TİLDA VE DİĞERLERİ 21: KARANTİNA GÜNLERİ

Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘daha’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.

Charles Dickens, İki Şehrin Hikayesi, Meram Arvas’ın çevirisiyle.

Previously on Tilda ve diğerleri:

Tilda Ahırkapı Suadiye Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki atadan kalma dairesinin salonu ve bir odasını birbirine katarak büro haline getirmişti.  Dedektiflik bürosu olarak işlev görecek olan mekanda kendine yardımcı aradığı ilanla Mehmet Cinozoğlu isimli gençle tanıştı. Onu asistan olarak işe aldı. Tilda’nın hem ikamet edip hem de dedektiflik işlerini yürüttüğü bürosunun üst katında oturan komşusu ve kadim dostu makyöz Tijen Hanım, kılık değiştirme ve değiştirtme yetenekleri ile dedektiflik bürosunun maceralarında başrollerden birini kapacaktı.

Türkiye’nin ilk Ermeni kadın dedektifi olan Tilda’nın polis arkadaşı Komiser Okan, polisin işine de el atan bu cevval kadın başını derde sokmasın diye epey uğraştı. Neler yapmadı ki? İngilterelerde gözaltına mı alınmadı! Tilda seçim gecesi maganda kurşunu ile vurulduğunda hem yoğun bakımlarda Tilda’nın başını bekleyip hem suçluyu mu aramadı! Küba’nın başkenti Havana’da Tilda’nın eski kocasının sözde kız kardeşini ararlarken kaçırılan kahramanlarımızı Küba emniyet teşkilatıyla iş birliği yaparak mı kurtarmadı! Aksaray’da paravan otelleri sayesinde yasadışı işlerini sürdüren Çakarlı Nuriye’yi mi tutuklamadı! Hilton İstanbul Bosphorus Oteli’nde Tilda’yı bıçaklanmaktan mı kurtarmadı! Sonra Çakarlı Nuriye’nin kızı 8 Oktan Necla tarafından çalıştığı emniyet binası havaya uçurulduğunda yaralanıp komalarda mı yatmadı! Ve son olarak 8 Oktan Necla tarafından Kahire’deki Giza piramitlerinin en büyüğü olan Keops piramidinin tepesine zincirlemiş olan Tilda’yı Kahire’nin yarısını da beraberinde patlatacak olan C4’lerden mi kurtarmadı!

Artık bunların hepsi geride kalmıştı. Tüm dünyada hayat koronavirüs denen illetin yakasından tutup silkelemesi sonucu adeta durmuştu. Dünya 180 kilometre saat hızla giderken önüne çıkan bariyerlere hızla toslamış ve şarampole doğru beş takla attıktan sonra ancak durabilmişti. İçindeki altı milyar yolcu sağ mı ölü mü olduklarını, öldülerse cennete mi cehenneme mi gittiklerini bile bilmeden öylece duruyorlardı. Az önceki aşırı ivmelenmeden geriye sadece sağ ön tekeri boşa dönmekte olan tepe taklak dünya arabası kalmıştı.  O da neredeyse durmak üzereydi.

***

Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.

Franz Kafka, Dönüşüm, Ahmet Cemal’in çevirisiyle.

Tilda, koronavirüsün yayılma hızını yavaşlatmak için uygulanan #evdekal çağrılarına uyarak adeta kendini karantinaya aldı. Büro-evinde karantinadayken evdeki örümceklerle tanıştı. Hepsine tek tek isim ve T.C. (Tilda Cumhuriyeti) kimlik numarası verdi. Onlara yaşam alanları ayırdı. Kitaplıklardaki kitapları önce kitap adı-alfabetik olarak dizdi. Olmadı, yazar adı-alfabetik olarak dizdi. Olmadı, konularına göre dizdi. Olmadı, çok sevdikleri-az sevdikleri sırasına göre dizdi. Olmadı, tüm kitapların hepsini raftan tekrar indirecekti ki, dedektiflik bürosunun sokağa çıkma yasağı olmayan tek ferdi olan tombul siyah-beyaz erkek kedisi Basti gezmesinden dönerken yanında bir arkadaş getirdi: karnı burnunda hamile bir kedi!

Kediye büronun eski döküm kalorifer peteklerinden birinin dibine bir yuva yaptı. Basti ihtiyacını dışarı gördüğü için evde bir çiş kumu kabı yoktu. Bebeklerine bakarken dışarı çıkmasını istemediği hamile kedi için bir kaba çiş kumu koydu. Basti ve Tilda her gün, sıcacık kaloriferin dibinde ona tahsis edilen yeri beğenen hamile kedinin yanı başında oturarak doğumu beklemeye başladılar.

Hamile kedi iki gün sonra sürekli miyavlayıp büronun geniş yaşama alanı içinde gezinmeye başladı. Anlaşılan doğumu yaklaşmıştı ama uyurken rahat ettiği kalorifer dibindeki yerini doğurmak için beğenmemişti. Birden Tilda’nın aklına bir fikir geldi. Büyük boy bavulunu gardırobun üzerinden indirdi. Nasıl olsa bu karantina günleri yüzünden bu bavulu kullanacak günleri epey ilerideydi. İçine kedinin üzerinde yattığı örtüyü serdi. Bavulu aynı yere bıraktı. Kediyi içine bırakıp bavulun kapağını kapattı.

Doğada böyle kuytu bir yer, bir çalı aralığı, ışıksız bir kovuk bulup doğurmaya alışkın hamile kedi, anlaşılan gözlerden uzak doğurmak istemişti. Bavulun kapağı üzerine kapanınca iki saat içinde iki yavrusunu da doğuruverdi.

Bavulun kapağını kaldıran Tilda dünyaya yeni gelmiş iki siyah beyaz minicik fare kılıklı yavruyla karşılaşınca gözlerine inanamadı. Zira yavruların anneleri kar kadar ak süt kadar beyazdı. Basti’ye bakarak için için sevindi: Senin torunların mı bunlar güzel oğlum? Ben seni nice zaman önce kısırlaştırmıştım. Olsa olsa torunundur bunlar yahu!

Doğum yapan anne kedi, Basti’nin yavruların başucundaki bir taburede nöbet bekleyip yavrularını gözlemesine ve arada bir yattıkları yere kadar inerek onları koklamasına da sesini çıkartmadı. Kendini oldukça güvende hissediyor olmalıydı. Çünkü sokakta bir dişi kedi yabancı bir erkek kediyi yavrularının yanına asla yanaştırmazdı. Yetişkin erkek kedilerin, dişi kedilerin yavrularını içgüdüleri gereği katlettikleri bilinen bir gerçekti.

***

Barrabás bize denizden geldidiye yazdı Clara adındaki çocuk, o güzel, çıtkırıldım yazısıyla.

Ruhlar Evi, İsabel Allende, Nihal Yeğinobalı çevirisiyle.

Misafir bembeyaz hamile kedi, bembeyaz anne kediye evrildikten sonra, sanırım bu misafirliğine de bir son vermişti; iki yavrusunu güle oynaya, seve emzire büyütmeye başladı. Annenin daha iyi beslenebilmesi için Tilda’nın zoraki sokağa çıkıp aldığı ıslak kedi mamalarından nemalandığı için en çok sevinen kişi ise Basti oldu. Eğer bu anne kedi olmasa şu tombul halinle bu mamaları yiyemeyeceğini biliyorsun değil mi, diye geçirdi Tilda içinden. Basti ona anlamış gibi baktı ve mis gibi kokan ıslak mamaları ham hum yemeye devam etti. Hayvanlarla anlaşmak ne kadar sessiz ve kolaydı.

Yavru kediler annelerinin sütünün bol olmasından dolayı rahat rahat büyüyorlardı. Kumrular Tilda’nın camını gagalayıp günlük bulgur istihkaklarını arzuluyorlardı. Sokaklardan el-ayak çekilmişti. Dünya arabası sessizliğe bürünmüştü. Bu sessizlikte insanın kendi iç sesini dinleyip bu kimdi ki acaba demesi işten bile değildi. Çünkü insanlar ne zamandan beri kendi sesleriyle baş başa kalmamışlardı. Sosyal diye adlandırdıkları ama aslında asosyal olan medya araçlarından birinden inip diğerine kimseye çarpmadan, dokunmadan, kimseyle selamlaşmak zorunda kalmadan binerek yaşadıkları hayatları gerçekliğe bürünmüştü. Artık sokaklarda da kimseye çarpmadan dokunmadan, maske yüzünden kimseyle selamlaşamadan, hatta daha şanssız bazıları çalışamadan, işsiz ve de güçsüz olarak yaşamak zorundaydılar.

Dünya arabasının bu duraklamasının sonrasında ters dönmüş aracı kim düz çevirecek, kim çekici çağırıp tekrar yola çıkaracak, kim eğilmiş aksını düzeltebilecek, kim yarılmış kışlık tekerleklerinin yerine yazlıklarını takabilecek, tekerlekler takılsa bile kim ön camı tamamen patlamış dünya arabasını sanayiye kadar sürebilecek ve sanayide kaskosu olmayan bu arabanın tamiri için kim cebinden ne kadar ödeyecek kimse bilemiyordu. Sıkıntı büyüktü. Sessizlik daha büyüktü.

***

Albay Aureliano Buendia, yıllar sonra idam mangasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı.

Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık, Seçkin Selvi çevirisiyle.

Marquez’in daha ilk cümleden geleceği haber verdiği romanı gibi teknolojiye gelişmeye ve yapay zekaya tapınılan bu yüzyılın yirminci yılı herkesi yüzyıllık bir yalnızlıkla baş başa bırakmaya ant içmiş gibi görünüyordu. Koskoca teknoloji-turizm-yeme-içme-ve-her-yaptığını-İnstagram’da-paylaşma toplumunu, ev tipi cezaevlerinde, ellerinde sadece kitapları-müzikleri-filmleri ve uzaktaki yakınlarına sarılamadan yapılan telefon konuşmaları ile baş başa kalmışlardı.

Tilda’nın sarılamadan telefon konuşması yapabileceği uzakta bir yakını bile yoktu. Artık kendini tamamen dünyadan kopmuş hissettiği bir anda tam da özel günler için sakladığı 1950 Château Gilette Crème de Tête beyaz şaraptan bir kadeh doldurmuşken kapısı çalındı. Hayırdır inşallah diye geçirdi içinden? Gelen kim ola ki?

Tabii ki kadim dostu Tijen Hanım’dı gelen. Günlerden 12 Nisan 2020 idi ve Tilda’nın ve yarı Hristiyan olan Tijen Hanım’ın da paskalya bayramı idi.

Tijen Hanım: Tilda, kuzum iyi misin? Whatsapp mesajlarıma da cevap vermez oldun. Arıyorum, açmıyorsun. Camdan sarkıyorum, bağırıyorum, duymuyorsun. Tek gördüğüm arada sırada dışarı çıkan Basti. Ben de dayanamadım, geldim. Ooo bakıyorum da 1950’lik malum şişeyi de bensiz açmışsın!

Tilda: sSsyal medya hesaplarımı ve sosyal olmayan diğer her şeyi dondurdum Tijen Hanımcığım. İnsanlarla yapmacık olarak görüşeceğime hiç görüşmeyeyim dedim.

Tijen Hanım: İyi yapmışsın hoş yapmışsın da senden haber alamayınca seni merak edecek sevdiklerini hiç mi düşünmedin ayol?

Tilda: Bilmiyorum. Artık düşünmeyi bıraktım sanırım. Bak sıkıntıdan internette gezinirken ne buldum?

Tijen Hanım: Ne buldun kuzum?

Tilda: Dedektif Dergi diye bir sayfa buldum. Güzel hikayeler var içinde. Neden bunca zamandır görmemişim hayret. Bir kadın üşenmemiş bizim dedektiflik maceralarımızı yazmış. Bak. Adı da Tilda ve Diğerleri. Nereden öğrendi ki bizim nerelere gidip hangi olayları araştırdığımızı? Demek içimizde bir köstebek var!

Tijen Hanım: Köstebek diyebilir miyiz bilmem ama fena mı işte? Reklam yaptırsan dünya para isterlerdi. Şimdi herkes seni tanıyor şekerim. Türkiye’nin ilk Ermeni kadın dedektifi!

Tilda: Sen de haklısın Tijen Hanımcığım. Belli mi olur? Bu korona laneti üzerimizden kalkınca işler açılır belki ne dersin?

Tijen Hanım bembeyaz anne kedi ve yavrularını fark edince çığlığı bastı.

Tijen Hanım: A-aaaaa! Sen Basti’yi kısırlaştırmamış mıydın ayol? Bu evdeki siyah beyaz yavrular neyin nesi?

Tilda: O misafir bir anne. Gerçi misafirliği de kalmadı ya. Allah’tan iki bebek doğurdu.

Tijen Hanım: Bu arada paskalya bayramın kutlu olsun Tildacığım. Sana paskalya çöreği yaptım ellerimle.

Tam o sırada dedektiflik bürosunun kapısı bir daha çalındı Kapıyı açan Tilda hem şaşırdı hem sevindi.

Komiser Okan: Biri paskalya çöreği mi dedi!

Tilda: A-aaa! Komiser Okan? Nasıl yani? Mehmet de yanında! Siz nasıl geldiniz buraya yahu?

Mehmet: Bu adam polis. O sokağa çıkmasında ben mi çıkayım? Devriye gezerken bana uğradı. Sanırım küçük kuşlar paskalya çöreğinden bahsetmiş komiserime. Whatsapp kullanan kuşlar.

Komiser Okan: Evet. Mesajlarımıza cevap vermeyen bir kuşu görmeye geldik. Bak hem de bebek kedi görmeye gelmişiz. Hayırlı olsun yeni yavru kedilerin Tilda.

Tilda: E hoş geldiniz o zaman. Bizim Basti kısır olmasına rağmen kendini kopyalatmış bu anneye. Siyah beyaz iki tane yavrumuz oldu. Kediyi de Basti aldı geldi zaten dışarıdan. Buraya doğurabilirsin dedi anlaşılan! Geldikten iki gün sonra doğurdu hınzır.

Komiser Okan: Oooh sorunsuz ne güzel. Ne ambulans, ne kadın-doğum doktoru, ne ebe, ne hemşire, ne doğumhane lazım bu hayvanlara. Sadece analık içgüdüleri ile hareket etmeleri yetiyor. Hayvanlar her zaman bizden daha güçlüler.

Tijen Hanım: Şimdi biz karantinadayız ya 40 gün mü bekleyeceğiz?

Tilda: Ben size kısaca açıklayayım efendim…

Komiser Okan: Tilda kısaca açıklayayım dedi arkadaşlar isterseniz çaylarınızı alın ve kemerlerinizi bağlayın. Edirne’den Ardahan’a kadar yolculuk edersiniz bu sürede!

Tilda: Ya Komiserim! Hep mi uzun anlatıyorum ben her şeyi?

Mehmet: Yok canım! Sadece her şeye en başından başlıyorsun o kadar! Hani bir roman yazsan “Dünyamız gaz ve toz buluntundan oluşuyordu; ben de öyle.” diye başlarsın eminim.*

Tilda: Of ya! Çok acımasızsınız. Anlatmayacağım karantina kelimesinin Venedik dilinde 40 gün manasına gelen quarantena kelimesinden geldiğini. Ve bu 40 gün olayının 14. Ve 15. yüzyıllarda Venedik’e yanaşan gemideki mürettebat ve yolcuların kara veba hastalığına karşı 40 gün karaya yanaşmasına izin verilmemesine dendiğini. Anlatmayacağım işte bana ne!

Tijen Hanım, Tilda, Komiser Okan ve Mehmet kahkahalara boğuldular. Tilda’nın 70 yaşındaki şarap şişesini devirdikten sonra demlenen mis kokulu Süryani çayıyla beraber Tijen Hanım’ın paskalya çöreğini yediler.

***

Kaçınılmaz bir şeydi: Acıbadem kokusu ona mutsuz aşkların yazgısını anımsatırdı hep. Doktor Juvenal Urbino, yıllardır kendisi için önemini yitirmiş bir olayla ilgilenmek üzere koşup geldiği, hâlâ alaca ışığa gömülü odaya girdiği an ayrımına vardı bunun. Antilli göçmen, harp malulü, çocuk fotoğrafçısı, satrançta en yufka yürekli rakibi, bir altın siyanürüyle belleğin işkencelerinden kurtarmıştı kendini.

Gabriel Garcia Marquez, Kolera Günlerinde Aşk. Şadan Karadeniz’in çevirisiyle.

Evet kaçınılmaz bir şeydi. Romandaki doktorun Antilli göçmen arkadaşının kendini belleğinin işkencelerinden kurtarma şekli henüz hiçbir dinde tasvip edilmiyordu. Belleği, bu günleri yaşayan herkese hayatı boyunca işkence etmeye devam edecekti. Bu yaşanılanlardan Korona Günleri’nde Aşk diye bir roman çıkarabilmek için gereken tek kişi de öleli maalesef altı sene geçmişti.

Minik kedi yavrularının, annesinin sütüyle beslenirken günden güne neredeyse iki katına çıkan büyüme ve gelişme hızları dünyadaki ölüm hızını yakalayamıyordu maalesef. Gözlerinizi kapadığınız anda dünyanın daha iyi bir yer olmasını dilemek için, sanki bu günleri göreceğimizi bilmiş gibi 1991 yılında şu sözleri yazan Michael Jackson’dan kopya çekmemize gerek yoktu.

Heal the world / Dünyayı iyileştirelim
Make it a better place / Onu daha iyi bir yer haline getirelim
For you and for me / Senin için benim için
And the entire human race / Ve tüm insanlık için
There are people dying / İnsanlar ölüyor
If you care enough for the living / Eğer yaşayanlar için yeterince çabalarsak
Make it a better place / daha iyi bir yer haline getirirsek
For you and for me / senin için ve benim için

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s