haiti-dominicans_800x533

[[Previously on Tilda ve Diğerleri:

“Çocukken masaldaki çikolatadan evi olan kötü cadının sizi pişirip yeme ihtimali hiç aklınıza gelmez miydi? Ya da kırmızı başlık giyince bir kurt tarafından yutulabilme riski taşıdığınız?” diye atıldı Tilda. Gülerek devam etti: “Çocukken annelerinden bu korkunç masalları dinlemiş olanların seri katil olma ihtimalleri daha yüksek herhalde!” “Bence,” diye sakinlikle cevap verdi Tijen Hanım, “Çocukken annesinin ne kadar ürkütücü olsa da masal anlattığı çocuk değil, anlatmadığı çocuk, çocukluğunu yaşamamıştır!”

“Tıpkı şu an cinayet masasını meşgul eden vaka gibi!” diyerek içeri giren Komiser Okan, Suadiye Hamiyet Yüceses sokağının köşesindeki dedektiflik bürosunun sahibesi Tilda Ahırkapı’yı konuşmasına bile fırsat vermeden kolundan çekip dışarı çıkardı. O sırada, neyse ki uluslararası bir skandal çıkarmadan Berlin’den dönmüş dedektif asistanı Mehmet Cinozoğlu, makyöz arkadaşı Tijen Hanım ve Avukat Selami büroda sohbet etmekteydiler. SGK pirimi yatmasa da, dedektiflik bürosunun, diğerlerinden geride kalmayan yetenekteki tombul erkek kedisi Basti ise, yüksek bir mobilyanın tepesinde tek gözü açık uyukluyordu. Tek gözü açıktı çünkü iki önceki macerada bir depoda bulunan ve büroya sığınmacı olarak atanan tekir anne kedi Pembu ve ikisi erkek biri dişi üç yavrusu, çoktan kaldıkları odadan büronun geniş salonuna yayılmış, buldukları her şeyle kedi fareyle oynar gibi oynamaya başlamışlardı.

Komiser Okan Raffag, Tilda’yı dedektiflik bürosundan “Hadi yürüyün çabuk, olay mahallini dikkatle tarayacak üçüncü bir göze ihtiyacımız var,” diyerek çıkardı. Ve sonra cinayetler başladı.*]]

Bu hikayem Dedektif e-Dergi’nin 6. sayısında yayımlanmıştır. Hikayenin devamına bu linkten ulaşabilirsiniz…