TİLDA VE DİĞERLERİ 14: GÜL AĞACI DİBİNDE GÖZDAĞI

Previously on Tilda ve Diğerleri:

Suadiye Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki dedektiflik bürosunun kahraman erkek kedisi Basti, geçirdiği tümör operasyonundan sağ salim çıkmıştı. Alt çenesindeki tümör çene kemiğinin ucuyla beraber alınmış, ağzının öteki tarafıyla kuru mama yemeye alışmış, komşu apartmanların bahçelerinde koşup oynamaya bile başlamıştı.

HIDRELLEZ HİKAYELERİ

Basti’nin iyileşmesinin sevincinin aksine dedektiflik bürosunda soğuk rüzgarlar esmekteydi. Türkiye’nin ilk Ermeni kadın dedektifi Tilda Ahırkapı, asistanı Mehmet Cinozoğlu ile yaptığı tartışma genç dedektifin sözü makyöz arkadaşı Tijen Hanım tarafından bölünmüştü: “Arkadaşlar! Bir saniye susun! Dünyada sizin saçma sapan tartışmalarınızdan daha önemli şeyler oluyor! Yeni Zelanda’da manyağın biri camiyi makineli tüfekle taramış ve bunu internetten canlı yayınlamış. Ölü sayısı 50.”

Herkes sustu. Dünya her geçen gün daha çok ölüme, daha çok deliliğe daha çok tahammülsüzlüğe doğru dönüyordu. Kimse kimseye saygı duymuyor hatta, onun gibi giyinmiyor, onun gibi düşünmüyor, onun gibi görünmüyor, onun gibi konuşmuyor, onun gibi ibadet etmiyor, hatta onun gibi sevişmiyor diye karşısındaki insanın hayatına son verebilecek kadar kendini üstün görebiliyordu.

***

Tilda ve Mehmet birbirleriyle konuşmamak için aynı anda büroda bulunmamaya çalışıyorlar, yanlışlıkla denk geldiklerinde ise birbirlerini görmezden gelerek bir bahane bulup büroyu terk ediyorlardı. Bu durumdan en çok Tijen Hanım etkileniyordu. Kendisi için çok kıymetli olan bu iki insanı ayrı ayrı önüne oturtarak konuşuyor, yine de barışmaları hususunda bir arpa boyu yol alamıyordu. Müslüman ve gayrimüslim toplumların yüzyıllardır dost olarak yaşadıkları bu Anadolu yarımadasında insanların en çok ayrıştıkları ve birbirine karşı kışkırtıldıkları dönem onlara denk gelmişti. Sanki oy, rant ve güç uğruna önce masum bir çocukmuş gibi başı okşanan azınlıklar sonra bu masumiyetlerinden faydalanılarak kendilerini savunamayacakları öngörüldüğünden bölücülükle, provokatörlükle suçlanıyorlardı da bütün bunların hıncı ve yükü Müslüman mahallesinde asla salyangoz satmamasına rağmen Tilda’nın ve büyükdedeleri Şırnak’ta yüzyıllarca her türlü dinle komşu yaşamış olmasına rağmen Mehmet’in omuzlarına binmişti.

Neydi bu insan ırkının sırf inançları yüzünden birbiriyle alıp veremedikleri?

Basti, eğer konuşabilse bunu sorardı elbet. Ama hayvanlar, yedi yaşında bir çocuğun tespit ettiği gibi insanlardan daha akıllıydılar çünkü onlar birbirleriyle konuşmadan anlaşabiliyorlardı.

Dedektiflik bürosunun kahraman erkek kedisi Basti o sabah gezmeye gittiği komşu apartmanın bahçesinden dönmedi. Aksine deli gibi miyavlayarak Tilda ve Mehmet’le beraber tüm mahalleliyi başına topladı. Mehmet Basti’nin miyavlayıp durduğu yerde artık koca bir çalılığa dönüşmüş bir gül ağacının dallarını aralayabildiğinde boz renkli bir yavru köpeğin yarısını gördü. Köpek, gülün en kalın dalına neredeyse bir öküzü zapt edebilecek kalınlıkta bir zincirle sabitlenmiş, zincire de kilit vurulmuştu. Hayvancağızın gövdesinin görünmeyen yarısı ise toprağa gömülmüştü. Mehmet hayvanı oradan kurtarabilmek için yana yakıla büyük bir tel kesme aleti aradı. Herkes çırpınıp yardım etmeye çalışırken köpeğin bulunduğu apartmanın giriş katındaki büronun sahibi Muhasebeci Muhittin Bey önce telaşlı telaşlı köpeğin etrafında dolandı, sonra arabasına bindi ve gazlayıp gitti. Allah’tan biri itfaiyeyi aradı da itfaiye gelip o zincirleri kırınca minik yavru oradan kurtarılabildi.

Mehmet toz toprağa bulanmış boz renkli yavruyu kucağına aldı, büroya taşıdı. Tilda “Aferin oğluma. Boşuna sana kahraman demiyoruz. Aferin Basti!” derken tombul siyah-beyaz kediyi kucağında severek büroya getirdi.

Köpeğin canlılığından henüz bir gece önce oraya bırakıldığını, daha doğrusu canlı canlı oraya bağlanıp gömüldüğünü tahmin ettiler. Eliyle hayvanın ağzına su damlatan Mehmet, hayvanın hızlı hızlı yalanması ile “Yiyecek verelim buna. Çok acıkmışa benziyor.” dedi başında beklemekte olan Tilda’ya. Mehmet ve Tilda’nın ağzı var dili yok bir kurbanın başında sessizce barışmalarını için için gülerek seyretti Tijen Hanım. Mutfağa ıslak mama almaya giderken peşinden seğirten Basti’yle dertleşti: “Görüyor musun Basti? Ben bir aydır yalvarıyorum gelin barışın diye. Beni dinlemediler ama dişi bir yavru köpek otuz saniyede çözdü işi!”

***

“Kim minnacık bir köpeğe böyle bir eziyet yapacak kadar zalim olabilir! Hem de bir öküzü bağlayacak kadar kalın zincirlerle!” diye sızlandı Tijen Hanım. Köpeğin açlıktan ölmüş gibi ıslak mama yiyişini seyrediyorlardı. “Hasmına anlamlı bir mesaj vermek isteyen bir düşman” dedi Mehmet. “Dün gece 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece idi. Hıdrellez gecesi yani…”

“Hasmına mesaj vermek için bile olsa ancak bir erkek yapmış olabilir bu kötülüğü!” dedi Tilda.

“Dinler üzerinden tartıştık şimdi de cinsiyetler üzerinden mi tartışacağız? İçine kötülük kaçmış, kışkırtılmış ya da intikam için yanan her insan böyle bir kötülük yapabilir. Erkek ya da kadın fark etmez!” diye söylendi Mehmet.

***

Tilda ve Mehmet köpeğin zincirlenmesiyle ilgili etrafta oturan komşuları ve mahalle esnafını sorguladılar ama kimse bir şey görmemişti. Sanki görünmez bir el gelip köpeği bağlayıp gitmişti. Suçun faili ile ilgili ümitsizliğe kapılıyorlardı ki Basti yine tam zamanında ağzında bir Salem sigara paketi ile çıkageldi. “Oğlum gezip gelmen tamam da el alemin sokağa attığı çöpleri de eve taşımasan keşke” dedi Tilda Basti’ye gülerek. Koca erkek kedinin ağzından yere bıraktığı sigara paketini çöpe atmak için alan Tijen Hanım sordu: “Kim yarı dolu bir sigara paketini yere atar ki?”

“Hiç kimse atmaz tabii ki!” dedi Tilda. “Düşürmüştür. Ver bakıyım şu paketi bana!” Sigara paketini eline alınca jelatine sıkıştırılmış minik bir de çakmak olduğunu gördü. Çakmağın üzerini sesli okudu: “Yıldırım Otel, Aksaray. Allah Allah? Ta Aksaray semtinden buraya nasıl geldi ki bu paket?”

“Yıldırım Otel mi?” diye sordu Mehmet. Cebinden aynı çakmaktan çıkarıp Tilda’nın masasının üzerine bıraktı. “Sigara paketi senin mi yani?” dedi Tijen Hanım. “Ama sen sigara içmezsin ki!”

“Yavru köpeğin bağlandığı apartmanda giriş katında bir muhasebeci bürosu var ya. Olayla ilgili soruşturmaya gittiğimde oradan aldım bu çakmağı. Muhasebeci Muhittin Bey kopuk bir kabloyu tamir etmeye çalışıyordu. Kabloyu soymasına yardım ederken bana vermişti çakmağı. Cebimde kalmış.”

Devamı Dedektif Dergi’de…

https://dedektifdergi.com/tilda-ve-digerleri-14-hidrellez-hikayeleri-gul-agaci-dibinde-gozdagi/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s