Tugbat

Dikkat! Bu hikaye 18 yaşından küçükler için uygunsuz bilgi ve kelimeler içerebilir.

Previously on Tilda ve Diğerleri:

Sol gözü morarmış, kaşı ve dudağı patlamıştı. Anlaşılan Mehmet, İngiltere’de kaldıkları 22 saat boyunca Haiti tarihini yalayıp yutmaktan başka işler de karıştırmıştı.

İstanbul Gaziosmanpaşa’da Haitili üç anne ve üç bebeği ölü bulunmuştu. Komiser Okan, Dedektif Tilda ve asistanı Mehmet bu cinayetlerin failini takip amaçlı İstanbul’dan Haiti’ye kadar uzun bir yolculuk yapmışlardı. Haiti’de kendilerine Albay Nakon Hababe rehberlik etmişti.

“Demek katil zanlısını nerelerde arayacağımızı biliyoruz,” dedi Komiser Okan. “Evet ama bir Türk, bir Kürt, bir Ermeni, bir Katolik ve Vudu’ya inanan Haitili, fıkra gibiyiz. Kendimizi açık etmeden nerede ne arayabiliriz ki?” diye sordu Tilda. Sonunda Albay Nakon Hababe ile işbirliği yaparak katili bulmayı başardılar. Türkiye’ye dönmek üzere ilk aktarmalarını Miami’de yaptıktan sonra Londra’ya inmek üzereydiler.

***

Suadiye Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki dedektiflik bürosu sahibesi Tilda Ahırkapı, asistanı Mehmet Cinozoğlu ve Komiser Okan Raffag, Haiti’ye giderlerken de aktarma yapmak için Londra’ya inmişlerdi. Mehmet ve Komiser Okan’ın bu 22 saatlik bekleme süresini Havaalanı Oteli’ndeki odalarında tıkılıp kalmak yerine, otelin barında sohbet ederek geçirmek istemeleri onlara bayağı pahalıya patlayacaktı.

***

Ekibin Haiti’ye yola çıkmasından 18 saat sonra Suadiye’deki dedektiflik bürosuna özel kurye ile İngiliz Başkonsolosluğundan bir evrak geldi. Evrak, Londra Metropolitan Polisi’nin havaalanları güvenliğinden sorumlu ünitesi olan Aviation Security Operational Command Unit kısa ismiyle ‘SO18’ tarafından ‘acil’ ibaresi ile gönderilmişti. Mehmet Cinozoğlu ve Okan Raffag isimli şahıslar adına Heathrow Havaalanı İçtüzüğü madde 3.12, 3.15 ve 3.17’ye istinaden tutuklama emri çıkarılmıştı. Tilda’nın makyöz arkadaşı Tijen Hanım evrakı kabul edip okuduktan sonra kendi kendine söylendi: “Bir işi de bensiz yapabilseler dişimi kıracağım. Kim bilir ne derde soktular başlarını oralarda!” Tijen Hanım, Tilda ve diğerleri yurt dışındayken arayan soranla ilgilenmek ve büronun siyah-beyaz erkek kedisi olan Basti ile mülteci anne Pembu ve üç yavrusuna bakmak üzere İstanbul’da kalmıştı. Apar topar apartman görevlisinin kapısına koştu ve acilen İngiltere’ye gitmesi gerektiğini söyledi. Görevli omuz silkti: “Tijen Ablacığım, ben ana kedi ve yavrularına bakarım ama o siyah-beyaz kediye hiç yanaşamam haberin olsun. Gideceksen onu da  götür İngiltere’ye.”

***

Uçağın tekeri Heathrow Havaalanı’ndaki piste değer değmez uçaktaki kimsenin inmeye kalkışmaması için uyarı anonsu yapıldı. Uçak durduğunda havaalanı polislerinden bir ekip Komiser Okan ve Mehmet’i gözaltına aldılar. Haklarında 5 gece önce Havaalanı Oteli’ne ait barda kavga çıkarmak ve iki İngiliz vatandaşını yaralamak suçları isnat edilmişti.

Havaalanındaki polis istasyonunda kısa bir süre tutulduktan sonra Paddington Green Polis İstasyonu’na sevk edilen Komiser Okan ve Mehmet’in peşinden giden Tilda, 222 Marylebone caddesindeki The Landmark London oteline yerleştiğinde yerel saatler 15.36’yı gösteriyordu. Kapısı çalındı ve karşısında beliren genç kadın kendini Shula Cohen olarak tanıtıp, telefonundaki Twitter uygulamasından ‘Larry the Cat’ isimli kullanıcının sayfasını göstererek “Bundan haberiniz var mıydı Miss Tilda?” diye sordu.

O dakikalarda, İngiltere Başbakanının resmi konutu olan Downing Sokağı 10 numarada yaşayan 12 yaşındaki erkek kedi Larry’nin yerel saatle 15.26’da, @Number10cat isimli Twitter hesabından attığı şu tivit İngiltere’de RT (retweet) edilme rekoru kırıyordu:

“Başbakanlık binasının resmi fare yakalayıcısı olarak ben, Larry, Türkiye’den gelen siyah&beyaz hemcinsimle tanışmaktan gurur duydum. Basti, İstanbul’da bir dedektiflik bürosunun sahibi olan Tilda Ahırkapı’nın ortağıdır ve buraya dedektif asistanı Mehmet Cinozoğlu ve iki İngiliz arasında yer almış bir yanlış anlaşılmayı çözmeye gelmiştir.”

***

“Mehmet ve Komiser hakkındaki tutuklama kararını okuduktan sonra yerimde oturabileceğimi mi sanıyordun?” dedi Tijen Hanım. “Demek yardım etmeye geldin öyle mi?” diye sinirlendi Tilda. “Ta Türkiye’den! Elinde bir kedi kutusuyla! Bize yardım etmeye mi geldin?”

“Basti artık yaşlı ve duygusal bir kedi. Onu sen bana emanet ettin ama ben kimseye emanet edemezdim. İngiltere Avrupa Birliği ve bazı ülkeler hariç evcil hayvan kabulü yapmıyor. Sonunda Basti ile Bulgaristan’a bir kara yolculuğu yapıp, AB üyesi Bulgaristan’dan Basti’ye çip taktırıp, gerekli aşılarını tamamlatıp, bir de pasaport çıkartırınca gelmemiz için hiçbir engel kalmadı,” diye devam etti Tijen Hanım. İçine düştüğü çaresiz durumu açıklamaya çalışıyordu.

“Onu anladım da 25 yıllık kadim dostumla, 15 yıllık kedim, İngiltere Başbakanlığı resmi konutunda ne yapıyordunuz Allah aşkına?” diye kükredi Tilda. Her zaman saygı ve sevgi çerçevesinde yürüyen ilişkilerinde, neredeyse annesi yaşındaki kadına ilk defa sesini bu kadar yükseltmişti.

Koltuğa çöktü. Sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu. Mehmet ve Komiser Okan’ın havaalanında gözaltına alınması yetmiyormuş gibi bir de Tijen Hanım’ın dikkatsizliği yüzünden başbakanlık konutuna kaçan Basti sayesinde, diplomatik bir çözüm mü yoksa kriz mi yaratacağı belli olmayacak bir maceraya atılmışlardı.

“Sakin ol kuzum. Umarım düşündüğün gibi olmaz. Bak Londra basını şimdiden Basti’yi çok sevdi. Double Tree by Hilton Londra Oteli’ne girdiğimde internetten evcil hayvan kabulü yaptığı belirtilen otel, biz fiilen otele girince Basti’yi kabul edemeyeceklerini bildirdi. Sinirimden kendimi sokağa attım, tabii Basti de kutusunda ve yanımda idi. Abingdon Caddesi’nde yürüdüm. Ben London Eye hizasına gelip de sağa sola bakınırken, senin Basti, kutusunun kapağını gevşetip caddeye fırladı. Parliament Caddesi’nden mucize eseri karşıdan karşıya geçti. Downing Sokağı’nı yaya girişine kapatmak için konmuş yüksek demir parmaklıklarından içeri sızdı. Bir çıkmaz sokak olan Downing’in sonuna gelince polislerin şaşkın bakışları arasında o sırada kapısı açık olan başbakanlık konutuna daldı. Polisler, elimde kedi kutusuyla caddenin karşısında bakakalmış beni barikattan içeri davet ettiler. Basti ve benim pasaportumu aldılar. İngiltere’ye ziyaret sebebimi sordular. Biz size haber veririz dediler ve beni bıraktılar!”

Tijen Hanım’ın İngiltere’ye geliş hikayesi işte böyleydi. O tüm bunları anlatmaya başlamadan önce Shula Cohen isimli kadın Tilda’ya bir not bırakıp odayı terk etmişti. “Giden kadın da kimmiş, ne istiyormuş?” diye sordu Tijen Hanım. “Shula Cohen!” dedi Tilda, kadının notunu uzatırken. “O Shula Cohen mi? Hani şu Yahudi kadın casus_” Tilda, Tijen Hanım’ın sözünü keserek “Şşşş. Sessiz ol. O değil elbet. 21 Mayıs 2017’de vefat eden Shula Cohen’in torunu olduğunu söyledi. Biraz manik-depresif tavırları var. Amy Winehouse’ın ölümünün intihar olmadığı görüşünde. Araştırmamı istediği şeyler varmış,” dediği anda Tijen Hanım’ın telefonu çaldı. Arayan Londra Şehri Polis Teşkilatı’na ait bir memurdu. Başbakan Thereza Nay’in bugün konutuna giren kedinin sahibi ile beş çayı içmekten keyif alacağını bildiriyordu.

Neşesi yerine gelen Tilda kahkahayı patlattı: “Seni dedektiflik büromun resmi makyözü ve protokolden sorumlu kişisi ilan ediyorum! Madem Basti’yi elinden kaçırıp başımıza böyle bir iş açtın, git Thereza Nay’le beş çayı iç. Ben bu Shula Cohen’in derdi neymiş onu öğreneceğim.”

***

Devamı Dedektif Dergi’de…

https://dedektifdergi.com/tilda-digerleri-7-ask-muzik-yalnizlik/#more-2420