TİLDA VE DİĞERLERİ 19: 14 ŞUBAT’TA NEREDE PATLAMAK İSTERDİNİZ?

Previously on Tilda ve diğerleri:

Her şey bir yavru köpekle başladı. Türkiye’nin ilk Ermeni kadın dedektifi Tilda Ahırkapı’nın kahraman kedisi Basti, büronun komşu bahçesindeki gül ağacının dibinde yarısına kadar gömülü bir köpek buldu. Köpek kurtarıldı. Aşığına köpekle “Seni gömeceğim!” mesajı vermek isteyen kadın, Aksaray’daki paravan otelinde türlü pis işler çeviren Çakarlı Nuriye idi. Mesaj verdiği adam o binada muhasebe bürosu olan ve karısından boşanıp Nuriye’yi almaya yanaşmayan muhasebeciydi. Nuriye muhasebeciyi bıçakladı. Adam öldü. Çakarlı Nuriye Dedektif Tilda tarafından enselendi. Gençliğinde ilk ve son kez polisin eline geçtiği zaman, parmak izlerini çakmakla yakarak polise delil vermemiş olan kadın, yakalanıp delil yetersizliğinden salınınca Tilda’yı öldürtmek istedi. Sonra tekrar yakalandı. Hapse gireceğine ölmeyi tercih etti ve siyanür içerek intihar etti.

Çakarlı Nuriye’nin gençken Almanya’ya kaçarak gizlice doğurduğu ve kanunsuz işler konusunda annesinin dibine düşmüş olan 8 Oktan Necla, Tilda’dan intikam almak için Türkiye’ye geldi. 8 Oktan Necla Önce Tilda’nın dedektiflik bürosunun kahraman kedisi Basti ile 5 köpeği sahiplerinden çalarak rehin aldı. Tilda’nın bürosunun en yakınındaki polis karakolu olan Naltepe İlçe emniyet Müdürlüğünü havaya uçurdu. Olayda Çakarlı Nuriye’yi adım adım takip etmiş Komiser Okan ağır yaralandı, komaya girdi. Yardımcısı Teğmen Tuncay sıyrıkla atlattı.

Necla ardından Tilda’yı kaçırdı. Köpeklerden biri Zetonya Fahri Başkonsolosunun küçük kızına aitti.  Zetonya ordusunda subay olan Konsolosun büyük kızı Nadia köpeklerin rehin tutulduğu Silivri’deki depoyu kendi yetenekleriyle bulmayı başardı.

8 Ocak 2020 saat 08.08, karanlık, soğuk ve nemli bir depoda, Silivri, İstanbul:

Teğmen Tuncay, Nadia, Tilda’nın yardımcısı Mehmet ve kadim dostu Tijen Hanım deponun civarına vardıkları anda, saat 08.08’de depo ve etrafındaki araçlar büyük bir gürültüyle patladı. Uzay adamı gibi giyimli ve maskeli bomba ekipleri maalesef patlama anında intikal edebildikleri olay mahallinde bomba imha edecekleri yerde ceset toplama görevini üstlendiler. Üniformalarıyla kapı gibi 6 adam, yerden parçalarını topladıkları 5 köpek ve bir kedinin cesetlerini siyah ceset torbalarına doldurduktan sonra kocaman adımlarla enkazı terk ettiler. Tijen Hanım’ın gözyaşları içinde adamlara doğru koşup birincisine yetişemeyip ikinci adamın önce sırtından sonra adam ona doğru dönünce göğsünden yumruklarkenki görüntüleri tüm TV kanallarına canlı olarak yansıdı:

“Onların hiçbir suçu yoktu! Ağızları var dilleri yoktu gariplerin! Nerede kaldınız ha! Nerede kaldınız!

***

8 Ocak 2020 saat 06.30, karanlık, soğuk ve nemli bir depoda, Silivri, İstanbul:

Patlamadan 1 saat 38 dakika önce Nadia ve Teğmen Tuncay Nadia’nın planını uygulamaya koyuldular. Teğmen, Nadia, Tijen Hanım ve Mehmet sabah altı buçukta depoya geri geldiler. Geldiler ama Tilda’yı bulamadılar. Necla’nın adamlarının depoya yerleştirdiği Silivri’nin yarısını patlatacak miktardaki 8 parça C4’ü elindeki profesyonel İsviçre çakısı ile küçülten Nadia, bağlantı fünyelerini teker teker eski yerlerine taktı. Patlamaya kadar hayvanlara göz kulak olmaları için depoda bırakılan iki adamı Teğmen Tuncay ile beraber etkisiz hale getirip güvenli bir mesafeye taşıdılar. Patlayıcı miktarını azalttıktan sonra deponun içine ve dışına kasaptan alınmış onlarca kilo et, ciğer ve barsak yaydılar. 5 köpek ve 1 kediyi siyah poşetlere sarılı hayvan kutularında depodan çıkarırlarken Nadia’nın hiç susmayan kulaklığında Elvis Presley’in “A Little Less Conversation” isimli şarkısının bateri ve bas gitar ağırlıklı girişi çalmaya başladı. Genç kadın gülümsedi. Çünkü bu şarkı Oceans’ Eleven filminde Danny Ocean ve ekibinin, Bellagio otelinin kumarhanesinden 163 milyon doları sahte SWAT ekibi kıyafetleri ile çıkarmaları görüntülenirken çalan şarkıydı. Nadia ve diğerlerinin filmdeki gibi ellerinde çantalar ve siyah giysiler içinde kaçırdıkları canlılar belki bir 163 milyon dolar değildi ama manevi olarak çok daha değerliydi.

Manevi olarak değerli olan bir başka şey daha vardı. Bütün dünyayla beraber 8 Oktan Necla da canlı yayında köpeklerin bulunduğu deponun havaya uçtuğunu izlemiş ve sahiplerinden çaldığı tüm günahsız hayvanların paramparça olduğunu sanmıştı. Bomba imha ekibi tarafından siyah ceset torbaları içinde taşındığını sandığı minik bedenlere Tijen Hanım’ın teatral isyanını izleyen Necla, zevkten sekiz köşe olmuştu.

Necla, patlamanın olduğu saatlerde, Tilda’yı da alarak kılık değiştirmiş olarak sahte kimlikle Almanya’ya kaçtı. Tilda’yı da kedi ve köpeklerle beraber oracıkta C4’le parçalarına ayırabilirdi fakat zekasının yanı sıra bir lanet gibi kişiliğine yapışmış kibri buna müsaade etmedi. Anlaşılan annesinin ölümüne sebep olduğuna inandığı Tilda için daha büyük planları vardı.

***

Kız kardeşinin köpeği de Basti ile kaçırılan köpeklerin arasında yer alan Zetonya Fahri Başkonsolosunun büyük kızı Nadia, Silivri’de hayvanların rehin tutulduğu deponun bulunmasında başrol oynayan kişiydi. Zetonya ordusunda eğitimli bir asker olmasının yanı sıra profesyonel hayatından ayrı tuttuğu hacker’lık yeteneklerini Tilda’nın arkadaşları ve Teğmen Tuncay ile birleştirdiğinde sonuca ulaşmışlardı.

Necla’nın 8 ocak sabahı saat 08.08 de patlattığı(nı sandığı) 5 köpek ve dedektiflik bürosunun kahraman kedisi Basti için yapılan sözde cenaze töreni İstanbul içinden ve dışından dahi gelen hayvan seven-sevmeyen yüzlerce insanın katılımıyla 8 Oktan Necla’ya karşı bir nefret seline dönüştü.

9 Ocak 2020, Suadiye Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki dedektiflik bürosunda:

Dedektif Tilda’nın makyöz arkadaşı Tijen Hanım, yardımcısı Mehmet, Teğmen Tuncay ve Nadia büroda bir araya geldiler. Tijen  Hanım’ın erkek arkadaşı Isaac’i Tilda’ya takip cihazı takabilsin diye  Düsseldorf’a giden uçağa son dakikada bindirmişlerdi.  Teğmen Tuncay hastaneyi arayınca amiri Komiser Okan’ın henüz komadan çıkmadığını öğrendi. Onsuz bir değil neredeyse iki kişi eksiktiler. Tam o sırada Zetonya’dan İstanbul’a konsolosluk köpeğinin kaçırılma olayını çözmek için gönderilmiş olan iki dedektif büroya gelip ekibe katılmak istediklerini söylediler. Görünüşe göre onlar da Nadia gibi açığa alınmışlardı. Birlikten kuvvet doğacaktı. Fakat Necla gibi eli kolu uzun bir profesyonel suçlu için bir araya gelmiş bu yedi kişilik ekip, ne kadar başarılı olacaktı?

10 Ocak 2020, 188 Erasmus-Strasse, Düsseldorf, Almanya:

Tilda ve 8 Oktan Necla’yı takip eden ekip Düsseldorf şehir merkezinde bir eve yerleştiler. Orada Isaac ile bir araya geldiler. Aldıkları son bilgiler oldukça iç karartıcıydı. Bu şehir tabiri caizse Necla’nın çöplüğü idi ve her çöplük gibi buranın da horozu bir taneydi. Tilda’yı havalimanının yakınlarında kale gibi korunan bir malikanede tutuyorlardı. Neyse ki takip cihazından gelen sinyaller sayesinde genç kadını her saniye takip etmeleri mümkündü.

10 Ocak 2020, 13 Edmund-Bertrams-Strasse, havalimanı yakınları, Düsseldorf, Almanya:

8 Oktan Necla uçaktan inip kale gibi güvenli malikanesine geçer geçmez rahat bir soluk alabilirdi. Ama almadı. Onun gibi hayatını başkalarını ezerek kazanan ve kanun dışılığı yaşam biçimi olarak algılayan insanlar hiç kimseye güvenmezler, hiçbir işlerini şansa bırakmazlardı. O meşhur Hollywood repliğinde dendiği gibi Necla da hep “Ben tesadüflere inanmam!” derdi. Bunca yıldır sayısız defa yaptığı uçak yolculuklarının hiçbirinde denk gelmediği bir olaya, Tilda’yı kaçırmak için yaptığı yolculukta denk gelmişti. Elvis kılığına girmiş mukallit bir adam, uçağın tekerlekleri piste değdiği anda uçağın daracık koridorunda gereksiz dans hareketleri yapmaya başlamıştı. Etrafındaki ilgi yumağından dolayı sendeleyen bu siyahi Elvis taklidi adam, Necla’nın babaannesi Gertrude Gergermeyer rolünde uyuşmuş Tilda’yı tekerlekli sandalyeye tekrar oturturlarken, Tilda’nın üzerine kapaklandı. Tilda damarda verilen serumun içine katılmış Dormicum (ameliyat öncesi sedasyon yapmak için verilen ilaç) yüzünden elbette tüm olanlardan bihaberdi.

Elvis’ten huylanan 8 Oktan Necla, malikanedeki yardımcı personele Tilda’nın canım uzun kumral saçlarının kazınması emrini verdi. Genç kadını çırılçıplak soydurup üzerindeki kıyafetleri kazanda yaktırdı. Tilda’nın artık ilaç verilmediği için ayılmış ve tekerlekli sandalyeye kelepçelenmiş saçsız halini görünce kahkahayı bastı:

“Şimdi bir şeye benzedin işte! Auschwitz’e götürülmüş akraban vardır elbet! Ha pardon yahu sen Yahudi değildin değil mi Ermeni’ydin! Olsun ne fark eder! İnanmadıktan sonra bütün dinler, kardeş olmadıktan sonra bütün ırklar aynı benim için! Hahahahaha!”

Necla’nın kahkahaları en güvendiği adam olan sağ kolu Helmut tarafından bölündü. “Kadının ensesinde bir mikro izleme cihazı bulduk Frolayn Necla. Ne yapmamızı istersiniz? Onu da kazanda yakalım mı?”

“Sakın ha! İzleme cihazı kalsın. Bırak izlesinler küçük Tildacıklarını. Bu daha çok işimize gelir.”

13 Şubat 2020, 188 Erasmus-Strasse, Düsseldorf, Almanya:

Teğmen Tuncay ülkeye adımını atar atmaz yerel polis ve İnterpol ile temasa geçti. Kaçırılan kadının üzerinde sinyal verici olduğu bilgisi doğrulandı. Almanya’ya gelişlerini takip eden otuz dört gün boyunca kiraladıkları iki araçla Necla’nın evini gözetlediler. Değişen hiçbir şey olmadı. Ne onlar evin yakınına yaklaşabildiler ne de evde bir hayat belirtisi tespit ettiler. Tilda’nın ensesine yapıştırılan aletten gelen sinyal genç kadının hala evde olduğunu gösteriyordu.

Bir grup kişi evi gözetlerken Zetonyalı dedektifler de Necla’nın adamlarına yanaşıp içeriden bilgi sızdırabilecek birini bulma peşindeydiler. Fakat anladılar ki, 8 Oktan Necla’nın adamlarından rütbe sırasına göre 15. adamdan ileriye yanaşılamıyordu. Sağ kolu olan adamın sadece adı biliniyordu: Helmut. Hiç kimse cismini tarif edemediği gibi hiçbir yer üstü ve yeraltı kaynağından adama ulaşılabilecek herhangi bir numara bulunamadı.

Necla’nın adamları satın alınamazdı. Çünkü en çok parayı her zaman o öderdi. Kendi besleyip büyüttüğü genç adamlar dışında kimseye güvenmezdi. Kendi bildiği yerden başka kimseden alışveriş etmezdi. O zaman 8 Oktan Necla’nın kabuğunu kırıp yumuşak karnına nasıl ulaşılabilirdi?

13 Şubat 2020, 13 Edmund-Bertrams-Strasse, havalimanı yakınları, Düsseldorf, Almanya:

“Kimse benim yumuşak karnıma ulaşamaz!” diye bağırıyordu Necla, malikanenin iki TOKİ dairesini içine alabilecek kadar büyük salonunun ortasında. “Demek benim adamlarımın peşine düşmüş İstanbul’dan gelen kendini bilmezler! Şaka gibi yahu! Herkes kendi kapısının önünü temizlese ve herkes kendi çöplüğünde ötse bu dünya ne kadar yaşanabilir bir hal alırdı halbuki!”

Adamlarına her yerdeki güvenliğin en üst seviyeye çıkarılması emrini verdi. Hırsını alamıyordu Necla, evin ortasında bağırarak konuşmaya devam etti:

“Hiçbir erkeğe baş başayken güvenmem. Ama bir araya geldiklerinde, mesela on kişi olduklarında güvenirim. Özellikle de maaşlarını ben ödüyorsam! Hahahahaha! Çünkü çoğalınca it sürüsü gibi olur bunlar. Başlarında bir alfa lider isterler. O yüzden sen ne dersen onu yaparlar. Havlamalarına kulak asmamak lazım. Bir de zincirlerini kısa tutmak!”

Tilda’yı karşısına oturtmuş, ona doğru bağırıyordu. Elleri kelepçeli bir tutsak da olsa Tilda’nın Necla’ya paye vermeyen halleri onu daha da sinirlendiriyordu.

“Zayıfsın Necla. Sadece fiziki olarak değil ruhen de zayıfsın. Bedenen zayıflığını Blumia denen hastalığa borçlusun. Görüyorum, çifte gidecek bir öküz kadar yemene rağmen sıfır bedensin. Bunun da tek açıklaması olabilir. Yedikten sonra hepsini kusuyorsun. Senin gibi blumik bir kadın daha biliyorum. Rahmetli Amy Whinehouse. Onun için çok üzülmüştüm, hâlâ da üzülürüm. Ama sana acımıyorum. Başına gelebilecek her türlü melaneti hak ediyorsun sen!”

“Kapa çeneni pis dedektif bozuntusu! Orospu olmayan orospu derken annem az bile demiş sana! Şansı yaver gitmiş bir kevaşesin altı üstü! Burası İstanbul değil senin borun ötmez burada! Nerede o her seferinde seni kurtaran polis arkadaşın Komiser Okan? Komada mı! Ah yazık! Emniyet binasındaki patlamada mı yaralandı yoksa! Hahahaha! Erkeklere fazla güvenmeyeceksin Tilda! Bazı erkekler Ferrari gibidir bilir misin? İşte o erkeklerle Monte Carlo’nun kumarhane girişlerinde valelere sükse yaparsın. Berlin’in kapısında kuyrukta beklenen girmesi neredeyse imkansız gece kulüplerinde kapıdaki kel ve gözlüklü korumaya takılmadan giriş yaparsın. Kışın Paris’in dondurucu soğuğunda kafe-latte içerken koluna takar, anşante diyerek Fransızca konuşursun. Kendine öyle sağlam bir erkek bulamazsan, yaban ellerde eli kelepçeli kalırsın böyle!’

“Bu yaptıkların yanına kâr kalmayacak biliyorsun değil mi Necla!”

“İlahi adalet mi diyorsun gülüm? Ben ilahlara da adalete de inanmam bilesin. Burada ilah benim, adalet de benim, haberin olsun!”

13 Şubat 2020,  Düsseldorf şehir merkezinde bir yerde, Almanya:

Tijen Hanım ve arkadaşlarından birinci ekip Necla’nın evinin etrafında sabahlayacakları otuz dördüncü gece evde ve Tilda’nın vericisinde bir hareket başladı. İki tane siyah panel-van minibüs kale gibi korunan malikaneden çıkıp şehir merkezine doğru yol almaya başladılar. Bir binanın garajına girip araç değiştirdiler. Ne kadar çabalasalar da Teğmen Tuncay liderliğindeki ekip Tilda’yı hangi araca geçirdiklerini tespit edemediler. Bu sırada vericinin sinyalini de yitirdiler.

13 Şubat 2020, Düsseldorf Havalimanı, Almanya:

“Biliyor musun buralarda NSU-Nationalsozialistischer Untergrund denen bir örgüt var. Aşırı sağcı. Dönerci cinayetlerini filan duymuşsundur.  Şimdi takdir edersin ki Nadolf Nitler’den sonra Almanya’da aşırı sağcı olmak tü-kaka. Ama yine de 12.000 aşırı sağcı kişi olduğu belirlendi. Bunlardan 50 kişinin tehlikeli ve takip edilmesi gereken kişi olduğu hükümet tarafından bildirildi. Ama muhalefet 12.000 kişiden sadece 50’si mi tehlikeli diye karşı çıkıyor. Hahahahahha! Bilmiyorlar ki bunlardan birisi de benim! Düşünsene benim ben!”

8 Oktan Necla, Tilda’yı siyah minibüslerle evden göndermiş olmasına rağmen sanki karşısında Tilda varmış gibi konuşuyordu. Zihnindeki delilik ve dahilik arasındaki sınır kötülükle çizildiği için, kafatasını zorlayan fikirlerle ancak kendi kendine konuşarak başa çıkabiliyordu. Çünkü avro milyarderi de olsa şu yalan dünyada Necla’nın para ödemeden yanında yöresinde tutabildiği bir tane bile dostu yoktu.

“Fikirler eğer beş parasızsa ideallerde buluşurlar. Ama ‘Biz bir fikir için bir araya geldik.’ diyenlere para akmaya başlayınca adam seçmez olurlar. O zaman fikir parada buluşur. Paranın nereden geldiğini kimse umursamaz. Artık fikir kötülüğe dönüşmüştür. Benim gibi annesi Türk babası belirsiz bir Alman’ı bile aralarına alırlar. Havlamamaları için ağızlarına attığım avrolar onları susturur canım. Türkiye’de de olmadı mı bu? Sonradan sonuna ‘tö’ eklediler ve terör örgütü dediler. Hahahahahha!”

14 Şubat 2020, Düsseldorf şehir merkezinde bir yerde, Almanya:

Necla’nın havalimanından İnterpol’e gönderdiği sevgililer günü kartındaki mesaj ile Tilda’nın vericisinden tekrar sinyal gelmeye başlaması eş zamanlı oldu. 8 Oktan Necla yine bütün polisleri atlatıp ülkeden çıkmayı başarmıştı.

TİLDA’YI TESLİM EDECEĞİM AMA

İNTERPOL’DEN DOKUNULMAZLIK İSTİYORUM

Tijen Hanım ve diğerleri şehir merkezine doğru yola çıktılar. Sinyal bu sefer nokta vuruşu olarak bir bina ya da evi işaret etmiyor, 2 kilometrekare çaplı bir alanı gösteriyordu. Teğmen Tuncay’ın bağlantıya geçtiği yerel polis ve İnterpol hemen o alana bir zırhlı ekip gönderdi. Alanı kordon altına alıp sivilleri boşalttılar. Necla’nın, Tilda’nın vericisinin bulunduğu bu mekana da en sevdiği patlayıcı olan C4’leri yerleştirmiş olması ve tekrar ortalığı kan gölüne çevirmesi ihtimaline karşı bomba ekibi de yerini aldı.

Kordon altına alınan binaların kat kat aranması toplam yirmi iki dakika sürdü. Tijen Hanım bu 22 dakika boyunca nefes bile alamadı. Az sonra kadim dostuna sağ salim kavuşabilecek olma ihtimali gözlerinden yaşlar akmasına sebep oluyordu. Daha kötü bir ihtimali aklından bile geçirmek istemiyordu.

Zırhlı ekip sonunda sinyalin bir binanın 4. katından geldiğini tespit etti. Diğer binalardaki aramalar durduruldu. 4. katta bulunan üç daireden sinyal gelen ev hariç diğer ikisindeki siviller sessizce boşaltıldı. Bir, iki, üç! Kapı kırıldı, içeri girildi.

Polisler evde tehlikeli bir durum olmadığını bildirir bildirmez  Tijen Hanım ve arkadaşları 4. Kata koştular. Duvardaki dev ekran bir televizyon herkes içeri doluştuktan saniyeler sonra görüntü vermeye başladı. Önce Saw / Testere filmindeki sevimsiz kukla göründü ve Necla’nın sesiyle konuşmaya başladı.

“Sevgili polisler ve Tijen Hanımcığım! Annem Çakarlı Nuriye’nin polise asla teslim olmadığını, bir gün hapis yüzü görmediğini bilenler olarak, benim teslim olup bütün bu imparatorluğumdan cebime akan avroları bırakacağıma hanginiz inandıysanız en avanak odur, diyeceğim ama üzerinize alınmanızdan korkuyorum. Velhasıl ne teslim oluyorum ne de Tilda’yı teslim ediyorum. Ensesine yapıştırdığınız küçücük bir takip cihazı ile beni alt edebileceğinizi sandınız ya! Fıkra gibisiniz. E hadi o zaman!’’

LET THE GAMES BEGIN!

Kuklanın görüntüsünün ardından karıncalanan ekran birdenbire CNN’in canlı yayınına geçti. Kocaman sahra çölünün üzerinde 4500 yıldır dimdik ayakta duran, Mısır’ın en büyük ve dünyanın ikinci en büyük piramidi olan Keops’un üzerinde uçan bir helikopter, canlı görüntüleri veriyordu. Piramidin en tepesinde etrafı kilolarca C4 patlayıcı ile çevrili Tilda Ahırkapı vardı.

Piramidin belirli bir mesafe uzağında dev bir iş makinesinin üzerinde elinde megafonla ayakta duran Necla’nın sesi duyuldu.

“Komiser Okan! Duyuyor musun beni!”

Tijen Hanım bayılmadan, Teğmen Tuncay da bayılan kadını tutmadan önce ağızlarından şu cümle döküldü:

“KOMİSER OKAN MI? KOMİSER KOMADAN ÇIKMIŞ MI??”

14 Şubat 2020, Keops Piramidi, Giza Nekropolü, Kahire, Mısır:

“Bazı erkekler Volkswagen Transporter gibidir Komiser. Sade, gösterişsiz ama kullanışlı ve sağlam. Ve lakin yavaş. Her yere geç gelirler. Sen de öylesin işte Komiser Okan. Geç geldin. Senin avanaklar Tilda’yı Düsseldorf sokaklarında arayadursun, sen yerini buldun, geldin ama geç geldin. Demek ki bir erkek için geç gelmek her zaman iyi bir şey değilmiş! Hahahahahaha!”

Helikopterin çektiği görüntülerde sadece Keops piramidine zincirlenmiş Tilda’nın yanında değil, Giza platosunda büyük piramidin yanında bin yıllardır huzur içinde uyuyan diğer iki piramidin tepesinde de patlayıcılar olduğu görüldü. Piramitlere oldukça güvenli bir mesafede dev iş makinesinin üzerinde durmakta olan 8 Oktan Necla, elindeki kırmızı düğmeli uzaktan kumandayı gösterdi.

“Fazla endişelenmene gerek yok Komiser. Altı üstü bu zavallı piramitlerle beraber yol boyunca döşenmiş ve 19 kilometre ötedeki Kahire şehir merkezinin yarısını da yok edecek miktarda patlayıcı var o kadar! Sadece yapanlar değil yıkanlar da tarihe geçer, bunu bilesin. Hahahahahaha!”

“Necla bırak hikaye anlatmayı da gel teslim ol. Bak canlı yayındasın. Etrafın çevrildi. Hakkıyla teslim olursan mahkemede iyi halden filan 1500 yıl yersin, fazla değil!”

“Hahahahaha! Şakacı çocuk seni. Az sonra en sevdiğim Batman filmi olan Nolan’ın Dark Knight Rises / Kara Şövalye Yükseliyor filminden bir sahne oynanacak. Hani suratında maskesiyle bile çok yakışıklı görünen kötü adam Bane’nin canlı yayında tam milli marş okunduktan sonra Amerikan futbolu stadyumunu patlatışı var ya. Polisi yeraltına hapsedişi ve o salak Bruce Wayne’nin şehir yerle bir olurken hiçbir şey yapamayışı! Şimdi aynı zavallılığı sen de yaşayacaksın. Bir farkla! Seninki gerçek olacak! Ahahahahhahaha!”

8 Oktan Necla son kahkahasını da patlattıktan sonra Komiser Okan, Mısır polisi ve İnterpol’ün uyarılarına rağmen elindeki kumandanın kırmızı düğmesine bastı.

14 Şubat 2020, Düsseldorf şehir merkezinde bir binanın 4. katında, Almanya:

Teğmen Tuncay ve arkadaşlarının bakakaldığı dev ekran karıncalandı. Görüntü gitti. Tilda’yı burnunun dibinde ararken, karadan 5365 kilometre uzağında görüp çaresizce ekrandan seyretmeyi hazmedemeyen Teğmen Tuncay, şarjöründeki mermileri televizyona boşalttı. Ama artık çok geçti.

11 Ocak 2020, Martal İlçe Emniyet Müdürlüğü, İstanbul:

Tijen Hanım ve arkadaşlarının Almanya’ya kaçırılan Tilda’yı bulabilmek üzere Düsseldorf’a uçtuklarının ertesi günü Komiser Okan komadan çıktı. Kendine gelir gelmez doktorların itirazına rağmen taburculuğunu istedi. Teğmen Tuncay’ın Almanya’daki ekibin başında olduğunu öğrenen Komiser, kendine ihtiyacı olmadıklarını anlayınca olaya ayrı bir koldan müdahale etmeye karar verdi.

8 Oktan Necla’nın adamlarından rütbe sırasına göre 15. adamdan ileriye yanaşılamazdı. Necla’nın adamları satın alınamazdı. Çünkü en çok parayı her zaman o öderdi. Kendi besleyip büyüttüğü genç adamlar dışında kimseye güvenmezdi. Kendi bildiği yerden başka kimseden alışveriş etmezdi. O zaman 8 Oktan Necla’nın kabuğunu kırıp yumuşak karnına nasıl ulaşılabilirdi?

Komiser Okan bu soruları sorduktan sonra iki seferdir sebep olduğu patlamalarla gösteri ve gösteriş merakını açık eden Necla’nın, Tilda’dan daha büyük bir patlama ile kurtulmayı planladığını anladı. Necla’nın yanına yanaşamıyor, yanındaki kimseyi satın alamıyorsa, satın aldığı şeylere müdahale edecekti.

Steven Soderbergh’in Ocean’s Twelve/ Ocean’s 12 filminde kötü karakter Willy Bank’in açacağı kumarhanedeki yeni ve yenilmez bir sistem olan “Greco”yu alt edebilmek için en başta ne yapmışlardı? Ta Meksika’ya gidip zar üreticisi firmanın zarlarına özel bir madde katmışlardı. Hileli olduğu hiçbir testte anlaşılmayan bu zarları özel Zippo çakmaklarla kontrol ederek masalardaki müşterilere kumarhaneden milyonlarca dolar kazandırmışlardı. Başka bir deyişle kimsenin ruhu duymadan kumarhane sahibinden o kadar para çalmışlardı.

Peki Komiser Okan ve ekibi ne yaptı? İnterpol, Düsseldorf’a iner inmez 8 Oktan Necla’nın yanında babaannesi rolünde tekerlekli sandalyede seyahat eden Tilda’nın sandalyesine bir verici taktırmıştı. Çünkü Necla’nın sadece adam kaçırmaktan değil diğer suçlarından da suçüstü yapılarak tutuklanması gerekiyordu. Komiser Okan tekerlekli sandalyedeki vericiden gelen bilgilerle harekete geçti.

Necla Tilda’nın ensesindeki vericiyi keşfedince sandalyeyi es geçti. 8 Oktan Necla onca patlama için kullandığı C4’leri bir yerlerden temin ediyor olmalıydı. C4’leri temin ettiği firmaya ulaşıldı. Necla’ya satılacak C4’lerin başka bir materyal ile değiştirilmesi sağlandı. Necla satın alınamazdı belki ama C4 üreticisi firma satın alınabilirdi. Her seferinde Necla iken, bu sefer en yüksek parayı ödeyen bu uluslararası suçluyu içeri atmaya kafasına koymuş olan Komiser Okan ve ekibiydi.

***

C4’leri üreten firmadan Necla’nın siparişlerinin Kahire’ye gönderilmek üzere hazırlandığı bilgisi geldiği anda Necla ve adamlarının, Tilda ile Kahire uçağında oldukları tespit edildi. Tijen Hanım ve diğerleri Tilda’yı Düsseldorf merkezde arayadursunlar, Necla ve Tilda çoktan Kahire’ye uçmuşlardı bile. Necla Düsseldorf’taki ekibin Tilda’yı kurtarmak için harcadıkları boş çabalarına kahkahalarla gülerek elinde tuttuğu kumandayı gösterecekti. Necla planının mükemmel işlediğini sansın ve herhangi bir B planına geçmesin diye, Komiser Okan Düsseldorf’takileri bilerek uyarmadı.

Komiser, Necla’nın ne pahasına olursa olsun o kumandaya basıp Tilda’yı ve Kahire’nin yarısını canlı yanında patlatacağını biliyordu. Nadia ne demişti: “Büyük zekaları alaşağı eden şey kibirdir.” Tilda’ya vereceği zararı tüm dünyanın gözü önünde yapma arzusuna kapılan 8 Oktan Necla böyle büyük bir şov yapmaya kalkışan kibrine yenik düştü.

14 Şubat 2020, Keops Piramidi, Giza Nekropolü, Kahire, Mısır:

8 Oktan Necla kumandaya bastı. Tüm ekranlar karıncalandı. Görüntü gitti. Giza platosundaki büyük piramitte ve onun yanında huzur içinde uyuyan diğer iki piramitte yüzlerce havai fişek patlamaya başlayarak müthiş bir seyir oluşturdu. Kameralar kayıt yapıyordu ama İnterpol’ün emri ile uydu ve internet bağlantısı kesilmişti. O anda orada bulunan ve güvenli bir mesafeye alınmış yüzlerce turist daha sonra görüntüleri İnstagram’dan #ValentinesDayFireworkatGiza hashtag’iyle paylaşacaklardı. C4’ler basit havai fişek malzemeleri ile yer değiştirilmişti ama ne olur ne olmaz, canı yayında bir facia olması kimsenin işine gelmezdi.

Komiser Okan Keops’un tepesine hazırda bulundurulan vinçle çıkarılıp Tilda’nın zincirlerini çelik makası ile keserken komiserin elindeki megafonu alan Tilda Necla’ya seslendi:

“Benim de sana iki çift lafım olacak Necla! Bilir misin, bazı erkekler Doğan SLX gibidir adı havalı ama içi tıs. Önüne dik bir yokuş geldi mi ikinci vitesten birinciye takmazsan yığılır kalırsın. Benzin desen harcadığının haddi hesabı yok, gittiğin yol desen bir arpa boyu. Tıpkı senin C4 patlayıcılarını satan adamlar gibi. Önemli olan kime güveneceğini bilmektir Necla. Bak Komiser Okan’a. Ben ona ve Türk polisine güvendim. Sen ilah da adalet de benim dedin ama yarı yolda kaldın Necla! Bir zamanlar altın içinde yüzmüş olan bu şehrin altını üstüne getireyim istedin ama altından kalkamadın Necla!”

Necla üzerinde bulunduğu iş makinesinden Komiser Okan ve Tilda’ya kıvılcımlar saçan bir bakış fırlattı. “Seni hafife almışım Okan! Bir daha senin gibi bir erkek bulursam kimseye bırakmam yapışırım yakana. Tilda seninle de işimiz bitti sanma! Adios amigos!”

“O iş makinesi ile saatte kaç kilometre hızla gitmeyi planlıyorsun Necla?” diye bağırdı Komiser Okan Keops’un zirvesinden.

O sırada güvenlik koridorunun arkasındaki bir polis konteynırının kapısı açılınca içerden çıkan 5 köpek ve bir kedi ok gibi fırladılar. Köpekler iş makinesinin üzerindeki Necla’yı hedeflerken, içlerindeki siyah-beyaz kedi, 2 milyon 3 yüz bin adet yekpare taştan yapılmış dünyanın ikinci en büyük piramidinin tepesine doğru tırmanmaya başladı. Köpekler otuz saniye içinde Necla’nın yanına vardılar ve bombaları patlatacağından emin olduğu için yanına silah almamış kadının bacaklarını ısırdılar.

“Allah kahretsin! Ben sizi Silivri’de patlatmamış mıydım! Pis mikroplu hayvanlar! Çekilin ayağımın altından! Sizi besleyen de kabahat! Lanet olası köpekler sizi!”

Komiser Okan Necla’ya cevap verdi: “Bazı kadınlar BMW 7.60 gibidir. Güçlü mü güçlü, akıllı mı akıllı. Ama onları dizgin altında tutmak zordur. 610 beygir gücündeki motoruyla bir gaza basarlarsa soluğu senin yanında alırlar. Sen Silivri’deki depoya patlayıcı koydun ama Zetonyalı bir kadın asker olan Nadia C4’leri azaltarak kontrollü patlama sağladı ve senin bütün planlarını alt üst etti Necla! Patlama olduğunda bu köpekler ve kedi çoktan depodan çıkarılmıştı. Canlı yayında hayvanları ölmüş gibi göstererek kibrinin keyfini çıkarmanı istedik o kadar.”

Silivri’deki depoya kaçırılıp hapsedilen köpeklerden Katya başta olmak üzere, Herkül, Paçoz, ve Hulk  kadını iyice hırpaladılar. Arkadan şimşek gibi fırlayan Zeus zaten bir deri bir kemik olan Necla’nın sol bacağına öldürücü darbeyi indirdi. O sırada bir helikopter sesi duyuldu. Necla, kendisini kaçırmak için gelen helikopterden atılan ip merdivene tutunduğunda, hayvanın güçlü çeneleri arasına sıkışmış bacağı mı yoksa hayatı mı diye bir karar vermek zorunda kaldı. Helikopter ağır ağır yükselirken Zeus ağzındaki bacağı son bir silkeleyişle sahibinden kopardı. Boşta kalan dizinden aşağı kanlar damlayarak helikoptere çekilen Necla, polisten kurtardığı paçasını köpeklerden kurtaramamıştı. Bundan sonra bacağından geriye ne kaldıysa, onunla yaşamak zorunda kalacaktı.

Tilda’nın dediği gibi, yaptığı kötülükler Necla’nın yanına kâr kalmamıştı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s