Tugba-kapak

Previously on Tilda ve Diğerleri:

24 Haziran 2018 gecesi, oy vermek için gittiği memleketi Şırnak’tan İstanbul’a döndüğü anda Mehmet Cinozoğlu’nun cep telefonuna bir mesaj geldi: TİLDA VURULDU. SİYAMİ ERSEK ACİLDEYİZ.

Seçim gecesi açıklanmaya başlanan sonuçlarla zafer sarhoşluğu içinde galeyana gelen insanların rast gele havaya attığı kurşunlardan biri gelip Tilda’yı bürosunun penceresinde bulmuştu. Belinin sol yanından giren maganda kurşunu, omurilikte takılıp kalmıştı. Eğer kurşun başarıyla çıkarılabilse bile, genç kadının yürüyüp yürüyemeyeceği belli değildi ama zaten bu bir sonraki safhaydı. Tilda komadaydı.

***

Komadan çıkar çıkmaz ‘Sandıktan ne çıktı?’ diye sordu Tilda. MI6’nın araştırması için çok eski bir sandığı bulup İngiltere’ye yollamışlardı. ‘Hangi sandık?’ diye şaşırdı Mehmet. Seçim de işin içine girince kafası karışmıştı. Tilda cevap verdi: “İngiltere’ye gönderdiğimiz sandık elbet kuzum! Buradakinden kin ve nefret çıktığını sol yanımdan kurşunu yediğim anda anladım zaten!”

***

Tilda tekrar yoğun bakıma alındığı 17 günlük süreçten sonra bile ameliyat olmayı reddetmiş, yürüyememesine rağmen hastaneden çıkartılıp eve getirilmeyi istemişti. O yokken, Suadiye Hamiyet Yüceses Sokağın köşesindeki dedektiflik bürosunda işleri yürüten makyöz arkadaşı Tijen Hanım ve asistanı Mehmet’in çözmeye çalıştığı kedili kadın cinayetini de, Tilda, oturduğu yerden çözmüştü. Tijen ve Mehmet en başından beri kendilerinin ilgilendiği vakayı çözünce, dedektiflik konusunda Tilda’dan yedikleri gölü hazmetmeye çalışadursunlar, bürodan içeri neredeyse iki metre boyunda, iri yarı, sakalı göğsüne kadar uzamış, ayağında çöl tipi askeri botlarla El Kaide militanları gibi kamuflaj giyip fişek kuşanmış insan azmanı bir adam girdi:

“O ameliyatı olacaksın Tilda!”

Mehmet nereden bilebilirdi ki gelen kişinin Gürcü asıllı Amerikan vatandaşı LevaniTbilisi olduğunu… Gezi olayları sırasında Tilda ile tanışıp, altı ay içinde hem evlenip hem de ‘Ben Kolombiya’ya yağmur ormanlarını görmeye gidiyorum’ diyerek Tilda’yı bırakıp gittiğini… Dört buçuk yıldır kendinden haber alınamadığını… Levani gittikten altı ay sonra resmi süre tamamlandığı için Tilda’nın bu adamı tek celsede boşadığını… Adamın Türkiye’ye döndüğü gün Tilda’nın vurulduğunu ve ameliyat olmayı reddettiğini öğrenmesi üzerine soluğu Hamiyet Yüceses sokakta aldığını… Nereden bilebilirdi? Kendinden bir buçuk kat iri bu adamdan bile korkmadan üzerine yürüyecek kadar Tilda’ya sırılsıklam aşık olduğunu nereden bilebilirdi? Levani’nin eski bir Amerikan paralı askeri olduğunu bile bilmeden üzerine yürürken adamın ona zarar verme ihtimali olabileceğini nereden bilebilirdi? Ve Tilda’nın tekrar yoğun bakıma alındığını sandığı o on yedi günlük süre boyunca aslında kurşunu almaları için ameliyat edildiğini… Ah Mehmet ah! Tilda’nın kafasında gezen tilkilerin izini GPS’le bile süremezken, kendini vuran kurşunu atan adamı tutuklattırdığını bilseydi, böyle bir riske ondan habersiz girdiği için sinirinden kendini yerden yere atardı. Ve bilseydi ki Tilda…

Artık yürüyebiliyordu. Tekerlekli sandalyesinden ayağa kalktı. Büronun öteki ucundaki sakallı adama doğru iki adım attı. “Nasıl ki omurgamda omurgasız bir şerefsizin kurşunu ile gezmeyeceksem, senin gibi bir hainin soyadını da sonsuza kadar taşıyacağımı düşünmedin herhalde!”

Yanı başındaki Tijen Hanım’a fal taşı gibi açılmış sorgulayan gözlerle baktı Mehmet. O anda duyduğu sessiz çığlık hiç de tatminkar değildi: Boşandı bu kadın senden be adam!

Mehmet, sinirinden gözü dönmüş olarak “Siz de kim oluyorsunuz?” diyerek öne atılınca, elindeki Rambo bıçağıyla onu engelleyen sakallı adam, iki dudağının arasından gök gürültüsü gibi bir cevap verdi:

“BEN TİLDA’NIN KOCASIYIM!”

***

Bu cümle Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki apartmanda yankılandığı anda dedektiflik bürosunun kapısında biten Komiser Okan, ani refleksle insan azmanının elindeki Rambo bıçağı, silahının kabzasıyla yere düşürdü. Adamın kollarını arkadan kelepçeleyip gürledi: “N’oluyor lan burada!”

Otuz saniye kadar süren her kafadan çıkan ayrı bağırış çağırışın ardından, Tilda’nın aniden attığı çığlık bütün sesleri kesti: “YETEEEER!” Az önce ben kocanım diye gürleyen o koca adam, oluşan sessizlikten faydalanarak Tilda’nın ayaklarına kapanıp yalvarmaya başladı: “Tilda bak, ben kaçırıldım. Aylarca Kolombiya’da tutsak olarak çalışmak zorunda kaldım. Oradan Venezüella’ya götürdüler beni. Sonra Küba’ya geçmenin bir yolunu bulup oradan kaçtım. Ama kız kardeşim Lena Sergeyeviç orada kaldı. Kim bilir kimlerin eline düştü zavallı kızcağız! Ne olur onu bulmama yardım et! Şu anda başvurabileceğim tek merci sensin!”

Komiser Okan “ Kim bu El Kaide’nin Gürcistan şubesi kılıklı herif?” diye soracak oldu. Tilda eliyle işaret ederek komiseri durdurdu. “Beni bir veda bile etmeden ortada bırakıp giden adamın kız kardeşini hangi insani sebepten aramam gerektiğini bana açıklar mısın lütfen Levani?” diye sordu sinirlerine hakim olmaya çalışarak. Levani kısık bir sesle cevap verdi. “Lena hamile olabilir…”

O anda, büronun kadrolu siyah-beyaz erkek kedisi Basti, masanın üzerinde ekran kilidi açık duran Tilda’nın telefonuna basarak uyku yeri olan yüksek gümüşlüğün üzerine zıpladı. Basti’nin patisi ‘play’ ikonuna değince hoparlörden Buena Vista Social Club’ın kadın solisti Omara Portuondo’nun kadife sesi duyuldu:

Y aquí si el negro mira la hembrablanca
Y aquí…
Tabú, tabú, tabú / Ve burada siyahlar bir beyaz kadına bakarsa… Ve burada…Tabu, tabu, tabu.

Tilda’nın beyninde hemen bir şimşek çaktı: “Aferin oğluma. Basti sen de olmasan biz nasıl çözeceğiz bu vakaları? Haydi kalkın Buena Vista Social Club’ın hayattaki üyeleriyle buluşmak için Küba’ya gidiyoruz.”

Tijen Hanım’dan durumla ilgili özet bilgiyi almış olan Komiser Okan, Levani Tbilisi’nin kelepçelerini çözmüştü. Ama adamla ilgili içine sinmeyen bir şeyler olduğu için temkini de elden bırakmadı. Adam sert bir ses tonuyla konuşmaya başlayınca, hemen Tilda ile adamın arasına girdi.

“Ne yani kayıp bir kadını neredeyse 90 yaşındaki bir ayağı çukurda şarkıcılardan mı soracağız?” diye sordu Levani. Tilda’nın sabrını zorluyordu anlaşılan: “İstersen Raul Castro’yu ara da ona sor!”

“Ben de sizinle geliyorum,” dedi Komiser Okan. “Anlaşılan Haiti görevimizde Karayiplere doyamadınız,”  diye güldü Tilda. “Ama teşekkür ederim komiserim. Alt tarafı bir kız kardeş aradığımız. Bu sefer cinayet filan yok. Merak etmeyin sizsiz de hallederiz bu işi,” diyerek göz kırptı adama.

***

Devamı Dedektif Dergi’de…

https://dedektifdergi.com/tilda-ve-digerleri-10/#more-2929