TİLDA VE DİĞERLERİ 12: GÖLE ÇALINAN MAYA

Previously on Tilda ve Diğerleri:

Tilda, Dedektiflik Bürosu’nun kadrolu erkek kedisi Basti’nin alt çenesindeki şişlik nedeniyle kediyi veterinere götürdü. Veteriner hekim, Basti’ye bir takım tetkikler yaptı ve bir hafta sonra sonuçlar için büroyu aradı.

***

Basti’nin alt çenesinde ağzının içindeki şişlik büyüdü büyüdü, hayvancağız sanki ağzının ucunda bir ciğer parçasıyla geziyormuş gibi bir hal aldı. Kedi kuru mama yiyemiyor, sadece onun için özel pişirilen çorba misali yemekleri yalayarak yiyebiliyordu. Tilda patolojik inceleme için veteriner tarafından alınan parçanın sonuç raporu gelmeden durumu kavradı. Siyah-beyaz tombilik erkek kediyi hiç istemeyerek götürüp veteriner kliniğine yatırdı. Bir hafta sonra sonuç için aradıklarında Tilda halihazırda kendini büroya ve dış dünyaya kapatmıştı.

Basti’nin ağzındaki oluşum mitotik indeksi yüksek-malign melanom denen bir şeydi yani ağzındaki şişlik büyüme ihtimali yüksek kötü huylu bir tümördü.

Basticik kansere yakalanmıştı.

***

“Anadolu’yu mayalayan, toprağına irfan katan maneviyat erleri vardır. Ve haklarında bir çok hikayeler, menkıbeler anlatılır. Anlatılır ki yaşayanlar ders alsınlar,büyüklerini saysınlar. Anadolu’ya maya çalan velilerden Şeyh Şüca Hazretleri’ne üç mürid yakıştırılmıştır. Bunlar Ene’l Hakk izharı ile başı kesilen Hallac-ı Mansur,derisi yüzülen Seyyid Nesimî ve halen bizi güldüren Nasreddin Hoca.

Halk muhayyilesinin bir araya getirdiği üç ayrı zamanda yaşamış üç kişi, Hüseyin İbn Mansur, Seyyid Nesimî ve Nasreddin Hoca, birlikte devrin şeyhlerinden Şeyh BabaŞücâ-i Kirmanî’nin talebesi olurlar. Her cuma günü de tekkeye bağışlanmış bir koyunu kesip derisini tuluma sarıp kemiklerini kırmadan etlerini ayırıp yerlermiş.Sonrasında kemikleri postun içine koyup kelleyi de yerine koyarlar, Şeyh Efendi dua eder, talebe ‘amin’ deyince koyun dirilir ve böylece keramet koyunu yerler imiş.

Bir gün Şeyh Baba Şüca Hazretleri Kırşehir’den bir toplantı için Konya’ya giderken, yetişkin bu üç talebesine sıkı tembihlerde bulunup koyuna ilişmemelerini söyler. Hocalarının gecikmesi üzerine tahıl ve hamur işi yemekten bıkan talebe,birbirlerini sıkıştırır. Onlardan Hallac İbn Mansur razı olur ve Seyyid Nesimî’yi de ikna eder. Nasreddin Efendi bu teklifi reddeder. İbn Mansur koyunu keser. Seyyid Nesimî de yüzer. Ve koyun talebelerce tüketilir. Şeyhinden gördükleri gibi yapıp, aynı duayı okurlar, amin derler amma koyun dirilmez.Postu toprağa gömerler. Dua okurlar, amma ağız o ağız değildir. Bunları bir korku ve üzüntü sarar.

Şeyh Şüca gelir ve ‘Siz et yemeyi özlemişsinizdir, getirin koyunumuzu’ deyince susarlar. Şeyh anlar ve sorar: ‘Kim kesti?’ İbn Mansur ‘Ben kestim efendim’ deyince Şeyh,‘Seni kessinler’ der. ‘Kim yüzdü?’ deyince Seyyid Nesimî ‘Ben yüzdüm’ der. Ona da ‘Senin de derini yüzsünler’ der. Ve sonra Nasreddin’e dönüp ‘Oğlum Nasreddin, sen ne yaptın, bunlara engel olmadın mı?’ diye sorunca Nasreddin Efendi mani olamadığını, onlara da iştirak etmeyip koyundan yemediğini, sadece onların bu vaziyetine gülüp geçtiğini söyleyince, Şeyh Efendi ‘Sana da kıyamete kadar gülsünler’ dediği halkın rivayetlerindendir.

Bugüne kadar dabiz Hallac-ı Mansur’un başını kesenlerin yaptığını sorar konuşuruz, Seyyid Nesimi’nin derisini yüzenleri kınar konuşuruz, ve Nasreddin Hocamız’a da güler dururuz”

***

Suadiye Hamiyet Yüceses Sokağı’nın köşesindeki dedektiflik bürosunda…

Büronun kahraman erkek kedisi Basti’nin hastalığı kabus gibi tepelerine çökmüştü. Kedi doğru düzgün bir şey yiyemediği için Tilda da yemeden içmeden, hatta yaşamaktan kesilmişti. Neyse ki yardımına koşacak arkadaşları yanı başındalardı.

Tilda’nın makyöz arkadaşı ve bürodaki eli ayağı olan Tijen Hanım, bu kısır döngüden kurtulması ve aklını yeniden başka şeylere verebilmesi için Tilda’nın işe koyulması gerektiğini biliyordu. Büroya gelen müşterileri iki aydır geri çeviren Tilda’ya rest çekerek gelen ilk başvuruyu kabul edeceğini ilan etti. İki dakika sonra şık giyimli, 50’li yaşlarında zinde ve uzun boylu bir adam “İyi günler,dedektif Tilda Hanım’la görüşmek istemiştim” diyerek kapıdan girdi. Tilda kendini toparladı. “Buyurun efendim. Tilda Ahırkapı benim.”

“Size el yazması bir şiir kitabı getirdim. Dedem Muallim İbrahim Efendi’nin yazdıklarıdır bunlar. Yıllardır ailemde bu şiir kitabında bir şifrenin ucunda gizemli bir miras mevcut olduğu rivayet edilir. Biz okuduk, inceledik ama şifreye benzer herhangi bir cümleye vakıf olamadık. Tilda Hanım, sizin dedektiflik büronuzun methini ta Münih’te duydum. Türkiye’ye izne geldiğimde şifreyi çözebilmeniz için bu kitabı size teslim etmek istedim. Kusura bakmayın, lafa direkt girdim, kendimi tanıtmadım. İsmim Sadrüddin Hocaefendioğlu. Münih’te bir üniversitenin Türkoloji kürsüsünde hocayım. Aynı zamanda ben Nasreddin Hoca’nın on dördüncü göbekten torunuyum.”

Devamı #DedektifDergi nin 12. sayısında…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s