insanları yalan yanlış bilgilerle donatan cerrahın testi ise negatif çıkmıştı. Cariye Sultan lakaplı Sultan Elibol polis gözetiminde Şişli Etfal Hastanesi’nin korona servisine yatırıldı. Dindar söylemleri dilinden düşürmeyen Sultan Elibol’un kadınlarla ilgili fikirleriyle beraber Türkiye’de yaşayan farklı dine mensup azınlıklarla ilgili tahammülsüz fikirlerini de bilen zevzek bir televizyon muhabiri gözaltı işlemleri sırasında soruyu yapıştırdı:

“Yakalanmanıza Türkiye’nin ilk Ermeni kadın dedektifi Tilda Ahırkapı’nın olay yerlerinden birinde düşürdüğünüz tıbbi eldiveni bulması sebep oldu. Buna ne diyeceksiniz?”

Cariye Sultan elleri kelepçeli olduğu halde muhafazakâr terbiyesini bir kenara bırakıp polislerin elinden kurtularak kameralara doğru hırladı:

“Soysuz Ermeni! Kanı bozuk kadın seni!”

***

Suadiye Hamiyet Yüceses sokağının köşesindeki dedektiflik bürosunda:

“Bir insanın, masum insanları uyuşturup gizlice kanlarını çalmak için nasıl bir hemşire olması lazım yahu?” diye sordu Tijen Hanım.

Tilda dudak büktü. “Neden? Necla da beni buradan Almanya’ya oradan da Kahire’ye kaçırırken uyuşturucu vermemiş miydi? İnsanın vicdansız ve ahlaksız olması din-dil-ırk-cinsiyet ve meslek dinlemiyor maalesef. Baksana Cumhuriyet’in 97 yılda elde ettiği kadın hakları ve özgürlüklerini tek bir kadın 2 yıldır alaşağı ediyor. İnstagram’daki hashtag’lerine bak:

#erkekneyapsahelaldir

#kocamdırseverdedöverde

#cariyelikmübahtır

“Acaba Necla beni kaçırırken uyuşturmak için bana ne enjekte edilmişti? Şimdi çok merak ettim.” dedi Tilda.

“Hani Türkiye’ye döndükten sonra kan tahlili yaptırmıştı ya sana Komiser Okan? O sonuçlar ne oldu? Belki orada uyuşturucu madde olarak ne verdikleri belli olmuştur?” dedi Tijen Hanım.

“Haklısınız Tijen Hanımcığım. Ben o sonuçları hiç görmedim. Okan beni arayıp ‘İyisin iyisin, turp gibisin!’ dedi o kadar. Onda vardır sonuçlar arayıp isteyeyim bakalım.”

Tilda Komiser Okan’ı aramak üzere eline telefonu aldı ama gelen arama ile irkildi. Komiser Okan onu arıyordu:

“Sana ilginç bir şekilde ihtiyacımız var Tildacığım. Sultan Elibol’a kan verilmesi lazımmış. Ve bunu da kimseye duyurmadan yapmamız lazım. Şu anda ortam hem kan duyurusu için müsait değil hem de hastanelerin kan stokları neredeyse sıfırlanmış durumda. Ve kadının kan grubu sıfır Rh negatif. Senin kanından yani. Ne dersin? Sessizce gelip alayım mı seni?”

Tilda hiç düşünmeden cevap verdi: “Tabii ki. Bürodayım. Bekliyorum.”

Telefonu kapatınca merakla başında dikilmekte olan Tijen Hanım’ı aydınlattı:

“Soysuz bir Ermeni ve kanı bozuk bir kadın olarak soylu bir kadının kanını renklendirmeye gidiyorum!”

***

Şişli Etfal Hastanesi Kan Alma Ünitesi’nde:

Komiser Okan, Tijen Hanım ve Tilda hastanenin kan alma ünitesinde geldiler. Baştan ayağa tulumlar, gözlükler, maskeler ve eldivenlerle korunan hastane personeli üçünün testinin de negatif çıkması üzerine rahatlamışlardı. Tilda’dan hastaya gerekli kanı aldılar ve solunum cihazına bağlanmış Cariye Sultan’a nakletmek üzere yattığı servise yolladılar.

Kan alma işlemi bitince, Tilda, Komiser Okan’dan Kahire’den döndükleri zaman kendisi için yapılan tahlil sonuçlarını istedi.

“Ah unutmuşum değil mi? Mail atacaktım sana halbuki. Hemen şimdi atıyorum.” dedi Komiser.

Sonuçlara Tijen Hanım’la beraber göz gezdiren Tilda kendisini uyuşturmak için kullanılan maddenin kalıntısına rastlandığını ve maddenin adının Dormicum olarak belirlendiğini okudu.

Tilda “Bu Dormicum da ne mene bir şey ola ki?” diye sorarken Tijen Hanım ilacın adını çoktan Google’a yazmış ve öğrendiği sonucu kocaman açılmış gözlerle Tilda’ya göstermişti.

***

Ekibimiz Şişli Etfal Hastanesi’nden çıkmak için zemin kattaki çıkışa doğru ilerlerken akciğer filmi çekilmek üzere tekerlekli sandalye ile zemin kata indirilmiş olan Cariye Sultan’la burun buruna geldiler. Hastane personelinin bu zamanlama hatası, zemin kattaki herkesi bir anda şaşkına çevirdi.

Cariye Sultan kocası ve kendisinin yakalanmasındaki rolü nedeniyle haberlerde boy boy fotoğrafı gösterilen Tilda’yı şıp diye tanıdı.

“Yine mi sen Allah’ın cezası!”

Tilda eksik kalır mı, o da kadına doğru bağırdı: “Yine ben ya! Dur ben söyleyeyim. Soysuz Ermeni! Kanı bozuk kadın!”

“Tam üstüne bastın pislik!”

“Ah ah ah! Ne ayıp! Sizin gibi hayatını insanlık için adamış olması gereken bir hemşireye ve muhafazakâr ve dindar geçinen bir hanımefendiye hiç yakışıyor mu bu sözler? Yoksa insanlık için adamadınız mı hayatınızı?”

“Susturun şu Tilda denen kadını alın gözümün önünden!”

“Arkadaşlar siz mi söylersiniz yoksa ben mi vereyim müjdeyi kendisine?”

“Ne söyleyecekmiş bana bu aşağılık kadın?”

“O çok kıymetli muhafazakâr görünümlü riyakâr damarlarında artık affedersin soysuz bir Ermeni’nin bozuk kanının aktığını! Ha ha ha ha! Sor bakalım yanındaki hemşireye. Az önce sana zerk ettikleri kanı kim bağışlamış sana?”

HAAAAAAAAAAAAAAAAYYYYYIIIIIIIIIIIIIIRRRRRR!!!

“Bu arada 8 Oktan Necla’ya da selamlarımı ilet. Hangi cehennemdeyse artık!”

8 Oktan Necla’nın ismini duyan Cariye Sultan süt dökmüş kedi gibi oldu.

“Necla da mı burada? O da mı tedavi oluyor?”

“Demek Necla da koronadan nasibini aldı ha? Allah’ın parmağı yok ki gözünüzü çıkarsın!”

“Sen Allah’ın adını anma kadın!”

“Neden? Allah sadece sizin gibi sahte Müslümanlara mı izin veriyor adı anılsın diye? Ben Hristiyanım diye yasaklı mıyım yani?”

Tilda Komiser Okan’ın kolundan tutup götürmeye çalışmasına aldırmadan kadına laf yetiştirmeye devam ediyordu.

“Peki ya Necla’yla neden iş birliği yaptın? Onun dini imanı yoktur ki!”

Cariye Sultan, “Ama parası vardır!” diyerek çılgınca kahkahalar atmaya başlayınca berbat bir öksürük krizine tutuldu. “Nefes alamıyorum! Nefes alamıyorum!” diye hırlarken apar topar asansöre bindirildi.

Tilda ise hırsını alamamış hâlâ arkasından bağırıyordu:

“Demek parayı veren Allah’ın adını anabiliyor öyle mi? Seni gidi iki yüzlü! Seni gidi nankör! Seni gidi kadın düşmanı kadın!”

Komiser Okan zorla da olsa Tilda’yı ekip minibüsüne tıkabildiğinde gülmemek için kendini zor tutuyordu:

“İnanmıyorum ya! Necla’yı nereden buldun çıkardın yine!” Sonra komiser yardımcısına dönerek “Kadının söylediklerini kayda aldınız değil mi? diye sordu. “İtiraf sayılacak.”

***

Suadiye, Hamiyet Yüceses sokağının köşesindeki dedektiflik bürosunda:

“Kadın düşmanı kadın hakareti de güzeldi. Çakarlı Nuriye’nin sana ettiği orospu olmayan orospu lafına beş basar!” dedi Tijen Hanım.

“Çakarlı ayrı ekoldü canım onun hakkını yiyemem. Orospuluktan geliyordu ama mertti en azından. Sözünü çiğnemezdi. Bu Allah’ın cezası kadın düşmanı kadınlar, erkeklerin egemen olduğu o muhafazakâr çevrelerinde sırf onlardan saygı görebilmek için kendi hemcinslerine etmedikleri  kötülük bırakmıyorlar. Sorsan kendi kız evlatlarını Avrupalarda Amerikalarda okuturlar ama!” diye sinirlendi Tilda.

“Boş ver hak ettiği yeri yani cezaevini boylayacak nasıl olsa kocası ile!” dedi komiser Okan keyifli keyifli. “Hele iş organize suça bağlandı mı sittin sene çıkamaz hapisten. Bu kanları yasal olmayan yollardan aşı üretip el altından satmayı planlayan bir Rus şirketine gönderiyorlarmış.  Hapishaneden de atar artık #cariyelikmübahtır tivitlerini. Onu bunu boş ver de sen anlat bakalım nasıl anladın bu hırsızlık işinde Necla ile ortak olduklarını?”

Tilda anlatmaya başladı.

“Bir gecede 8 ilçede 188 evde hırsızlık yapılmasından. Bunların 100’ünün kandırmaca 88’inin kan alma amaçlı olmasından. Biz dedektifler tesadüflere inanmayız değil mi? Bu kadar 8’li olayın hepsinin birden bir gecede ve İstanbul’da olması fazla fantastikti zaten. 8 Oktan Necla gümbür gümbür ‘Ben buradayım’ diyordu. Ama ben ses çıkartmadım. Kahire dönüşü bana yapılan kan tahlilinde uyuşturucu olarak Dormicum verildiği yazılı. Bu da kan alma hırsızlığında kullanılan Midazolam etken maddesinin piyasa adı. İkisi aynı şey yani. Eh bu ilacı kullanan Rus mafyası. Ruslarla her daim iş yapan 8 Oktan Necla. Bu da mı tesadüf yani?”

“Haklısın ne diyeyim. Bir polis olarak artık korkuyorum senden!” dedi Okan arkadaşının zekâsı karşısında saygıyla eğilerek.

“Hastanede Necla’nın adından bahsetmek benim için bir sıkımlık kurşundu ve ben de onu Sultan’a karşı kullandım. O da kurşunu tam alnından yedi. Bu kadar basit.”

***

26 Mayıs 2020, Minneapolis şehri, Amerika Birleşik Devletleri:

Cariye Sultan’ın ‘Nefes alamıyorum’ diyerek solunum cihazına götürüldüğü 26 Mayıs 2020 günü Amerika’nın Minneapolis şehrinde George Floyd isimli siyahi genç de aynı sözleri söyleyecekti:

I can’t breathe.

Ama o, yaşama tutunurken değil, tutuklanmış ve elleri kelepçeliyken, ırkçı bir beyaz polisin dizini boynuna dayaması sonucu haksız yere can verirken söyleyecekti bu cümleyi.

17 Temmuz 2014’te New York’ta aynı cümleyi tekrar ederek öldürülen Eric Garner’dan tam 2141 gün sonra devlet başkanlarının da söndürmeye çalışmak yerine kışkırtacağı protestolar Amerika’nın çeşitli şehirlerinde ırkçılar ve ırkçılık karşıtları arasında sokak çatışmalarına dönüşecekti. I can’t breathe / Nefes alamıyorum dünyada özgürlük ve eşitlik için hâlâ ve maalesef savaşmamız gerektiğini simgeleyen ağır bir cümle olarak akıllara kazındı.

Dünyanın neresinde doğarsa doğsun herkesin kanı aynı kırmızıydı. Mesele minnacık bir virüs olunca para, pul, nüfuz ve mevki de işe yaramıyordu. Gençliğinde alkol bulamadığında krize girerek benzin bile içmiş ve 8 Oktan lakabını buradan aldığı iddia edilen Necla, dünyanın kim bilir hangi ücra köşesinde #nefesalamıyorum diyerek toptan, tüfekten ve C4’ten etkilenmeyen tek düşmanı olan koronavirüsle sessiz sedasız ve tek bacaklı olarak savaşıyordu.

***

Suadiye Hamiyet Yüceses sokağının köşesindeki dedektiflik bürosunun kapısı canhıraş bir yumruklama ile çalındı. Tilda’nın asistanı Mehmet kalkıp büronun kapısını açınca, simsiyah giyinmiş gözlerine siyah kalem çekmiş, genç, zayıf, uzun, kulakları küpe ile dolu burnu ve kaşları piercing’li bir kişi adeta koşarak içeri daldı. Gelen kişinin derin V yaka tişörtünün içinden göğsünden boynuna uzanan bir ejderha başı dövmesi, ağzından alevler fışkırtarak çenesine kadar tüm boğazını dağlıyordu. Heyecandan nefes alış-verişlerini düzenleyemeden patlak bir sesle sordu:

“Selam. Tilda Ahırkapı denen kadının bürosu burası mı?”

Tijen Hanım şaşkınlıkla gelen kişiye bakakalmıştı. Ortamı yumuşatmak için espri yaptı:

“A-aa? Ejderha dövmeli kızın İstanbul şubesi gelmiş seni soruyor ayol!”

“Sen de kimsin?” dedi Tilda gelen kişinin kime benzediğinden çok geliş şekli yüzünden bir kaşını kaldırarak.

“Ejderha dövmem var ama ben kadın değilim.” diye Tijen Hanım’ı tersledi gelen kişi. “Adım C@n. Arkadaşlar kısaca Siber C@n derler. Tilda sen misin? Seni uyarmaya geldim. Bir saat önce 8 Oktan Necla lakaplı bir kullanıcı Darkweb’deki Letgo’da senin kelleni 1 milyon dolara satışa çıkardığından beri tüm hacker dünyası senin peşinde.”

“Üzerime iyilik sağlık! Bu da ne demek kuzum? Kamera şakası mı bu?” dedi Tijen Hanım oturduğu yerden kalkarak.

Siber C@n Tijen Hanım’ı ciddiye almadı bile. “Bu ne demek biliyor musun? Şu anda tüm sosyal medya hesapların hacklenmiş olması lazım. Yani her an birileri seni burada bulup bu Necla denen manyağa teslim edebilir demek.”

O sırada telefonundan Twitter-İnstagram ve Facebook hesaplarının hiçbirine giremeyen Tilda, gencin dediklerinde haklılık payı olduğunu anladı. “Peki sen neden 1 milyon doların peşine düşmedin de buraya beni uyarmaya geldin?”

“Bir kere kimse Darkweb’de böyle bir ödül vaat ettiği zaman gerçekten bunu kastetmez. Sadece bana o kişiyi bulun gerisini ben hallederim demektir bu. Keriz olmayan tüm hackerler bunu bilir. Ayrıca Komiser Okan’ın arkadaşıymışsın. Zamanında boşanma meselemde bana çok iyiliği dokunmuştu. Haydi yürüyün, kedileri filan alıp bu bürodan çıkmamız lazım!”

“Hemen mi?”

“Ne demek hemen mi? Geç bile kaldık! HADİ!”

***

Hemen mi? Siber C@n mı? Tilda mı? Darkweb’deki Letgo mu? 1 milyon dolar ödül mü? Tilda ve diğerlerinin Suadiye Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki dedektiflik bürosunu terk etmesi mi? Nasıl yani?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s