tugbakapaky

Dedektif Dergi’nin 8. sayısındaki hikayem şöyle başlamakta…

Previously on Tilda ve Diğerleri:

Tilda ve arkadaşlarının bir önceki macerasında neler oldu? Neler olmadı ki? Dedektifimiz Tilda ve arkadaşları Londra’yı birbirine kattılar. Tilda’nın asistanı Mehmet Cinozoğlu ve polis arkadaşı Komiser Okan, Heathrow Havaalanı’nda bir İngiliz vatandaşına sözle saldırı ve darp suçundan gözaltına alındılar. Suadiye Hamiyet Yüceses Sokağı’nın köşesindeki dedektiflik bürosunun resmi kedisi Basti, Londra’ya ayak basar basmaz, İngiltere başbakanının resmi konutuna girdi. Tilda’nın makyöz arkadaşı Tijen Hanım’ın himayesindeki Basti, konutun kedisi Larry ile dostluk kurdu. Tijen Hanım, İngiltere Başbakanı Thereza Nay ile beş çayı içti. O sırada Tilda, üstün dedektiflik becerileriyLe, kişilik bölünmesi yaşadığı için kendini hem Shula Cohen isimli bir dedektif, hem de merhum şarkıcı Amy Winehouse sanan bir İngiliz kadının yakalanıp güvenli ellere teslim edilmesini sağladı. Mehmet ve Komiser Okan, sözle saldırı ve darp suçundan çıktıkları mahkemede olayda tahrik unsuru tespit edildiği için beraat ettiler. İngiltere’den sınır dışı edilmelerine ramak kala her şey yoluna girdi. Havaalanına gitmeden İngiliz başbakanı Thereza Nay’in çay davetine icabet etmişlerdi. Güzellikle ayrılacakları uçağa saatler kala başbakanlık konutunda çaylarını içerken aralarında geçen son diyalog Mehmet’i şok etmeye yetti:

Tijen Hanım: Sizinki de iyi cesaretti Sayın Thereza Nay! Kendine veya dış dünyaya şiddet uygulamaya meyilli bir kişinin yanında takıntılı olduğu Amy Winehouse kılığına girdiniz.

Thereza Nay: Amy’ye ben de hayranlık duyuyorum. Çok özel bir sesti. O mekanlara Amy kılığında girmek mi! Yıllardır böyle heyecan yaşamamıştım. Üstelik harika bir korumam varken korkmama gerek yoktu sanırım değil mi Ajan Shula Cohen?

Shula Cohen: Evet Sayın Başbakanım.

Mehmet: Ortalıkta bu kadar çok taklit varken sizin gerçek Shula Cohen olduğunuzu nereden bileceğiz acaba?

Shula Cohen: Elimde tuttuğum bu eski fotoğrafta anneannem ve dedenizin beraber görüntülenmiş olması size yeterince kanıt sunar sanırım Mr. Cinozoğlu!

***

Fotoğrafta Mehmet’in dedesiyle birlikte görülen kadın, yani Shula Cohen, o zamanlar tamamen bir Arap şehri olan 1917 senesinin Kudüs’ünde doğmuştu. 1917 doğumlu Shula Cohen’in 1974 doğumlu torunu Shula Cohen, İngiliz gizli servisi MI6’da görevli bir ajandı. Shula’nın, otistik olması nedeniyle geliştirdiği inanılmaz dil öğrenme becerisi sayesinde, bir gecede, bulunduğu ülkenin dilini konuşabilecek kadar öğrenebildiği için çok özel görevlerde yer alması tesadüf değildi. Bu sefer o fotoğraftaki bir eşyanın akıbetini araştırması görevi verilmişti.

“Ayaklı ‘Google Translate’siniz desenize,” diye güldü Mehmet. “Ne demek istiyorsun yahu! Lütfen biraz saygılı ol Mehmet!” diye çıkıştı Tilda. “Merak etmeyiniz Tilda, ben alışkınım böyle çocukça şakalara,” diye soğukkanlılıkla cevap verdi Shula. “Neyse biz işimize bakalım. Görevim 1961 yılına ait bu fotoğrafta görünen sandığı bulmaktır. Fotoğraf karesinin içinde sizin dedeniz de bulunduğuna göre sanırım bana bu konuda yardım edebilirsiniz.”

Bunları söyledikten sonra anneannesiyle tıpatıp aynı renkte olan boncuk mavisi gözlerini bir kartal keskinliğiyle önündeki dosyaya kilitledi. Elinde, anneannesi Shula Cohen  ile Mehmet Cinozoğlu’nun dedesi Cinoz Oğlu Hüseyin Avni Efendi’nin yan yana durduğu fotoğraf vardı. Bu iki ayrı din ve milletten iki insanın, nerede ve nasıl bir araya geldiklerine ait gizem çözülmeyi beklerken, fotoğrafta dizlerinin dibinde görülen oymalı, altı köşeli çeyiz sandığının ayrı bir hikayesi olmalıydı.

“Elbette yardım edeceğiz değil mi Mehmet?” diye dürttü Tilda.

“Bir sandığı bulmak mı? Dur bir düşüneyim: isterseniz cebinden arayalım! Delirdiniz mi yahu! Sanırım sandıkların konuşamadığını yahut kimlik numaraları olmadığını unuttunuz hanımlar!” dedi Mehmet.

“Belli mi olur belki bizim sandığımız konuşur!” diye konuyu kapattı Shula.

***

Devamı aşağıdaki linktedir:

https://dedektifdergi.com/sandiktan-ne-cikacak/