Bu hikayem Gölge Dergi’nin Haziran 2017 tarihli 117. sayısında yayınlanmıştır. İllüstrasyon Alperen Özen.

Previously on Gölge:

Eğer onların bana gösterdiği ilgiye sevgiyle karşılık vermezsem bana ne denir?

Nankör…

Çünkü acı da sevinç de paylaşılır bizim buralarda. Paylaşılmayınca ne mi olur?

İsyan…

Her cana aynı kıymet verilmediği zaman buna ne denir?

Zulüm…

Kocaman bir ülkede, üstelik sevgisini değil ama vergisini söke söke aldığı halkın yarısının üzerine basa basa yükselen bir insan, kendine etrafındaki dalkavukların gözüyle bakmaya devam ettiği zaman ‘DÜŞÜŞ’e geçtiğini göremeyecek kadar körleşmiş olacak. Ölüye ve dahi diriye merhamet göstermeyecek kadar bencilleşmiş, yönettiği kocaman ülkedeki her ‘can’ı eşit derecede kıymetli saymayı öğrenememiş bu insan, düşüşe geçtiği zaman yere çakıldığında mezarına değil bir gül dikmeye, bir damla su vermeye giden olmayacak.

***

Dergimizle aynı adı taşıyan kızımız Gölge doğalı, Lisbeth de Steig Larsson’un meşhur hikayelerinden fırlayıp bizim anti-kahraman kıza yoldaşlık etmeye başlayalı tam on yedi sayı, yani on yedi ay olmuş. Roman kahramanı yaşıyla hesap edersek on yedi yaşındalar. Yavaş yavaş yuvadan ayrılma zamanları yaklaşıyor. Amerikan fimlerindeki gibi reşit olup iyi bir “college”e başvuru kabullerini aldıktan sonra, parlak renkli vosvos arabalarına eşyalarını yükleyip, hayallerinin erkekleriyle tanışacakları (umarım) kampüse doğru yollanacaklar. Bu Amerikan hayalleri hayatımızda ne kadar çok yer kaplıyor değil mi? Bayrağı, büyük kanyonu, Niagara şelalesi, özgürlük heykeli (Fransa’dan hediye olsa da), oynamayı asla öğrenemeden her filmde seyrettiğimiz beyzbolu filan hep gözümüzün önünde filmler sayesinde. Yozgat’ın ilçelerini say deseler sayamayız ama Massachusetts’in “masaçusets” diye telaffuz edildiğini hepimiz biliriz.

Gölge ve Lisbeth bu meseleye biraz daha yakından bakmak istediler. Ben de onları Amerika’ya yolladım. Ama hangi yıla?

***

Gölge: Neredeyiz biz yahu?

Lisbeth: Bir Allah bilir, bir de Google maps. Şimdi söyleyeceğim; Gettysburg’daymışız. Ama ne zamandayız? 4 Temmuz 1863’te yani Amerikan İç Savaşı’nın tarihi dönüm noktasındayız.

Gölge: Vay be! Tanıklık etmek için ilginç bir gün! Amerika ülkesinin kuruluşu, insan aklının yeniden kendini reset’leyişi gibi bir olay. Yeni bir ülke, yeni bir umut arayışı. Ortaçağ’da, Avrupa’da yapılan tüm o hataların tekrarlanmaması üzerine kurulan umutlar ülkesi.

Lisbeth: İyi de gelip başkalarının topraklarını gasp ettikten sonra “Biz özgürlükler ülkesi kurduk!” demek biraz fazla iyimser değil mi?

Gölge: Ben insan aklının kendini yeniden kurması dedim. Robot demedim ya. Elbet hataları olacak.

Lisbeth: İnsan aklının yüzde yüz bencilliği desene şuna o zaman. Çünkü güya yaşlı Avrupa kıtasında yaptıkları hataları bir daha yapmamak adına yeni kıtanın tüm imkanlarını kendi çıkarları için kullandılar.

Bir erkek sesi: İnsanoğlunun yaptığı bütün savaşlar kendi bencilliği için değil midir? Başkalarının toprakları, varlıkları, malları, mülklerine el koyabilmek için atılmıyor mu her kurşun! Yazarınızın sizi Amerika’ya gönderiyorum derken, hangi zamana gönderdiğine bir bakın bakalım! 1863 yılı 19 Kasım’ına hoş geldiniz bayanlar!

Gölge ve Lisbeth hep bir ağızdan: Kazım Kızıl!

Gölge: Ama sen tutuklu değil miydin nasıl_

(Kendi kullandığı kısa ismiyle)Ka: Şşşşşş… Sakin ol… Unutma, insanlar tutuklanabilir, ama fikirleri asla! Hem sen gücünü Gölge’den alan bir anti-kahraman değil misin? Lisbeth ise bambaşka bir coğrafyadan geliyor. Hepimiz fantastik bir hikayede de olsa Amerikan İç Savaşı’nın bu can alıcı gününde buluşamaz mıyız? Buluşuruz. Peki bizi buluşturan ortak noktamız nedir sizce?

Ybani: İntikam! Bugüne kadar işlenmiş tüm intikam cinayetlerinde parmağım vardır, erkek cinayetlerinde yani. Ortadoğu, Afrika, Asya ve Güney Amerika’da O kadar çok kadın cinayeti işleniyor ki erkekleri bu açıdan eşitlemem için kuzey yarı kürenin refah içindeki ülkelerinin erkeklerini kılıçtan geçirmem lazım. Hazır Amerika’ya gelmişken O. J. Simpson’la başlayacağım işe. Tramp’la bitireceğim. Tarihte seçilmeden suikasta uğrayan ilk başkan adayı olacak o serseri!

Lisbeth: Sen mağarada mı yaşıyorsun Ey Ybani? Tramp seçileli 100 küsur gün oldu.

Ybani: Nasıl yani? O sırıtık suratlı, meymenetsiz sarı adam başkan mı seçildi? Ne günlere kaldık yahu!

Ka: Bizi intikam hissi değil, haksızlıklara karşı sessiz kalamama içgüdümüz birleştirdi Ybani. O muhteşem öfkenin gücünü intikamdan daha güzel amaçlar için kullanabilsen keşke.

Gölge: Kötüleri adalete teslim edip, adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamazsak kötülerden ne farkımız kalır ki?

Ybani: Hahaahah! Kötüler kötülüklerini gizlemek ya da her türlü kirli işlerini, işlerine geldiği gibi yürütebilmek için adaleti alüminyum levha gibi eğip bükerlerken, adil yargılanma diye bir şeye inanacağımı mı sanıyorsun? Hem seçim dediğiniz şey, siz koyunların önüne sunulan iki seçenekten ibaret: “Ölüm mü, sıtma mı?” Sanıyor musunuz ki sandığa gittiniz, seçim yaptınız. Sizi bu masallarla uyuturlarken, kapalı kapıların ardında büyük büyük paralı amcaların istediği oluyor her zaman. Başta Amerika olmak üzere tüm dünyada bu böyle.

***

Belki de Ybani öfkeli olduğu kadar haklıydı da. Kuzeylilerin iç savaşı kazandığı tarihi, köleliğin kaldırılması açısından milat olarak alırsak 1865 yılından tam 143 yıl sonra Amerika kendine siyahi bir başkan seçti. “Black lives matter” (yalan) rüzgarı ile ezilen halkların ağzına bir parmak bal çalmak ve tüm dünyaya zencilerin de (artık) eşit haklara sahip olduğunu ispat etmek için seçilmişti Obama belki de.

Beyaz Saray, içinde gezinen insanlar fark edebilsin diye ilk defa siyahi bir bürokratla ‘kontrast’ imzalamıştı! CNN Amerika’daki seçimler esnasında dünyada bir ilke imza atmıştı. Chicago’da Obama taraftarlarının bir araya geldiği meydandaki bayan muhabir Jessica Yellin, CNN’in New York’taki merkez stüdyosunda bulunan ana haber spikeri Wolf Blitzer’in karşısında hologram olarak çıkmıştı. Yellin, kendini çevreleyen 35 adet high definition kameranın yansıtmasıyla elde edilen görüntüsünü Star Wars’daki Prenses Leia’ya benzetmişti. (RIP)

Muhtemelen Oval ofis’teki White Westinghouse’lar derhal Black&Decker modelleriyle değiştirilmişti. Tramp için ise tam tersi yapılmış olmalı.

Obama, bundan 20 yıl sonraki seçimlere yetiştirmek üzere bir adet beyaz çocuk evlat edinmiş olmalı. Daniel Craig “Başkan siyah olursa, Bond da siyah olmalı!” demişti. Samuel L. Jackson, Denzel Washington, Will Smith, Jamie Foxx veya Morgan Freeman’a teklif götürülmeliydi.

Papa da siyahi din adamlarından seçilebilirdi. Madonna gidip Vatikan’da “Papa don’t preach” şarkısını söyleyebilirdi. Ama bunların hiçbiri olmadı.

***

Gölge: Obama “Yes we can”* demişti ya. Artık “If I could”** diyordur sanırım.

Ybani: Geçeceksin bu popüler kültür ağızlarını Gölge! Bak Gettysburg’deyiz. Az sonra Lincoln meşhur konuşmasını yapacak. Ama savaş iki yıl daha sürecek ve 1865’te bittiğinde 600.000 insan bu savaş yüzünden ölmüş olacak. Sanayi devrimini tamamlamış, günümüzün modern iş ve işçi düzenine geçmiş Kuzey Amerikalılar, kuzeyin sahip olmadığı kadar geniş tarım alanlarındaki pamuk plantasyonlarında, Afrika’dan getirttikleri köleleri neredeyse bedavaya çalıştırarak yan gelip yattıkları yerden zengin olan Güney Amerikalılar’a gıcık oldukları için köleliği kaldırmak istemişler. İnsan hakları, zencilerin eziyet görmesi, neymiş hayvanlar gibi muamele edilmeleri falan çok da dertleri değilmiş yani. Sırf derileri değişik renkli diye kendilerinden daha aşağı gördükleri siyahi insanları, çoluk çocuk demeden yerlerinden yurtlarından edip; evlerinde, tarlalarında kırbaçlaya kırbaçlaya çalıştırıp, hayvan dediğimiz yaratılmışların bile hak etmeyeceği şartlarda alıp sattıktan sonra, kendi aralarındaki it dalaşı yüzünden yaptıkları savaş sonrası, “4 milyon insanı kölelikten kurtardık” diye reklamını yapıyorlar. Önce ortalığı karıştır, sonra savaş çıkartarak ortalığı düzelt. Bu sayede muharebe, lojistik, iletişim, bilişim teknolojileri açısından en önde giden ülke ol!

Gölge: Bırak Amerikalılar, Amerikan rüyalarını “LSD”*** ekranlardan seyretmeye devam etsinler. “Make America great again” dediklerine göre demek ki küçüldüklerini düşünüyorlar.

Ka: Hanımlar sessiz olun, Lincoln tarihi Gettysburg konuşmasına başladı:

Abraham Lincoln: “Seksen yedi yıl önce atalarımız bu kıtaya, bütün insanların eşit yaratıldığı ilkesine adanmış ve özgürlük fikrinden doğmuş bir devlet kurdular…”

Lisbeth (fısıldayarak): Bütün insanların eşit yaratıldığı ilkesine adanmış ve özgürlük fikrinden doğmuş mu?! Yalana bak. Daha ülkeyi kurarken koskoca bir Kızılderili ırkının neslini tükettiniz!

Konuşmasının her cümlesi çılgınca alkışlarla bölünen Lincoln, tarihin belki de en kısa ama en etkili konuşmasını yaparken Kazım Kızıl, Gölge, Lisbeth ve Ybani tarihe müdahale etmeden eleştiri haklarını kullanıyorlardı:

Ka: Aslında tüm anayasalar birer Hayvan Çiftliği manifestosu gibi değil mi? Bütün hayvanlar eşittir ama hikayedeki gibi kuralları koyan domuzlar daha eşittir!

Ybani: Madem domuzlar tarafından yönetiliyoruz, madem bütün hayvanlar eşittir ama domuzlar en çok yiyeceği hak edenlerdir yazıyor anayasalarımızda, o zaman bizi tehdit edenlere domuz gibi muamele etmemiz gerekir. Özellikle alçaklığı zevk edinmiş erkeklere!

Ka: Şşşşşş… Sessiz olun meşhur son cümle geliyor: “…government of the people, by the people, for the people, shall not perish from the earth.”

Abraham Lincoln: Tüm adanmışlığımızı, adanmışlığın en son örneğini gösteren bu onurlu ölülerimizden örnek alarak, bu kayıplarımızın hayatlarını beyhude yere vermemiş olduklarını ispat için, bizler bu askerlerimizden kalan büyük bir görev yüklenmiş olarak buradayız ki, bu ülke, Tanrı’nın huzurunda özgürlüğün yeniden doğuşuna sahne olmalıdır ve halkın kurduğu, halk tarafından seçilen ve halk için çalışan bu devlet dünya üzerinde sonsuza dek var olmalıdır.”(ç)

***

1789 Fransız Devrimi’nden 76 yıl sonra Amerika’da Abraham Lincoln, eşitlik, özgürlük kelimelerini kullanarak halka hitap edecekti. Fransızların sloganının aksine burada “kardeşlik” kelimesi yer almayacaktı. Çünkü Amerika pek çok farklı ırk ve renkten insanı aynı bayrak altında kardeşlikten daha farklı bir yalanla bir araya getirmeyi planlıyordu: Herkesin zengin ve meşhur olabileceğini düşündüğü o Amerikan rüyası ile…

***

Kazım Kızıl “Direnişleri, eylemleri, protestoları belgeleyen biriyim. Karşımda polis var, öteki tarafta direnişçiler var ve ben bunları dışarıdan fotoğraflayan, belgeleyen kişi değilim. Benim tarafım bu taraf, direnişçilerin tarafındayım. Fotoğrafı, videoyu ya da her neyse bunu araç olarak kullanıyorum,” diyor. Şu anda tutuklu.

Bizim Atlantik’in ta bu kıyısında, meşhur veya zengin olmak gibi hayallerimiz yok. Biz burada, her gün yaşadığımız için şükretmekle meşgulüz.

#freeka

*Yapabiliriz

**Keşke yapabilseydim.

***LSD: Lizerjik asit dietilamid’in kısaltılmışı. Çavdar küfünde bulunan lizerjik asitten üretilen yarı sentetik ve çok kuvvetli bir uyuşturucudur.

(ç): Çeviren Tuğba Turan