Previously on Tilda ve Diğerleri:

“Bu,” dedi nöbetçi doktor, “Bu ay içinde İstanbul’da görülen on dördüncü hamile ve uyuşturucu bağımlısı kadın vakası. Beş aydan büyük hamilelik, uyuşturucu bağımlılığı, deliryum nöbetleri. Bu kadınların uyuşturucuyu kendi istekleri ile almadıklarına inanmak için önemli sebeplerimiz var. Bağlantılı olduğunu düşünüyoruz.”

Kaçırılıp hayatlarından ailelerinden koparılan kadınlar. Kaçırılıp hangi dinden olursa olsun din istismarı ile kandırılıp üstelik bir de uyuşturucuya alıştırıldıktan sonra hamile bırakılan, erkek çocuk doğurmayacak diye de sokağa atılan kadınlar. Tilda ve arkadaşları, kendilerini, din ticareti yapan pisliklerle bağlantılı olarak bebek ticareti yapan bir mafya uzantısının ve bu kötülüklerin tamamının peşine düşmüş koskoca narkotik ve organize suçlar şubelerinin tam ortasında buldular.

Dedektif Tilda Ahırkapı, asistanı Mehmet Cinozoğlu, makyöz arkadaşı Tijen Hanım, Çingene kadınlar Mastika ve Pembe ile dedektiflik bürosunun kahraman kedisi Basti sayesinde kötüler, en azından bir kısmı hapse girdi. Zıddıygacuk lakaplı, bu işin elebaşı olduğu sanılan kadın, ismi ve cismi ifşa olduktan hemen sonra sözde 24 saat gözetlenen evinden buhar olup uçtu. “Bu iş burada bitti mi?” diye sordu Tilda Komiser Okan’a. “Biraz daha derin kazarsak ucu kime dokunacak acaba?”diye devam ettiğinde “Bence elinizdeki küreği artık bize emanet edin, yoksa mezarınızı kazıyor olacaksınız,” dedi Komiser Okan. Birkaç dakika sonra Mehmet’in telefonuna arkadaşı Avukat Selami’den gelen bir mesaj bir sonraki mezarın sahibini belirledi:

Güldünya’yı vurdular. Silivri Devlet’te.

Mehmet Cinozoğlu, Şırnak’ta doğmuş büyümüş, Sünni Kürt kökenli Türk ailesinden kopup İstanbul’a veterinerlik okumak için gelmiş ama ailesinin gelenekleri onun yakasını bırakmamıştı. Komşu köyün en köklü ailesinin kızı olan Güldünya ile beşiği kertilmiş, kızın namusuna halel gelmesin diye mecburen nikahlanmıştı. Tilda ve Mehmet kaçırılan kadınlar vakası ile meşgullerken, Mehmet ve Güldünya’nın altışardan on iki kız kardeşi Şırnak’tan kaçıp ablalarının yanına sığınmışlardı. Uyuşturucuya alıştırılmış ve bebekleri dünyanın dört bir yanına satılmak üzere hamile bırakılan kadınların haberi tüm Türkiye’yi dehşete düşürürken, Mehmet’in babası ve kayınpederi kaçtıkları için kızlarını affettiklerini ve onları okula göndereceklerini açıklayıp, kızları Şırnak’a geri götürdüler. Güldünya üniversiteye gitmek istiyordu, onu kocası Mehmet’e emanet ettiler ve İstanbul’da bıraktılar. Kızla sadece formalite icabı nikahlanmış olan Mehmet’in planı ise, karı-koca olmadıklarını beyan ve ispat ederek Güldünya ile boşanmak ve kızın bembeyaz bir sayfa ile hayatına devam etmesini sağlamaktı. Evdeki hesap töreye uymadı.

10 Eylül 2017, Pazar, İstanbul.

İstanbul’un görünürde herkesin hayalini yaşamasına müsaade eden yalancı yüzüne mi aldanmıştı Mehmet? Babası ve kayınpederinin kızları kendi gözetimlerinde okutacakları yalanına mı inanmıştı? Yoksa kaçmaları için bu on iki kızı yüreklendiren Güldünya’nın mahkemeye başvurup, kızoğlankız olarak boşanıp şehirli bir kız gibi üniversite okuyarak yeni bir hayata yelken açabileceği hayaline mi kanmıştı? Komiser Okan’ın şoförlüğünde Silivri Devlet Hastanesi’ne son sürat giden polis aracının arka koltuğunda, hem hayatının baharında amca oğlu tarafından alnına tek kurşun sıkılarak öldürülen Güldünya için, hem de bu cinayete göz göre göre müsaade eden aptallığı için ağlıyordu.

11 Eylül 2017, Pazartesi, Şırnak.

Mehmet, Güldünya’nın cenazesi ve açılan cinayet soruşturması ile ilgili tüm evrakları imzaladı. Zavallı kızın bedeni, alnından tek kurşunla vurulduğu için balistik inceleme nedeniyle otopsiye alınacaktı. Hastaneden çıkar çıkmaz tüm işlemler boyunca yanından ayrılmayan avukat Selami’yi alarak bir minibüsle Şırnak’a doğru yola çıktı Mehmet. Sadece beşik kertmesinden boşanacak diye Güldünya’yı kurşunlatan zihniyet, İstanbul’a kaçtılar diye diğer kız kardeşlerine neler yapmazdı? Mehmet güvenilir akrabalarından kızların sözde kaldıkları aslında hapis tutuldukları evi öğrendi. Mehmet’in niyeti kızlarla beraber bir şekilde Almanya’ya ulaşıp, kızları seneler evvel oraya yerleşmiş bir akrabalarının yanına yerleştirmekti. Avukat Selami’nin Mehmet ve kızları Batum sınırından Gürcistan’a yolcu ettiği gün Almanya Federal Seçimleri’ne 13 gün kalmıştı.

12 Eylül 2017, Salı, İstanbul.

O sırada İstanbul’da Çağlayan Adliyesi ve İnönü caddesindeki Alman Başkonsolosluğu arasında mekik dokuyan Tilda ve Tijen Hanım, beraberindeki 12 genç kızla Gürcistan’dan Almanya’ya geçmek isteyen Mehmet için özel izin çıkarmaya çalışıyorlardı. O zamana kadar cinayeti işleyen kişinin cinayet silahıyla beraber teslim olmasıyla birlikte namus cinayetine kurban gittiğine dair verilen raporu kadınlara teslim eden Komiser Okan, kadınlar Başkonsolosluğun önüne kelimenin tam anlamıyla kamp kurduklarında da onları yalnız bırakmadı. Rahat koltuğunda arkasına yaslanarak günlerce Tilda ve Tijen Hanım’a dil döktüren konsolosluk memuresinin, 12 tane genç kızın daha bir namus cinayetine kurban gitme ihtimalini hiç umursamadığı belliydi. Konsolosluk kapısının önüne kurulan çadırlar, gelen yerli-yabancı destekçilerle beraber 128’i bulduğu akşam, Başkonsolos, Almanya’dan gelen emirle kızların ve Mehmet’in Almanya ya girişi için gereken özel iznin Tilda’ya teslim edilmesini sağladı.

17 Eylül 2017, Pazar, Tiflis-Berlin.

Mehmet ve kızlar Aerofflot Russian Air’in 1893 sayılı seferi ile saat 03.15’de Tiflis’ten havalanıp Rus Sheremetyevo Havaalanı’ndan aktarma yaptıktan sonra, Berlin Schönefeld Havaalanı’na indiklerinde saatler 09.50’yi gösteriyordu ve Almanya Federal Seçimlerine tam yedi gün bir saat kalmıştı.

Berlin’de Komiser Okan ve beraberindeki iki sivil polis, pasaport kontrol noktasına geçerek Mehmet ve kızları karşıladılar. Havaalanından çıkan geçici sığınmacılar Berlin polisi eşliğinde basına sızdırılmayan bir güvenli adrese yerleştirildiler. Tilda ve Tijen Hanım’ın tüm çabalarına rağmen kimseyle görüştürülmeyen geçici sığınmacılar, dışarıyla Komiser Okan aracılığıyla haberleşiyorlardı. Alman hükümetinin bu aşırı korumacılığından kızların güvenliği manasında hoşnut kalan Tilda, aynı zamanda seçimlere çeyrek kala, başlarına 2015 mülteci krizi gibi bir dert daha açmamak için olayı gizli tuttuklarını derhal fark etti. Tijen Hanım’la aralarında yaptıkları kısa istişareden sonra A planını devreye sokmaya karar verdiler.

20 Eylül 2017, Çarşamba, Berlin.

Mehmet ve kızlar tecrit edildikleri güvenli mekanda Alman RTL kanalından seçimle ilgili bir yayın izliyorlardı. Kızlar, Şırnak’tan ayrıldıklarından beri Mehmet’i soru yağmuruna tutmuşlardı. Nereye gideceklerdi? Nerede kalacaklardı? Okula nerede gideceklerdi? Annelerini bir daha görebilecekler miydi? Kızlardan biri birdenbire “Mehmet Ağabey, bu Berlin Duvarı neden yıkıldı?” diye soruverdi. Sordukları diğer sorulara hazırlıksız yakalanmıştı Mehmet ama bu soru da diğerlerinden daha kolay değildi.

“Yıkılmasından önce neden Berlin’e bir duvar yapıldığını anlatmam lazım size. Hani I. ve II. Dünya savaşları yaşandı biliyorsunuz. II. Dünya savaşı devam ederken Hitler neredeyse tüm Avrupa’yı işgal etmeye kalkışınca, kendi ülkesi ve en önemli şehri olan Berlin de işgal altına alındı. Berlin, batıda müttefikler yani Amerika, Fransa ve İngiltere, doğuda Rusya o zamanki ismi ile SSCB tarafından işgal edilmişti,” diye anlatırken, Mehmet’in gözü TV’deki görüntüye kaydı. Gözlerine inanamadı ama Tilda tüm Alman kanallarında canlı yayındaydı!

Avrupa’daki aşırı sağ milliyetçiliğinin yükselen değerlerinden biri olan Alternative für Deutschland partisi lideri Drauke Betry’nin halka açık konuşması, güvenlik görevlilerinin arasından sahneye zorla fırlayan siyahlar giymiş uzun boylu genç bir kadın tarafından bölündü. Alman polis şefi, etrafta bu kadar çok kamera varken, hiç durmadan “Meinungfreiheit: İfade özgürlüğü!” diyerek ellerini havaya kaldırmış şekilde sahneye çıkan kadına müdahale etmemeleri için işaret verdi. Tilda, Drauke Betry ile önce nazikçe el sıkıştıktan sonra kendine uzatılan mikrofona konuşmaya başladı. Bu sırada RTL, CNN, Al-Jazeera ve BBC dahil pek çok global TV kanalı bu genç kadının ağzından çıkacakları yayınlayabilmek için canlı yayına geçti:

“Buradan dünyanın üç büyük ülkesinin başkanlarına seslenmek istiyorum. Sayın Turmp, ‘Make America great again’ demiştiniz: Amerika’yı tekrar yüceltelim. Yücelmek için yüce gönüllü olmak gerekir. Bağışlayıcı ve kucak açıcı. Türkiye’den yola çıkan ve şu anda Berlin’de geçici sığınmacı olarak bulunan 12 genç insan var. Din-dil-ırk ve cinsiyetlerini söylemiyorum, çünkü insan olmaları yeterlidir. Bu genç insanlar kendi coğrafyalarında maalesef gelenek haline gelmiş namus cinayeti belasından kaçıp kurtulmak, dünyanın suç oranı düşük ülkelerindeki gençleri gibi korkusuzca okula, sinemaya gidebilmek için sizin insafınıza sığınıyor.

Sayın Mutin, uçsuz bucaksız topraklarınız ve zenginlikleriniz var. Bu 12 genç insanı hayata ve topluma kazandırmamız için belki de 2014’te kaybettiğiniz Konni isimli Labrador köpeğinize gösterdiğiniz sevgiden bir kırıntı ayırmanız gerekecek.

Ve siz Sayın Ançela Nerkel. Siz bir seçim arifesindesiniz. İnsan hayatı da seçimlerden ibaret bir yumak değil midir? Maalesef bu 12 genç insanın fazla seçme şansı yok. Ya okuyup yazsınlar diye ellerine kurşun kalem vereceğiz, ya da kafalarına birer kurşun sıkacağız. Bir zamanlar aşırı milliyetçilikten çok çekmiş olan ülkenizde maalesef yine aynı rüzgarlar esiyorken, Berlin’in çoğu mağaza ve lokantaları önündeki rengarenk LGBT bayrakları gibi, madur insanları, kendi renklerimizden oluşturduğumuz bir gökkuşağı gibi sarmalamamız gerekmiyor mu? Wir schaffen das!

Tilda’nın, son cümlelerini takiben karga tulumba sahneden indirilmesini  ‘Hey Allahım bu deli dedektif gene ne yapmak istiyor acaba?’ diye söylenerek izleyen Mehmet, kızlara dönerek “Demin size I. ve II. Dünya savaşından bahsetmiştim ya! Tilda ablanız az önce üçüncüsünü başlatmış olabilir!” derken sinirinden gülüyordu.

Güvenli evin kapısı açıldı ve içeri sekiz adet özel kuvvet polisi ve Nürnberg’deki Bundesamt für Migration und Flüchtlinge yani Göçmen ve Mülteci Dairesi’nden iki görevli girdi. Önce Almanca sonra Türkçe olarak, Türkiye’den aldıkları Almanya’ya girmeleri için verilen özel iznin süresi bittiği için sınır dışı edilmek üzere havaalanına götürülünceye kadar gözaltına alındıklarını bildirdiler. O sırada Alman Federal Seçimleri’ne tam 4 gün kalmıştı.

21 Eylül 2017, Perşembe, Berlin.

2005’ten beri Alman Şansölyesi olan Ançela Nerkel’in Doğu Almanya günlerinden beri her Perşembe sauna günü olduğu biliniyordu. Günlük plan ve programından bir santim sapmayan Nerkel, seçime üç gün kala da bu adetini bozmadan her zaman gittiği sauna tesisine kendini bekleyen sürprizlerden bihaber olarak girdi. Şaşaalı yaşamayı seven Ortadoğu kökenli devlet başkanlarının aksine, özel hayatını kameralar ve kamuoyundan bir sır gibi saklayan Nerkel, yanında yardımcısı ve sadece bir sivil polisle beraber gelmişti. Partisinin umduğu gibi gitmeyen seçim öncesi durumuyla kafası karışmış Şansölye, birazcık rahatlayabilmek için saunaya girdiğinde Tilda ve Tijen Hanım tarafından karşılandı. Sözü fazla uzatmadan Nerkel’in önüne bir metin koydular. Nerkel metne bir saniye kadar göz gezdirdikten sonra kafasını kaldırdı. O boncuk mavisi gözlerinden ne düşündüğünü tahmin etmek imkansızdı. “Nein, ich werde das nicht lesen. / Hayır, bunu okumayacağım,” dedi. Halbuki Tilda ve Tijen Hanım, Nerkel’den az sonra yapacağı basın açıklamasında önüne koydukları metni okumasını gayet nazikçe rica etmişlerdi. “Dann hast du uns keine andere Wahl gelassen. / O zaman bize başka seçenek bırakmadınız,” dedi Tijen Hanım sakince.

Saunadan çıkan Ançela Nerkel yanında yardımcısı ve sivil polis olmadan basın toplantısına gitti. Kendini izleyen onlarca yerli yabancı gazete ve TV muhabirine şu açıklamayı yaptı:

“Seçime bu kadar kısa bir süre kala, Sayın Drauke Betry’nin halka açık konuşmasını bölen hanımefendinin 12 genç insanın ülkemize sığınma isteğiyle ilgili cesur konuşması gündemimize bomba gibi düştü. Dünden beri yazıp çizdiğiniz için hepimiz biliyoruz ama ben buradan tekrar etmek isterim ki, Ermeni asıllı bir Türk kadını, Sünni Kürt kökenli Türk 12 genç kızın başka cinayetlere kurban gitmemesi için buraya kadar gelip bizleri uyarmak zahmetine katlanıyorsa, biz de elimiz kolumuz bağlı duramayız. 2015 yılında yüz binlerce mülteciye sınırımızı açtığımızdan beri bu konunun Almanya’nın geleceği için bir çıbanbaşı olduğunu biliyorum. Ama Avusturya’da bir kamyonun arkasında ölerek çürümeye yüz tutmuş 71 mültecinin halini hangimiz unutabildi ki? Bu yılın Ağustos ayında da dediğim gibi o olağanüstü ortamda bu insanlara kapımızı açmamız önemliydi ve doğruydu. Şimdi de doğru olan şey bu 12 genç insana kapımızı açmamızdır. Wir schaffen das!”

Nerkel’in açıklamalarından saniyeler sonra ABD başkanı Turmp, Twitter’daki @POTUS hesabından şu tiviti attı: “America is great again. We fight with terrorism as we give a hand for those in need. Let’s give peace and those 12 young women a chance / Amerika yeniden yüce. Terörizmle savaştığımız gibi yardıma muhtaç olanlara da el uzatacağız. Haydi barışa ve o 12 genç kıza bir şans verelim!”

Turmp’ın tivitine on binlerce teşekkür cevabı yağarken, bu sefer de Mutin’den bir açıklama geldi: “Günümüz dünyasına o genç insanların gözlerinden bakmaya çalıştım. Kimsenin o yaşta gözünde korku dolu bakışlar olmamalı. Moskova halkı 12 genç insana ev sahipliği yapmaktan gurur duyacaktır!”

Beş dakika önce evsiz, yersiz, yurtsuz, ülkesiz olan kızların, birdenbire ellerinde Charlie’nin, Willy Wonka’nın çikolata fabrikasına girmesini sağlayan altın bileti gibi, dünyanın üç büyük ülkesine girişlerini sağlayacak üç davetiye ile seçim yapmak zorunda kalacakları akıllarından bile geçmezdi.

Nürnberg’deki Göçmen ve Mülteci Dairesi’nden kızları ve Mehmet’i sınır dışı etmeye gelen görevliler bu kez ellerinde kızlar adına düzenlenmiş 12 Alman pasaportu ve oturma izni belgeleri ile çıkageldiler. Alman görevlilerin hemen ardından güvenli eve Amerikan ve Rus konsolosluklarından görevliler de geldi. Kızlara seçeneklerini sunan görevlilerden biri “Almanya, Amerika veya Rusya? Hangisinde yaşamak istersiniz?” diye sorunca kızların hepsinin gözleri parladı. En büyükleri ve tek reşit olanları Cennet isimli kız, “Biz kararımızı verdik,” deyince Rus görevlilerden biri Türkçe konuşan Alman’a sordu: “Ne dedi?” “Bu dünyada da cennet varmış demek ki!” diye cevap verdi adam.

24 Eylül 2017, Pazar, Berlin-İstanbul.

Pazar günü 34. Geleneksel Berlin Maratonu da işin içine katılınca hem seçimlere hem maratona güvenlik sağlayan polis sayısı on binleri bulmuştu. Şehrin savaştan sonra belki de hiç olmadığı kadar polis kuşatması altında olduğunu gören Tijen Hanım: “Sanki duvar hiç yıkılmamış gibi…” diye mırıldandı.

Mehmet Cinozoğlu sınır dışı edilerek, diğerleri de ırkçılığın yeniden su yüzüne çıkmaya başladığı bu ülkeyle artık işleri bittiği için Almanya’dan ayrıldılar. Tilda, Tijen Hanım Mehmet ve Avukat Selami, Tilda’nın dedektiflik bürosunun bulunduğu Hamiyet Yüceses sokakta tekrar bir araya gelmişlerdi.

Tilda: Alman hükümeti tarafından kızların hangi ülkede kalmayı seçtikleri bilgisi gizli tutuluyor. Vasileri olarak sen Mehmet ve Avukatları olarak siz Selami Bey biliyorsunuz değil mi?

Mehmet: Evet. Güvenlik konusunda Almanya’nın üzerine yok bence.

Tilda: Yok tabii ki! Güvenlik için kilometrelerce duvar örmüş adamlar zamanında! Demek kızlara Berlin duvarı ile ilgili verdiğin birifing yarım kaldı!

Mehmet: Sizin yüzünüzden sanırım Tilda Hanım! Siz birdenbire canlı yayında konuşmaya başlayınca aklım şaştı! Hem hangi okuldan mezundunuz acaba?

Tilda: Uluslararası ilişkiler. Neden ki?

Mehmet: Almanya’da bütün uluslararası ilişkileri birbirine kattınız da ondan!

Avukat Selami: Bence LGBT bayrağına kadar iyi gidiyordunuz!

Tijen Hanım: Bence de başlangıç fena değildi.

Mehmet: Her hikayede bir mesele ile uğraşsak ya, ne dersiniz? Mesela bu bölümde ırkçılıkla mücadele etseydik de önümüzdeki bölümde homofobiyle uğraşsaydık!

Tilda: Yine de geçen bölümdeki elli üç tutsak kadının birden Zıddıygacuk diyerek Tijen Hanım’a sarılmasından daha trajik değildi benim sahneden indirilişim.

Avukat Selami: Demek sizde mafyaya hizmet eden kötücül kadın tipi var Tijen Hanım.

Tijen Hanım: Muhtemeldir ama onlarınki bir sürü psikolojisiydi o anda. Biri uçurumdan atladı diye hepsi atladı.

Tilda: Bence bizi de attılar uçuruma. Suçsuz yere gözaltına alındık!

Mehmet: Bu sürü psikolojisiyle başımıza neler gelmiyor ki bu ülkede…

Tilda ve Tijen Hanım hep bir ağızdan: Bilmez miyiz? Yetmez diyorlar! Ama diyorlar! Evet diyorlar!

Mehmet: Çok fesatsınız yahu!

Tilda: İyi ki kızları alıp Amerika’ya gitmek istemedin Mehmet! Düşünsene Tijen Hanım’ın Turmp’ın yerine geçmek zorunda kaldığını!

Mehmet: Tijen Hanım mı? Yerine geçmek mi? Turmp mı? Nasıl yani?

Tijen Hanım: Nasıl yani derken? Henüz hiçbiriniz bu delikanlıya neler olup bittiğini anlatmadınız mı? Bakın Sevgili Mehmet, bizim her zaman bir  B planımız vardır!

21 Eylül 2017, Perşembe, Berlin.

2005’ten beri Alman Şansölyesi olan Ançela Nerkel’in Doğu Almanya günlerinden beri her Perşembe sauna günü olduğu biliniyordu. Partisinin umduğu gibi gitmeyen seçim öncesi durumuyla kafası karışmış Şansölye, birazcık rahatlayabilmek için saunaya girdiğinde Tilda ve Tijen Hanım tarafından karşılandı. Sözü fazla uzatmadan Nerkel’in önüne bir metin koydular. Nerkel metne bir saniye kadar göz gezdirdikten sonra kafasını kaldırdı. “Nein, ich werde das nicht lesen / Hayır, bunu okumayacağım,” dedi.

“Dann hast du uns keine andere Wahl gelassen. / O zaman bize başka seçenek bırakmadınız,” dedi Tijen Hanım sakince.

Tijen Hanım’ın Tilda’nın yardımıyla hazırlanması otuz beş dakika sürdü. Bu Şansölyenin öngörülen saunada kalma ve hazırlanıp çıkma süresi idi. Bir gün önce Tilda’yı TV’de seyretmiş ve 12 genç kıza yardım etmeyi gönüllü olarak kabul etmiş saunanın Koreli sahibi ve çalışanları, ikram ettikleri zararsız yatıştırıcı ile Nerkel’in yardımcısı ve sivil polisi etkisiz hale getirmeyi başardılar. Çocukken doğu Berlin’de doğup büyümüş olduğu için şive bakımından gayet başarılı olan Ançela Nerkel kılığındaki Tijen Hanım, Nerkel’in arada sırada tercih ettiği gibi yardımcısı ve sivil polis olmadan basın toplantısına gittiğinde de, kendini izleyen onlarca yerli yabancı gazete ve TV muhabirine geçici sığınmacıları Almanya’ya kabul ettiğini belirten açıklamayı yaptığında da hiç kimseyi şüphelendirmedi. O sırada saunada Tilda ile beklemekte olan olanlardan bihaber Nerkel, kendi taklidini TV’de görünce bu işin yanlarına kalmayacağı tehdidini savurmaya başladı. Ama Tilda “Kabul konuşmasını yapan sizdiniz, seçimi 3 gün kala aksini iddia etmek partiniz Hristiyan Demokrat Birlik ve Bavyera’daki kardeşi Hristiyan Sosyal Birlik için bir intihar olur,” deyince sessiz kalmayı mecburen kabul etti.

24 Eylül 2017, Pazar, İstanbul.

Mehmet duyduklarına hala inanamazken, Tilda ve Tijen Hanım kahkahalarla sohbete devam ediyorlardı:

Tilda: Ne diyorduk yahu! Hah düşünsene Turmp’ın yerine geçmek zorunda kaldığını!

Tijen Hanım: Daha kolay ne var ki ondan! Biraz nefret, biraz antipati, biraz misojinizm, biraz zengin kendini beğenmişliği, biraz görgüsüzlük ve üzerine sarı bir peruk!

Tilda: Harikasın! Obama’dan sonra böyle bir adamın seçilmesi ilginç. Obama’nın var olan ırkçılığı perdeleyen bir vitrin olduğu apaçık belliydi zaten.

Avukat Selami: Obama Amerika için fazla siyahtı.

Tam o sırada büronun siyahı çok beyazı az kocaman erkek kedisi  Basti Tilda’nın kucağına zıplayarak miyavlamaya başladı. Tilda oturduğu yerden kalkana kadar da devam etti.

Tilda: Arkadaşlar bakın, bu, Basti. Kocaman siyah-beyaz, erkek kedimiz. Batı Almanya’da yaşıyor. Bir önceki bölümde kaçırılan kadınların tutulduğu bodrumdan kurtardığımız mülteci anne kedi Pembu ve üç yavrusu şu kapalı odada, yani Doğu Almanya’da yaşıyorlar. Basti dedektif olarak çalışır, ekmeğini kazanır ama özgürdür, gezebilir. Anne ve yavruları devletten beslenir ama gezme özgürlükleri yoktur. Ben de sanırım 13 Ağustos 1931’de Berlin duvarı inşa edilmeye başlanmadan sadece 59 gün önce “Kimsenin bir duvar inşa etmek niyeti yoktur,” beyanatını veren Doğu Almanya Devlet Konseyi Başkanı Valter Ulbricht’im.

Mehmet: Peki sen kendi Berlin Duvarı’nı ne zaman yıkacaksın?

Tilda: 9 Kasım 1989 akşamı bir gazetecinin “Sınırlar ne zaman açılacak?” mealindeki sorusuna Almanya Sosyalist Birlik Partisi’nin resmi olmayan sözcüsü Günter Şabowski’nin şaşkınlıktan söylediği duvar yıkan cümle gibi bir cümleyi duyar duymaz:

“Das tritt nas meiner Kenntnis…ist das sofort… Ünverzüglich. / Bildiğim kadarıyla bu gerçekleşir … derhal … Hemen.”

Tilda anne ve yavru kedilerin bulunduğu kilitli odanın kapısını açtı. Üç yavrusu ile yaşayan anne kedi Pembu, yavruları ile dışarı çıkınca Basti’nin şaşkınlığı görülmeye değerdi. Bir birine, bir ötekine koşturup, kafalarına patisiyle yavaşça vurup, ‘Siz de nereden çıktınız minik kedicikler!’ der gibi, onları hem ister hem istemez halde karşıladı. Sonra her zaman üzerinde uyukladığı yüksek gümüşlüğün tepesine çıkarak huzur buldu. Uykuya dalarken düşünmeden edemedi: Demek baba olmak bu kadar kolaydı!

“Biz de bu kediler gibi birbirimize sarılıp koklaşmıştık duvarın yıkıldığı akşam,” dedi Tijen Hanım. “Annem Hansel ve Gretel’in masalını anlattığı zaman kırıntıları yollara serperek, biz doğudakilere öğretilene göre Batı Berlin’de sıkışmış kalmış –aslında kimin hapis kimin serbest olduğu hala tartışılabilir- akrabalarımıza ulaşabilir miyiz diye düşünmeden edemezdik.” Tilda atıldı: “Peki çikolatadan evi olan kötü cadının sizi pişirip yeme ihtimali hiç aklınıza gelmez miydi! Ya da kırmızı başlık giyince bir kurt tarafından yutulabilme riski taşıdığınız?” Gülerek devam etti: “Çocukken annelerinden bu korkunç masalları dinlemiş olanların seri katil olma ihtimalleri daha yüksek herhalde!” “Bence,” diye sakinlikle cevap verdi Tijen Hanım, “Çocukken annesinin ne kadar ürkütücü olsa da masal anlattığı çocuk değil, anlatmadığı çocuk, çocukluğunu yaşamamıştır!”

“Tıpkı şu an cinayet masasını meşgul eden vaka gibi!” diyerek içeri girdi Komiser Okan. Tilda “Selamsız köyden mi geldiniz?” diyecek oldu fakat Komiser genç kadının kolundan çekerek “Hadi yürüyün çabuk, olay mahallini dikkatle tarayacak üçüncü bir göze ihtiyacımız var,” diyerek kadını bürodan aldı, götürdü. Basti huzur içinde uyuklarken, Pembu ise pencereden ışıldamakta olan sonbahar güneşinin ısıtmaya muktedir son ışınlarına sırtını verip üç yavrusunu da aynı şefkatle yalamaya başladı. Avukat Selami, Tijen hanım ve Mehmet’in şaşırmış suratlarına kapıyı çarpan bu sefer Komiser Okan oldu.

Not: Bu hikayede Berlin duvarı hariç hiçbir şey gerçek değildir, gerçek kişilerle olan isim benzerlikleri tamamen tesadüfidir.

*Wir schaffen das: Ançela Nerkel’in seçim sloganı olarak kullandığı cümle: Başarabiliriz.

 

Bu hikayem Dedektif Dergi 5. sayısında yayınlanmıştır. Fotoğraf; Tuğba Turan.