TİLDA VE DİĞERLERİ 20: OSMANLI İMPARATORLUĞU GİBİ KADIN

İskenderiye Şehri, Mısır, Afrika:

Tilda Ahırkapı, Tijen Hanım, Mehmet Cinozoğlu, Komiser Okan ve Teğmen Tuncay Akdeniz’in Türkiye’ye göre karşı kıyısındaki kadim şehir İskenderiye’de Kayıtbay Kalesi’nin bahçesinde rüzgara karşı oturmuşlardı. Peki kimdi bu insanlar? İskenderiye’de ne yapıyorlardı? 19 maceradır bizi pelerinden nerelere sürüklemişlerdi?

Bölüm 1: İLAN

Tilda Ahırkapı, Suadiye Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki dedektiflik bürosunun sahibesiydi. Türkiye’nin ilk Ermeni kadın dedektifi ilk macerada kendine bir yardımcı arıyordu. Bu ilana cevap veren Mehmet Cinozoğlu bundan sonra Tilda’nın yardımcısı olarak akla gelmedik maceralara atılacaktı, tabii henüz haberi yoktu.

Her şey bir ilan ile başladı. İlanda, bir süreliğine bir dedektiflik bürosuna bakmak üzere, araştırmacı, gözlem yeteneği yüksek, meraklı bir veterinerlik mezunu ya da öğrencisi arandığı yazılıydı. ‘Dedektiflik bürosuna aranan veterinerlik öğrencisi… bu ben olmalıyım…’ diye düşündü Mehmet.

Bölüm 2: ÇANTADA KEKLİK

Tilda, makyöz arkadaşı Tijen Hanım’la iş birliği yaparak çeşitli tiplemelerle şaşırtmaya çalıştığı Mehmet’i yardımcısı olarak işe aldı. Aldı almasına ama en iyi dedektif benim fikrinden cayması için Mehmet’in dikkat dolu bakışlarından faydalanması gerekecekti:

Mehmet anında cevap verdi.” Osmanlıca evrakın Basti’nin tırnak geçirdiği satırında iade-i mücrimin yerine iade-i mücevher yazdığını okuyabilseydiniz ve bu evrakın Tepedelenlerin mirasçısını, Kaşıkçı elmasının varisi ilan ettiğini görecektiniz, hem de elmasın Osmanlı hazinesine katılışından tam 200 yıl sonra! O zaman bu ölümün, dünyanın en şüpheli mirasçı ölümü olduğunu anlardınız!”
“Neee?!” diye çığlık attı iki kadın aynı anda.
“Sinan Bey’in Tepedelenli Ali Paşa’nın altıncı göbekten torunu olduğunu biliyorsunuz. Bu Ali Paşa Kaşıkçı elmasını Osmanlı’ya getiren adamdır. Napolyon hapse girdiği zaman annesi Letizia Romalino elması satışa çıkarttığında, Napolyon’un annesinden satın almıştır.” diye devam etti sözlerine Mehmet.

Bölüm 3: KAŞIKÇI ELMASI / TAŞLARIN SIRRI

Büronun siyah-beyaz tombul erkek kedisi Basti her macerada muzipliğiyle, yaramazlığıyla, evden kaçmasıyla ve hastalanmasıyla en iyi erkek kedi oyuncu Oscar’ını çoktan hak etti:

“Siz o uzun cümleleri hapiste okursunuz artık Seyfettin Efendioğlu! Komiser bey, devlet müzesine ait mücevheratta sahtecilik ve evrakta tahrifat yapmak suçlarına istinaden tutuklayınız bu Seyfettin Bey’i!” dedi peşinde polislerle büroya gelen bir kadın sesi.

Mehmet: Bir taklit?

Seyfettin Bey: Bir hırsız?

Tilda: Bir kuzen!

Mehmet: “Elinde kedi ısırığı olan bir kuzen? Basti Tilda’yı ısırmadı, sizi ısırdı. Yer değiştirdiniz!”

Bölüm 4: ZIDDIYGACUK VAKASI

Mehmet Tilda ile beraber vakaları birer birer çözerken Sünni mezhebine bağlı Şırnaklı Kürt kökenli ailesinin ona dayattıklarını kabullenmek zorunda kalacaktı. Mehmet evlenmişti ama bu evliliğin sonu ailelerin umduğu gibi olmayacaktı:

Mehmet güldü. “Sormayın! Memlekette olan bu kaçırılma ve uyuşturucu vakalarından sonra babam ve kayınpederim kızları şehirde kendi gözetimleri dahilinde okutmaya razı geldiler. Güldünya’ya gelince o üniversiteye gitmek istiyor, sınavlara hazırlanıyor. O yüzden İstanbul’da kalacak. Boşanma davası açtı bana, bir kız yurduna yerleştirdim, orada şimdi,” dedi Mehmet.

Cümlesi bitmeden telefonuna bir mesaj geldi.

Güldünya’yı vurdular. Silivri Devlet’te.

Bölüm: 5 WIR SCHAFFEN DAS

Tilda’nın dostu, dedektiflik bürosunda asistanı, hatta bürodaki herkesin makyözü olan Tijen Hanım’ın maceranın içine direkt atıldığı zamanlar oldu. Mehmet Türkiye’de can güvenliği olmayan kız kardeşleri ve töre kurşununa kurban giden karısı Güldünya’nın kardeşlerini Almanya’ya kaçırdığında birilerinin şansölye rolüne soyunması gerekti. Tabii ki o kişi Tijen Hanım’dı:

Tijen Hanım’ın Tilda’nın yardımıyla hazırlanması otuz beş dakika sürdü. Bu Şansölyenin öngörülen saunada kalma ve hazırlanıp çıkma süresi idi. Bir gün önce Tilda’yı TV’de seyretmiş ve 12 genç kıza yardım etmeyi gönüllü olarak kabul etmiş saunanın Koreli sahibi ve çalışanları, ikram ettikleri zararsız yatıştırıcı ile Nerkel’in yardımcısı ve sivil polisi etkisiz hale getirmeyi başardılar. Çocukken doğu Berlin’de doğup büyümüş olduğu için şive bakımından gayet başarılı olan Ançela Nerkel kılığındaki Tijen Hanım, Nerkel’in arada sırada tercih ettiği gibi yardımcısı ve sivil polis olmadan basın toplantısına gittiğinde de kendini izleyen onlarca yerli yabancı gazete ve TV muhabirine geçici sığınmacıları Almanya’ya kabul ettiğini belirten açıklamayı yaptığında da hiç kimseyi şüphelendirmedi. O sırada saunada Tilda ile beklemekte olan olanlardan bihaber Nerkel, kendi taklidini TV’de görünce bu işin yanlarına kalmayacağı tehdidini savurmaya başladı. Ama Tilda “Kabul konuşmasını yapan sizdiniz, seçimi 3 gün kala aksini iddia etmek partiniz Hristiyan Demokrat Birlik ve Bavyera’daki kardeşi Hristiyan Sosyal Birlik için bir intihar olur,” deyince sessiz kalmayı mecburen kabul etti.

Bölüm 6: HAİTİ KOLERA VE ÖLÜM

Tilda emniyet teşkilatındaki arkadaş komiser Okan Raffag ile İstanbul’da ölü bulunan Haitili üç anne ve her annenin birerden üç bebeğini araştırmak üzere soluğu Haiti’de aldılar. Kamuflajlar giymiş geniş omuzlu ve yaklaşık iki metre boyu ile kedi gibi yeşil gözlü siyahi bir adam olan Albay Nakon Hababe tarafından karşılanmışlardı. Cinayetleri çözmeye başardıklarında kendi hayatlarını da tehlikeye atmışlardı:

“Demek katil zanlısını nerelerde arayacağımızı biliyoruz,” dedi Komiser Okan. “Evet ama bir Türk, bir Kürt, bir Ermeni, bir Katolik ve Vudu’ya inanan Haitili, fıkra gibiyiz. Kendimizi açık etmeden nerede ne arayabiliriz ki?” diye sordu Tilda.

Katil, yani Fabienne Darcy, 35 yaşında Haitili bir Mulatto ve Katolik rahipti. Pasaporttaki Mark David Chapman sahte ismini John Lennon hayranı olduğu için seçtiğini söyledi sorgulamada. Nasıl ki Chapman, John Lennon’u çok sevdiği için öldürdüğünü iddia etmişti, Darcy de tecavüz sonucu çocuk sahibi olmuş Haitili kadınları bu günah dolu hayattan kurtarmak için öldürdüğünü iddia etti. Kadınlardan üç tanesini getirip İstanbul’da öldürmesinin sebebi ise, kendi deyimiyle, Türkiye’de kadın ölümlerine yeni yeni tepki verilmeye başlandığı için daha kolay dikkat çekebileceğini düşünmesi idi. Yoksa kendi ülkesinde kadın mı ölmüş, çocuk mu ölmüş kimse umursamıyor, istatistiklere birer rakam olarak geçiyordu insan hayatları.

Bölüm 7: BİR AMY WINEHOUSE HİKAYESİ

Basti! Ah kahraman ve yaramaz kedi Basti! Komiser Okan ve Mehmet’in Haiti dönüşü İngiltere aktarmalı uçaktan indiklerinde başlarını belaya soktukları yetmiyormuş gibi bir de Tijen Hanım’la Londra’ya gelen Basti İngiltere Başbakanının resmi konutuna dalmıştı. Tilda Camden sokaklarında Amy Winehouse’ın ruhunu şad ederken Tijen Hanım da Türkiye ve İngiltere arasında diplomatik kriz çıkmasın diye Başbakanlık kedisi Larry ile Basti’nin hasbihal etmesini diliyordu:

“Biz İngilizleri soğuk olarak biliriz ama siz de kediniz de çok misafirperversiniz,” dedi Tijen Hanım 125 yıllık porselen çay fincanından İngiliz çayını yudumlarken. Brexit meselelerinden bunalmış olan Thereza Nay, bu dört ayaklı misafiri sayesinde basının ilgisini başka yöne çekmekten memnun görünüyordu. Tijen Hanım devam etti: “Kedinin asıl sahibi Tilda Ahırkapı, geçen sene bir dedektiflik bürosu açtı. Komiser bey ve asistanı ile Türkiye’de işlenmiş bir cinayetin Haiti’deki zanlısını yakalamak için giderlerken Heathrow havaalanında tatsız bir olay yaşanmış. Bir de Amy’in ölümünün araştırılmasını isteyen bir kadın var şu anda. O da ayrı mesele.” “Hangi tatsız olay? Hangi Amy? Bana her şeyi baştan anlatın kuzum. Bu arada siz de dedektifsiniz sanırım,” dedi Thereza Nay. “Hayır, ben büronun resmi makyözü ve protokolden sorumlu kişisiyim,” diye cevap verdi Tijen Hanım. “Demek profesyonel makyözsünüz,” dedi Thereza Nay gülümseyerek.

Bölüm 8: MARAŞ’TAN KUDÜS’E BİR SANDIK HİKAYESİ

Tilda ve arkadaşları Londra’yı birbirine katıp İngiltere başbakanının resmi konutunda beş çayı içtikten sonra bir sandığı bulmak için yollara düştüler Şırnak’tan Beyrut’a çeyiz götüren 6 köşeli Maraş işi bir sandık, Beyrut’tan geri Şırnak’a, oradan Almanya’ya, oradan da Suudi Arabistan Prensinin koleksiyonuna nasıl katılmıştı? Suudi prensten sandığı geri almak isteyen Tilda ve diğerleri prensle tanışıp saraya davet edilmek için ta Monte Carlo’ya Rolex tenis turnuvasına gideceklerdi:

Monte Carlo’da ufak bir araştırma yapan Tilda ve Shula, Suudi Prensin öyle kolay kolay kimseyle sohbet etmediğini öğrendiler. Hem unvanının ağırlığı hem de her an kendine kötü niyetle yanaşabilecek casus ağı yüzünden güvenmediği insanlara etrafında etten duvar ördürüyordu. Fakat prensin de her insan evladı gibi bir zaafı vardı ki, o da hizmetlerini maddi karşılıkla ödeyebileceği, yüzde yüz yabancısı olduğu güzel kadınlardı. Bunu duyunca hiç hoşlarına gitmese de B planına geçmeleri gerekti. Prensin karşısına Avrupa sosyetesinden iki cilveli kadın olarak değil de pahalarını ancak bir prensin ödeyebileceği işveli eskort kadınlar olarak çıkmaları gerekiyordu.

Otelin kuaför salonunda harcanan üç buçuk saat ve hayatlarında hiç yapmadıkları kadar gösterişli makyajları ile Tilda ve Shula, önlerine çıkan herkesi ikişer kez baktıracak kadar alımlı olmuşlardı. Tilda bir yetmiş beş boyu ile, koyu kumral uzun saçları dalga dalga omuzlarından dökülürken, sırtı beline kadar açık, boyundan bağlı, yere kadar uzun elbisesinin parlak mor ışıltılarını her adım atışta etrafa yayıyordu. Shula bir seksen boyu ve kısacık sarı saçlarıyla, mavi gözlerinin ışıltısının önüne geçmeden onlara eşlik eden altın sarısı derin yırtmaçlı elbisesi ile salındığında bulunduğu yeri güneş gibi aydınlatıyordu. Tek sorun Shula’nın alışkın olmadığı yüksek topuklu ayakkabılarıydı.

Bölüm 9: TİLDA YOĞUN BAKIMDA

Mehmet seçimlerde oy kullanmak için gittiği memleketi Şırnak’tan uçakla dönerken Sabiha Gökçen’e indiğinde cep telefonuna bir mesaj geldi: TİLDA VURULDU. SİYAMİ ERSEK ACİLDEYİZ.

Seçim gecesi açıklanmaya başlanan sonuçlarla birilerinin zafer sarhoşluğu içinde attığı kurşunlardan biri gelip Tilda’yı bulmuştu ve Tilda komadaydı. Üstelik dedektiflik bürosunun karşı çaprazındaki apartmanda çok kedili Hamide Teyze’nin karşı komşusu Ceyda Yılmaz isimli bir genç kadın evinde ölü bulunmuştu. Tüm bu olayları çözmek Tijen  Hanım, Komiser Okan ve Mehmet’e düşmüştü. Ama ikisinden birinin üzüntüden kapıldığı melankoli işleri daha da karışık hale getirecekti:

Hamide Teyze büroya gelince ortalığı saran garip kokudan herkes rahatsız olmuş, ama bir tek Basti kaçıp, büronun mutfağındaki buzdolabının arkasına saklanmıştı. Tilda kadınla ileri geri sohbet ededursun, Komiser Okan dedektiflik bürosundan içeri daldı. Mehmet ve Tijen Hanım’a fısıltıyla bir şeyler söylerken komiser de yüzünü buruşturmuştu: “Ne kokuyor burada yahu?” Verdiği haber, otopside, Ceyda Yılmaz’ın kanında yüksek miktarda valerinik asit isimli bir madde bulunduğu idi. Uyku düzenlemesi için kullanımı yaygın olan bu maddenin kadının ani ölümüne neden olan madde olması ihtimali yüksekti. Büronun öteki ucunda Hamide Teyze ile oturan Tilda’ya, tekerlekli sandalyesinden duyabildiği kadar bilgi yetti. “Demek valerinik asit ha! O zaman bu sevimli ama çok konuşan Hamide Teyze’nin evi için bir arama izniyle beraber gelmeden önce teyzemizi gözaltına almak istersiniz herhalde Sayın Komiserim! Ceyda Yılmaz cinayetinde aradığınız meçhul fail Hamide Teyze’dir!”

Tilda’nın tekerlekli sandalyede oturan haline kimsenin gönlü razı gelmez ve gözü alışamazken, o oturduğu yerden de olsa cinayet vakasını çözmeyi başarmıştı.

Bölüm 10: BUENA VISTA SOCIAL CLUB – BİR KÜBA HİKAYESİ

Maganda kurşununa maruz kalmış Tilda iyileşmeye çalışırken büroya bir başka maganda zuhur eder. Gelen adam Tilda’nın Gezi olayları sırasında aşık olup evlendiği ama sonra ortadan yok olduğu için gıyabında boşandığı eski kocası eski paralı asker Gürcü asıllı Amerikalı Levani Tbilisi idi. Levani hamile olan kız kardeşinin kaçırıldığını iddia ettiği Küba’ya onu bulmak için gidecekti, Tilda’dan yardım dilenmeye gelmişti. 70 yaş ve üzeri şarkıcılardan oluşan Kübalı Buena Vistra Social Club üyeleri Tilda’ya yardım etmek için kolları sıvayacaklardı:

Üzerinde Küba polis teşkilatı – Policía Nacional Revolucionaria üniforması olduğu halde elindeki makineli tüfeği yere bırakarak kahramanlarımızın yanına gelen adamı tanıyınca gözlerine inanamayan tek kişi Tilda oldu:

“Komiser Okan!!! Siz de nereden çıktınız Allah aşkına?” “Bazen kendine fazla güvenen dedektiflerin arkasını toplamak görevi bize düşer. Sadece bir kız kardeş dediğiniz kişi Levani’nin kız kardeşi değil, hem sevgilisi hem de güney Amerika ülkeleri ve Küba’da çevirdiği yasadışı işlerdeki ortağıydı. Siz Küba’ya indiğiniz saatlerde INTERPOL ikisi için de arama emri çıkardı. Eh, Haiti sıcağına alışkınsındır diye yine beni yolladılar buralara. Tabii ki Senyorita Omara ve Mehmet’e de iş birlikleri için teşekkür etmem lazım.”

Tutuklama işlerini kontrol etmeyi bitiren Santiago polis şefi de konuşmayı uzaktan dinlemiş, yanlarına gelmişti: “Saludos amigos! Bu arada en iyi adamlarım Pedro ve Carlos’a da ne kadar teşekkür etseniz az. Eğer bu adamlar Levani’yi nefes almadan takip etmeselerdi, şimdi bir depodan kurtarılmış değil, muhtemelen denizin en derin yerinde dibi boylamış olacaktınız.”

Bölüm 11: KEDİ BASTİ KANSER, TİLDA İSE AŞIK OLDU

Tiida ve diğerleri Küba’dan Komiser Okan sayesinde sağ salim döndüler. Fakat büroda sağlık konusunda o kadar şanslı olmayan biri onları bekliyordu. Tilda, Dedektiflik Bürosu’nun kadrolu erkek kedisi Basti’yi alt çenesindeki şişlik nedeniyle veterinere götürdü. Basti’nin ağzındaki oluşum mitotik indeksi yüksek-malign melanom denen bir şeydi yani ağzındaki şişlik büyüme ihtimali yüksek kötü huylu bir tümördü. Basticik kansere yakalanmıştı.

Tilda Jo Nesbo külliyatı ile kendini büroya kapattı. Bu macera kedisine üzülmekten perişan olmuş Tilda’nın Nesbo’nun dedektif karakteri Harry Hole’un tetiklediği hayal gücünden başka bir şey değildi:

Çiçeği burnunda hukuk mezunu ve taze avukatlık stajyeri Tilda Ahırkapı, arkadaşının nikahı için geldiği Ankara’da bir rock festivali yapıldığını öğrenir öğrenmez soluğu orada almıştı. O akşam festivalde Erkin Koray sahne alacaktı. Sahnede omzunun bir yanından sarkan mavi uzun saç tutamı ve kafasının üzerinde punk modası şeklinde kazınmış saçları ile Hayko Cepkin, “Kurtarın beni / Tutun elimden düşmeden” diye başladığı şarkısına bağırarak ve böğürerek devam ederken Tilda geri geri gitti ve tam arkasında yerde uzanmakta olan 44 numaralı yürüyüş botlarının sahibine takılarak iki seksen yere devrildi. Sıkı kalçalarının doldurduğu buz mavisi Levi’s 501 kot pantolonu dün geceden ıslanmış çimlerin açık yeşiline boyanırken paçası da çamura battı. Yürüyüş botunun sahibi otuzlu yaşlarındaki adam, ensesini örten sarı uzun saçları ve atletik vücuduyla ayağa fırlayarak elinden tuttuğu genç kadını yerden kaldırdı. 1.92 boyundaki adamın omuz hizasından bakan Tilda şaşkın bir gülümseme ile “Ben Tilda,” dedi. “I’m Hole, Harry Hole.“ dedi adam. O saniyeden itibaren kot pantolonunun çimen lekesini ve çamurunu unutan Tilda, Norveçli efsane (aslında o yıl yani 2007’de çözeceği Kardan Adam vakası ile efsane olacak) polis dedektifi Harry Hole ile koyu bir sohbete daldı. Harry de Tilda’yla sohbetten keyif almıştı ama bir farkla: o çimen lekeli buz mavisi pantolonu ve onu dolduran kalçaları aklından çıkarmamıştı.

Bölüm 12: EFLANİ’DE GÖLE ÇALINAN MAYA

Basti’yi ameliyat olması için veteriner kliniğine yatıran Tilda tekrar hayata döndü. Münih’teki Lugwig Maximillian Üniversitesi Türkoloji kürsüsünde hoca olan Nasreddin Hoca’nın 14. göbekten torunu Sadrüddin Efendi dedektiflik bürosuna geldi.  Karabük Eflani Bostancılar Göleti’nde sular altında kalmış Bostancılar Köyü İlkokulu’nda kendine dedesinden kalan mirası arıyordu. Ankara’dan gelen dalgıç ekibi, Eflani Belediyesi ve Eczacı Tuğçe’nin de yardımıyla kahramanlarımız dedektif Tilda ve diğerleri suyun altında kalmış ilginç mirasa nasıl erişebileceklerdi? Öncelikle Sadrüddin Efendi’nin dedesinin yazdığı iddia edilen el yazması bir şiir kitabının sırlarını çözmeler gerekmekteydi:

Tilda su’lu beyitlerden sonra kitabın arka kapağında gizlenmiş Candaroğulları haritasına takmıştı. El yazması kadar kıymetli olduğu düşünülen ve şifre içerdiğine inanılarak bir mirasa işaret ettiği sanılan bu şiir kitabının arka sayfasına neden bir harita çizilip neden gizlenmişti? Dedektif hisleri ‘Bu işte bir iş var’ diyordu kulağına. Spielberg’in Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filminde Roy Neary rolünü oynayan Richard Dreyfuss’un delirip her yere zihnindeki dağ şeklini çizmesi gibi Tilda da, bulduğu her kağıda Candaroğulları haritasını çiziyordu. Yemek yerken gayriihtiyari olarak sofradaki beyaz peçeteye de haritayı kopyaladı. Tükenmez kalemin mürekkebi ile haritadaki yerleşim yerlerini işaretlerken o kadar çok karalamıştı ki, peçetenin üzerindeki haritada bir takım delikler oluştu. Peçeteyi kaldırıp ışığa baktı. Aklına çoktan seçmeli sınavların cevap anahtarları geldi. Sanki bu delikler bir şeyin cevap anahtarıydı. Peçeteyi deldikten sonraki üç saat boyunca Mehmet’le beraber yeniden daha düzgün bir harita çizip yerleşim yerlerine bir harflik minik delikler açtılar. Sonra şiirlerin yazılı olduğu kitap sayfası büyüklüğündeki bu haritayı kitabın ilk sayfasından başlayarak sayfalara tek tek yerleştirdiler. Tilda, ilk sayfadan başlayarak haritadaki boşluklara denk gelen harfleri Mehmet’e okudu. Anlamlı kelimeler çıkmayınca haritayı bir de tepe taklak yerleştirdiler. Bu sefer şans yüzlerine güldü.

Mehmet harfleri azami dikkatle not aldı. Sonunda ortaya çıkan satırlar, muammanın sonu olmadığı gibi yeni bir muammanın başlangıcıydı:

Ey beni 378’de bağrına basan kendi güzel insanı güzel İsfendiyar ili (Candaroğulları’nın diğer adı)

Geldim gör eyledim gittim kor eyledim var idi burada bir Mekteb-i Âli (yüksek mektep)

393’de dediler ki âb-ı baran (yağmur) gelmeli can gelmeli yohisem buralar olacak enkaz

Gelir ise gelsin efendiler biz de bundan sonra deriz ki burası bir Mekteb-i Ahfaz (alçak mektep)

Ey bu manzumeyi benden sebep satır satır ezberleyen divane

İnsana hiç lazım gelir mi akıldan ziyade âb ü dâne (su ve ekmek)

Benim sana mirasımdır şişeler dolusu çil çil altın kıymetinde âb-ı bekâ (nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın içen kimseye ebedi hayat veren efsanevi suyu.)

Koy bardağa döne döne iç içerken dön dönerken de söyle bir düm teka

Bölüm 13: SON MODA – FAŞİZM

Basti’nin ağzındaki tümör ameliyatla alındı. Kedi nehaket evresindeydi, Tilda’nın da keyfi yerşne gelmişti. Mehmet’e Tijen Hanım’la beraber gittiği Chanel’in Paris Moda Haftası’ndaki Haute Couture ilkbahar/yaz 2018 defilesinde olanları anlatmaya başladı. Tilda dikkati sayesinde tasarımcı Karl Kagerfeld’e yapılmak istenen bir suikast girişimine engel olmuştu. Fakat bu Mehmet’e yetmedi. Ve Tilda’yı kadın emeğini sömüren bir sektör olarak nitelendirdiği m oda sektörüyle ilgili gereksiz heyecan duymakla suçlayınca dananın kuyruğu koptu:

“Demek 2018’de Karl Kagerfeld’e yapılan suikast girişimini durduran gizli özne sizdiniz Tilda Hanım” dedi Mehmet. “Tebrik ederim. Ama yine de 8 Mart Dünya İşci ve Emekçi Kadınlar günü henüz geçmişken sadece zenginleri ilgilendiren bir moda olayıyla ilgili bu coşkunuza anlam veremiyorum. Mlormar işçilerinin durumundan haberiniz var mı? Patron tarafından istenmeyen sendikaya üye oldukları için işten atılan kadın işçilerden? Ve bu Mlormar firmasının %51’inin Fransız kozmetik devi Yves Pocher’e ait olduğunu biliyor muydunuz? Zengin bir azınlık daha güzel giyinsin, daha çok süslensin, daha güzel koksun, daha iyi görünsün diye diğerlerinin işsiz kaldığını biliyor muydunuz? Ve hem gelinlik hem damatlık gibi görünen bir elbise ile Kagerfeld’in, erkek ve kadının sınırlarının giderek azaldığı değil aksine erkek ve kadının arasına uçurum sokulan bizim gibi aklı karışık toplumlara eşcinselliği övücü mesajlar verdiğinin farkında mıydınız?”

“Hayır!” diye bağırdı Tilda. “Karl’ın dehasına övgüydü bu. Ama adam eşcinsel. Onun dehasını överken buna vurgu bile yapmadım. Senin gibi homofobik değilim ben! Versace de bir eşcinsel tarafından öldürüldü. Ama mesele eşcinsel olması değildi. O genç, kişilik bozuklukları yüzünden bir seri katile dönüştü. Gianni  Versace dahil tam 5 kişiyi öldürdü. Onu öldürme sebebi biraz aşk biraz kıskançlık ve kendine göre dünyada hak ettiğine inandığı yeri bir türlü edinememesiydi. Versace bir eşcinsel olmasaydı katil aşık bir kadın da olabilirdi! Homofobiksiniz! Her şeye fobiksiniz!

“Sizin gibi İslamofobik olmaktan iyidir!” diye bağırdı Mehmet. (…)

Tijen Hanım bağırarak araya girmek zorunda kaldı. “Arkadaşlar! Bir saniye susun! Dünyada sizin saçma sapan tartışmalarınızdan daha önemli şeyler oluyor! Yeni Zelanda’da manyağın biri camiyi makineli tüfekle taramış ve bunu internetten canlı yayınlamış. Ölü sayısı 50.”

Bölüm 14: GÜL AĞACI DİBİNDE GÖZDAĞI

Neydi bu insan ırkının sırf inançları yüzünden birbiriyle alıp veremedikleri? Basti, eğer konuşabilse bunu soracaktı. Ama hayvanlar, yedi yaşında bir çocuğun tespit ettiği gibi insanlardan daha akıllıydılar çünkü onlar birbirleriyle konuşmadan anlaşabiliyorlardı. Tilda ve Mehmet birbirleriyle konuşmuyorlardı. Fakat Basti’nin bulduğu komşu apartmanın bahçesinde bir gül ağacının dibine yarısına kadar gömülü yavru köpeği kurtarırken küslüklerini unuttular. Ve kendisiyle evlenmeyen sevgilisini 15 yerinden bıçaklayan Çakarlı Nuriye ile tanıştılar. Maalesef bu tanışıklık kısa zamanda arkadaşlığa değil ama can düşmanlığına dönüşecekti:

“Teslim ol Nuriye Hakyemez! Az önceki konuşmalarının hepsi kayıt altında. Bu iki yeni yetme genç de aleyhinde tanıklık edecekler. Üstelik az önce bu delikanlının telefonunu elledin ya. Parmak izini de almış olduk.”

Komiser Okan suçluya hitap ederken Tilda gömleğinin yakasından üzerindeki dinleme cihazını çıkardı. Çakarlı Nuriye’nin gardı düştü. Nuriye’nin iki adamı ellerindeki silahları bırakıp teslim oldular. Çevik kuvvet polisi, göğüs dekolteli kırmızı pullu elbisesi karakolda oldukça dikkat çekecek kadını kıskıvrak kelepçelerken Komiser Okan devam etti:

“Parmak izlerini Muhasebeci Muhitin Bey’in bürosundaki izlerle karşılaştırıyorlar şu an. Ayrıca köpek olayından sonra Dedektif Tilda Hanım ruj izli Salem izmaritini bize getirince DNA tespitinden sonra senden şüphelendik ve o apartmanın girişine ve muhasebe bürosuna kamera yerleştirdik. Tabii bundan haberin olsaydı, ‘Seni bizzat ben öldüreceğim şerefsiz herif!’ diyerek Muhitin Bey’i on beş yerinden bıçaklamazdın. Bu yüzden tutuklusun!”

Çakarlı Nuriye yakalanmasının hırsını Tilda’dan aldı: “Vay be! Demek seni hafife almışım be çırpı bacaklı gacı! Alacağın olsun. Ama içerde dışarda adamlarım var ha! Seni fazla yaşatmam bunu bilesin! Orospu olmayan orospu seni!”

Bölüm 15: MADONNA’NIN ŞARKISI

Çakarlı Nuriye, yıllar önce gözaltına alındığı zaman en gizli yerinde saklayarak nezarethaneye soktuğu çakmakla tüm parmak uçlarını yakarak polise parmak izini dahi aldırmamış o kadın, Tilda ve Mehmet’in elde ettiği kanıtlar sayesinde, kendi kişisel suç tarihinde bir ilk olarak tutuklandı. Çakarlı’nın polis tarafından elde edilmiş ses kayıtlarında usulsüzlük tespit edilen avukatı, Çakarlı Nuriye’nin salıverilmesini sağladı. Tilda Hilton Convention Center’da yapılacak olan I. Uluslararası Özel Dedektifler Kongresi’ndeki halka açık sunumunda artık can düşmanı Çakarlı için açık hedefti:

“Ben sana dedim ya güzel gacı, hiç kitap okumadım ama müzikten anlarım. Madonna Like a prayer şarkısından sonra alelade bir pop şarkıcısı kimliğinden ‘sanatçı’ kimliğine yükseltilmişti. Bu plan da benim alelade bir suçludan sanatçıya dönüşme planımdı! Ne diyordu Hotel Artemis filmindeki adam: Yaptığım iş bu. Hayatta ne işte becerikli olacağını seçemezsin!” Çakarlı Nuriye cümlesi biter bitmez sağ elinin işaret parmağındaki yakut taşlı kocaman yüzüğün tepesini ısırdı. Yüzüğün taşı yere yuvarlanırken içinden çıkan minnacık bir yumuşak kapsülü dişleriyle patlattı. Çakarlı Nuriye son nefesinde “Bükemediğin eli öpeceksin derler ama ben bu alemde kimsenin elini öpmek için eğilmedim be güzel gacı!” diyerek yere yığıldı. Teğmen Tuncay sarsıntıyla yere yığılan koca gövdenin üzerine atlamış ve kenetlenmiş dişlerin arasından siyanür kapsülünü çıkarmayı denemişti. Maalesef yetişememişti.

Bölüm 16: TİLDA WOODSTOCK’TAN SESLENDİ – BEN DE #SUSAMAM

Tilda ve diğerleri 1969 yılında yapılmış ve rock tarihine altın harflerle yazılmış Woodstock konserinin 50. yıl anma konserine gideceklerdi ama konser iptal oldu. Tilda yine de arkadaşları ile New York’a uçarak Bethel kasabasındaki artık Tarihi Yerler Ulusal Listesi’ne alınmış bu konser alanına gitti. Çünkü burası annesi ve babasının tanışıp aşık oldukları yerdi. Bu hülyalı gezileri berbat bir haber ile son bulacaktı:

“Hep eski şarkılar yenilerinden ya da güncellerinden daha güzel diyoruz ya Mehmet. Şunu unutuyoruz. Sadece yıllara meydan okuyan ve dinleyicinin zevkinden süzüle süzüle birikip müthiş bir tortu oluşturmuş o şarkıları dinlediğimiz için hepsi güzel geliyor. Çünkü güzel olmayanlar plak-kaset-CD’lerin veya bilgisayardaki mp3 dosyalarının kenarında köşesinde analog veya dijital olarak yok olmayı bekliyor. Süzülüp gelen ve genel kanı ile güzel olduğu kabul görenler Youtube gibi ortamlarda parlatıla parlatıla sonraki ve sonraki nesillere aktarılıyorlar. O yüzden ilk Hababam Sınıfı filminin yapıldığı sene başka bir sürü film çekilmiş olmasına rağmen şu anda beş ila on beş yaş arası çocuklar o filmlerden sadece “Eyvah Mahmut Hoca!” repliğini biliyor. Sanat, bilim, mimari her ne olursa olsun ürettiğimiz şeylerde bizden ötekilerden etkilenip onların yaptıkları üzerine katlar inşa etmemiz, sadece eskilerin ekmeğini yemek anlamına gelmemeli. Olsa olsa ilham almak veya etkilenmek olarak isimlendirilmeli bence. Mesela Şanışer isimli rapçinin etrafında toplaşan gençler #Susamam isimli rap şarkısını yazar ve söylerken Barış Mançolardan, Cem Karacalardan, Neşet Ertaşlardan, Selda Bağcanlardan hiç mi ilham almadılar? Elbette aldılar. Yani eğer annem yaşasaydı böyle söylerdi size. Anne ve babasının tüm itirazlarına rağmen New York Üniversitesi’nde psikoloji okumayı yeğlemişti. Halbuki daha geçerli bölümler var kızım, demişlerdi ona. Şu an burada olduğumuz için duygusallaştım sanırım, onun gibi düşünüyor, onun gözleriyle görmeye çalışıyorum. Kusura bakmayın.” (…)

Tilda’nın telefonuna Basti’yi ve dedektiflik bürosunu emanet ettikleri Komiser Okan’dan bir mesaj geldi: TELAŞLANMA TİLDA İZ ÜZERİNDEYİM. BASTİ KAÇIRILDI!”

Bölüm 17: ELVİS’LE BİR YILBAŞI GECESİ – BU GECE YALNIZ MISIN?

Basti’nin kaçırılma haberiyle beraber Tilda ve Mehmet koşarak İstanbul’a döndüler. Fakat Tijen Hanım İngiltere’de beaber çalıştığı eskisevgilisi Isaac’ten Las Vegas’taki 42. A New Year’s Eve with Elvis- Are You Lonesome Tonight?/ Elvis’le Bir Yılbaşı Gecesi-Bu Gece Yalnız Mısın? Etkinliği için davet almıştı. Tilda Basti’yi biz buluruz sen Issac’e git, diyerek ısrar ettiği için Las Vegas’a geldi.

Tilda ve Mehmet Basti’yle beraber 5 köpeğin de kaçırıldığını haber aldılar. Bütün bu hayvanları kaçırarak annesinin ölümünün intikamını almaya çalışan Çakarlı Nuriye’nin kızı 8 Oktan Necla idi. Necla intikamdan bir adım daha ileri giderek polis karakolunu da patlatacaktı. Tijen Hanım ise müthiş Elvis performansları için gittiği Las Vegas’ta Elvis taklitçisi bütün siyahi erkeklerin öldürülmesi olayıyla yüz yüze geldi:

“Böyle bir durumda siyahileri öldüren kişi, ırkçı ve faşist olarak niteledikleri Elvis’e özenen kendi siyahi kardeşlerinin cezalandırılması gerektiğini düşünen bir siyahi kardeşleri olmalıydı. Soruşturmayı yürüten teğmenle konuştuğumda araştırmanın ırkçı olmadığını her yönü araştırdıklarını söyledi bana. İçimi rahatlatmamıştı bu elbette. Bir yandan da Isaac ve diğerleri kendi siyahi arkadaşları arasında bir araştırma başlatmışlardı. Sonunda bizim katılmadığımız yemek için tutulan davetliler listesinde, sadece siyahi Elvis’lerin “vegan yemek yiyecek” olarak işaretlenmiş olduğu tespit edildi. Hatta yemek esnasında asıl vegan yemek tercih eden davetliler tabaklarında hayvansal gıda görünce şaşırmış fakat bir karışıklık olabileceğini düşünüp ortalığı velveleye vermemişlerdi. Vegan yemeklere özellikle katılan zehir siyahi Elvis’lerin odalarında henüz uykuya dalamadan ölmelerine sebep olmuştu. Şimdi bütün mesele bu bilgilere ve yemek listesine kimin erişimi olduğunu ve bunca insanı öldürmek için kimin bir nedeni olduğunu bulmaktı.” (…)

“8 Oktan Necla Almanya’dan dönmüş mü?”

“Neeee? Necla Çakarlı’nın kızı mıymış?

Aynı anda 8 arabanın üzerinde Oktan bileşiğindeki 8 adet karbonu ifade eden 8 adet C harfi alev alıp arabaları tek tek patlatmaya başladı. Peşinden gelen binanın nezarethanesi ve bodrum katının dörtte birini havaya uçuran patlama ile yürüyebilecek kadar az yaralanmış kilit altındaki herkes firar etti.

Bölüm 18: AYŞE TATİLE ÇIKTI DA TİLDA NEREDE?

Patlamada yaralanan Komiser Okan yoğun bakıma alındı. Patlamadan sonra Tilda da kayıplara karıştı. 8 Oktan Necla intikama doymadığı için şimdi de Tilda’yı kaçırmıştı.  Basti ile kaçırılan köpeklerden biri Zetonya başkonsolosunun köpeği idi. Subay ve bir hacker olan büyük kızı Nadia köpeğini bulmak için tasmasındaki vericiyi takip etti. Uzun çabalar sonucu Basti ve köpeklerin Silivri’de bir depoda tutulduğunu tespit etti. Tijen  Hanım ve sevgilisi Isaac de Amerika’dan gelerek Mehmet, komiser yardımcısı Teğmen Tuncay ve Nadia ile beraber Tilda ve hayvanları kurtarma operasyonu düzenlediler. Basti ve köpekler kurtuldu ama Tilda’dan eser yoktu:

Necla’nın adamlarının depoya yerleştirdiği Silivri’nin yarısını patlatacak miktardaki 8 parça C4’ü elindeki profesyonel İsviçre çakısı ile küçülten Nadia, bağlantı fünyelerini teker teker eski yerlerine taktı. Patlamaya kadar hayvanlara göz kulak olmaları için depoda bırakılan iki adamı Teğmen Tuncay ile beraber etkisiz hale getirip güvenli bir mesafeye taşıdılar. Sonuçta onlar bir asker ve bir polisti, katil değillerdi. Hayvanları kaçıran ve zorla burada tutan o iki şerefsiz olsa da onlar daha büyük bir şerefsize emir kulluğu yapmaktaydılar. Ve bunun için hapis yatmaları gerekirdi, C4 tarafından parçalanmaları değil!

Patlayıcı miktarını azalttıktan sonra deponun içine ve dışına kasaptan alınmış onlarca kilo et, ciğer ve barsak yaydılar. 5 köpek ve 1 kediyi siyah poşetlere sarılı hayvan kutularında depodan çıkarırlarken Nadia’nın hiç susmayan kulaklığında Elvis Presley’in “A Little Less Conversation” isimli şarkısının bateri ve bas gitar ağırlıklı girişi çalmaya başladı. Genç kadın gülümsedi. Çünkü bu şarkı Oceans’ Eleven filminde Danny Ocean ve ekibinin Bellagio otelinin kumarhanesinden 163 milyon doları sahte SWAT ekibi kıyafetleri ile çıkarmaları görüntülenirken çalan şarkıydı. Nadia ve diğerlerinin filmdeki gibi ellerinde çantalar ve siyah giysiler içinde kaçırdıkları canlılar belki bir 163 milyon dolar değildi ama manevi olarak çok daha değerliydi.

Bölüm 19: 14 ŞUBAT’TA NEREDE PATLAMAK İSTERSİNİZ?

8 Oktan Necla Tilda ile Almanya’ya kaçtı. Silivri’de tertip ettiği patlamada tüm hayvanların öldüğünü sanıyor ve böbürleniyordu. Ekip Tilda ve Necla’yı Düsseldorf’ta hummalı bir şekilde aramaya koyuldu. Tilda’nın üzerine yerleştirdikleri vericinin sinyalini yakaladıklarında onları boş bir ev ve dev ekranlı bir TV bekliyordu. Necla Tilda’yı Kahire’ye kaçırmış ve zekasından daha büyük olan kibrini tatmin etmek için genç dedektifi Mısır’ın en büyük piramidi olan Keops’un üzerine patlayıcılarla zincirlemişti. Elinde tuttuğu kumanda ile 4500 yıllık piramitleri yerle bir ederken intikamını da alacaktı:

“Benim de sana iki çift lafım olacak Necla! Bilir misin, bazı erkekler Doğan SLX gibidir adı havalı ama içi tıs. Önüne dik bir yokuş geldi mi ikinci vitesten birinciye takmazsan yığılır kalırsın. Benzin desen harcadığının haddi hesabı yok, gittiğin yol desen bir arpa boyu. Tıpkı senin C4 patlayıcılarını satan adamlar gibi. Önemli olan kime güveneceğini bilmektir Necla. Bak Komiser Okan’a. Ben ona ve Türk polisine güvendim. Sen ilah da adalet de benim dedin ama yarı yolda kaldın Necla! Bir zamanlar altın içinde yüzmüş olan bu şehrin altını üstüne getireyim istedin ama altından kalkamadın Necla!”

Necla üzerinde bulunduğu iş makinesinden Komiser Okan ve Tilda’ya kıvılcımlar saçan bir bakış fırlattı. “Seni hafife almışım Okan! Bir daha senin gibi bir erkek bulursam kimseye bırakmam yapışırım yakana. Tilda seninle de işimiz bitti sanma! Adios amigos!” (…)

Silivri’deki depoya kaçırılıp hapsedilen köpeklerden Katya başta olmak üzere, Herkül, Paçoz, ve Hulk  kadını iyice hırpaladılar. Arkadan şimşek gibi fırlayan Zeus zaten bir deri bir kemik olan Necla’nın sol bacağına öldürücü darbeyi indirdi. O sırada bir helikopter sesi duyuldu. Necla, kendisini kaçırmak için gelen helikopterden atılan ip merdivene tutunduğunda, hayvanın güçlü çeneleri arasına sıkışmış bacağı mı yoksa hayatı mı diye bir karar vermek zorunda kaldı. Helikopter ağır ağır yükselirken Zeus ağzındaki bacağı son bir silkeleyişle sahibinden kopardı. Boşta kalan dizinden aşağı kanlar damlayarak helikoptere çekilen Necla, polisten kurtardığı paçasını köpeklerden kurtaramamıştı. Bundan sonra bacağından geriye ne kaldıysa, onunla yaşamak zorunda kalacaktı.

***

İskenderiye Şehri, Mısır, Afrika:

“Osmanlı İmparatorluğu gibi kadınım!” dedi Tilda. “3 kıtada ayak izlerim var. Avrupa, Asya ve Afrika’da.”

“Ve dahi Amerika’da!” diye ekledi Tijen Hanım.

Tijen Hanım ve Teğmen Tuncay Tilda’yı Düsseldorf’ta arayıp Kahire’de bulmuşlardı. Ama ne buluş! 8 Oktan Necla Tilda’yı Piramitlerin tepesine patlayıcı ile zincirlemişti ama Komiser Okan’ın zeki hamlesi sayesinde etkisizleştirilmiş olan patlayıcılar sadece orada bulunanlara bir 14 Şubat havai fişek gösterisi sunmuşlardı. Hep beraber İskenderiye’de buluşmuş, Kayıtbay Kalesi’nin bahçesinde rüzgara karşı oturmuşlardı. Tilda’nın saçları 8 Oktan Necla’nın emriyle kazınmış olduğu için genç kadın saçlarını dağıtıp rüzgarlara bırakamamıştı.

“İyi ki Basti’yi buralara getirmediniz Tijen Hanımcığım.” dedi Tilda. “En son İngiltere’ye götürdüğünüzde başımıza ne işler açtığını gördük!”

“Kıyamam ben ona Silivrilere düştü kedicik, neler çekti kim bilir o kötü depoda?” dedi Tijen Hanım.

Komiser Okan telefonundan başını kaldırarak ciddi bir suratla sordu: “Umarım Basti’yi emanet ettiğiniz kişi ona iyi bakıyordur Tijen Hanımcığım. Aldığım habere göre Coronavirüs yüzünden Türkiye’ye giriş çıkışlar kapatılacakmış. Acele etmezseniz kalacağız buralarda. Haydi koşun!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s