Bu hikayem Gölge Dergi Şubat 2017 tarihli 113. sayısında yayınlanmıştır. İllüstrasyon; Gökçe Deniz…

Previously on Gölge:

Anti-kahramanlarımız olan Gölge ve Lisbeth isimli e-dergi karakterleri, hiçbir sosyal hakkımız yok diye greve gitmişlerdi. Bu grev onları aşıp tüm dünyada yankı bulmuştu. Noel Baba bile “Binyıllardır her yılbaşı çalış, çabala, paketle, dağıt, eski yılı yeni yıla bağla! Sonuç ne? Bir teselli eden mi var? Ben de grev yapayım da sonsuza kadar 2016’da kalıp görün gününüzü!” diyerek bu greve katılmıştı.

Grev, Gabriel Garcia Marquez’in araya girmesi sayesinde bitti, işçilerle aynı platformda görülüp oy peşinde koşacak kurt politikacılar nemalanamadan kalabalık dağıldı. Ama biri unutulmuştu. Noel Baba! Fazla kaçırdığı cep kanyağı yüzünden sarhoş olup grev ateşinin yakıldığı varilin civarında bir yere sızıp kalmıştı.

Gölge ve Lisbeth bir önceki görevleri olan Noel Baba’yı Güney Kutbu’na götürmek, ayıltmak ve 2017’yi paket etmesine yardımcı olmak işlerini başarıyla tamamladılar. Koca bir karnı olan 2017, daha ilk saatlerinde yeni yılı dört gözle bekleyenleri pişman etti. Gelen gideni arattı. 2016’yı 2017’ye bağlayan gece, ülkenin en meşhur gece kulübünde terör yüzünden otuz dokuz masum insanın ölmesinden daha acıklı mesele, bu insanların  ölümü için “Onlar da gavur adeti olan yılbaşını alkol alarak kutlamasalardı!” diyebilecek pek çok zavallıyla aynı Türkiye Cumhuriyeti kimliğini paylaşıyor olmamızdı.

***

Gölge ve Lisbeth, işte bu yüzden, insanlığımıza başka gölgeler düşmesin diye, suikasta uğrayan Rus Büyükelçi Karlov için Gölge e-Dergi başta olmak üzere, tüm yazar-çizer camiasının taziyelerini bildirmek üzere Rusya’ya yollandılar.

Moskova Sheremetyevo Uluslararası Havalimanı’na ayak basar basmaz onları karşılayan camları gibi kendi de siyah, zırhlı minibüse bindiklerinde, Ethan Hunt (Tom Cruise) ve Benji Dunn (Simon Pegg)’ı görünce hiç şaşırmadılar.

Hunt: Hello Ladies! Ben Ethan Hunt ve bu da ortağım Benji Dunn. GREVİMİZ TEHLİKE! Ha ha! Güzel başlık! Gördük ki küçük harf oyunları ile filmimizin Türkçe ismini başlıkta kullandınız, biz de sizinle tanışabilmek için bu göreve talip olduk.

Gölge: Bizi koruma görevi size verildiğine göre ortada bir mission impossible var demektir.

Hunt: Telaşa gerek yok Mayleydi! Biz buradaysak hiçbir görev imkansız değildir!

Lisbeth: Bizim işimiz başkalarından ziyade kendimize güvenmeyi gerektirir Mr. Hunt. Onun için hiç kafanızı yormayın. Gölge, bu arada, ben hikayelerimizin başlıklarını anlamıyorum artık! Madem hidro, neden meydan?

O sırada grubu taşıyan siyah minibüs Kraşnaya Ploşçad’a başka bir deyişle Kızıl Meydan’a çıkan bir caddeye park etmişti. Yılın bu mevsiminde tamamen bembeyaz buzla kaplı meydan etrafında rengarenk kubbeleriyle Aziz Bazil Katedrali, Kazan Katedrali ve Kremlin Sarayı’yla muhteşem görünüyordu.

Gölge: İşte hidro, işte meydan! Ama bu hidro biraz katı yani buz halde!

Lisbeth: Komiksin. Aaaa baksanıza, ne büyük raslantı!

Gölge: Raslantı değil Rasputin. Tam adıyla Grigori Yefimoviç Rasputin. Meşhur Rus din adamı. Son Rus Çarı II. Nikolay’ın veliahtı olan Aleksey’in hastalığını tedavi edip Çar ailesinin dini danışmanı gibi bir şey olmuştu hatırladığım kadarıyla.

Lisbeth: Evet, ta ki Çar ve ailesinin yakasından düşsün diye monarşistler tarafından öldürülene kadar.

Gölge: Ruslar’ın Cübbeli’si desene!

Hunt: Sohbetinizi bölmek istemem ama Sayın Rasputin’in 2017’de ne işi var acaba hanımlar?

Lisbeth: Bak Gölge, bu donmuş meydanda bu sevimsiz kuyruklarla gezmek istemiyorsan beni dinle! Sen gölgeler arasında kaybolma yeteneğini kullan ben sıvışma yeteneğimi. Haydi! Aziz Bazil Katedrali’nin sarı-yeşil kubbesinin dibinde buluşalım.

Bizim kahramanlar Görevimiz Tehlike ekibini başatıyla ektiler. Ama yağmurdan kaçarken doluya tutulacaklarından bihaberdiler.

Kızıl Meydan 1987 yılından sonra tekrar bir uçak sesiyle sarsıldı. ’87 yılı 28 Mayısında Cessna tipi uçağıyla Kızıl Meydan’a inen Alman Mathias Rust yüzünden görevden alınan o dönemin Sovyet Savunma Bakanı Mareşal Sergey Sokolov’un kemikleri sızladı. Bu sefer Kızıl Meydan’a inen uçaktan adımını atan pilot, soluğu doğru Lisbeth ve Gölge’nin yanında aldı.

Ağır İngiliz aksanı bir erkek sesi: Selam. Ben Bond_

Lisbeth: Biliyoruz, James Bond.

Bond(Daniel Craig): Ama ama o benim repliğimdi! Ühü ühü ühü!

Lisbeth: Hey Allahım! Liseli kızlar gibi ağlıyor adam ya! Meğer tüm o cesareti filan senaryoymuş!

Gölge: Ha bir sen eksiktin, sen de geldin tam olduk.

Bond: Ama neden öyle diyorsunuz hanımefendi? Ben çok üzülüyorum sonra.

Lisbeth: At gözlüğü!

Bond: Nasıl ya? Neyi görmemem lazım?

Lisbeth: At o gözlüğü diyorum. Anlaşılan beyin dalgalarını etkiliyor. Yeniden o cesaretli Bond olman lazım bize!

Bond: Evet Leydi Lisbeth! Siz haklıymışsınız. Her şey Hunt’ın bana bu görev için hediye ettiği gözlük yüzündenmiş. Haydi işimize bakalım!

Gölge: Gözlük mü? Nereden anladın Lisbeth?

Lisbeth: Ethan Hunt’ın Mission: Impossible II filminin en başında kullandığı ve patlayarak kendini yok eden Oakley Romeo marka gözlüğü mü? Sen nasıl tanımadın hayret! Ama benim anlayamadığım şey, bir taziyeye geldik, peşimize bu kadar adam takmak da neyin nesi!

Bond: IMF ve MI6’nın sırf sizi korumak için Moskova’ya geldiğini sanıyorsanız kendinizi çok önemli sanıyor olmalısınız! Hahahahahahah! Biz Anastasya’yı bulmak ve durdurmak için buradayız.

Elindeki tabletten Kremlin’in Wi-fi ağına bağlandığından beri mütemadiyen bilgi edinmekte olan Lisbeth’in gözleri parladı:

Lisbeth: Şimdi anlaşıldı! Rasputin o yüzden burada! Ya da bu günde! Monarşi yanlısı Ruslar İngiltere’de doğmuş ve büyüyene kadar Adele Romanski adıyla Londra’da saklanmış Anastasya’yı Modkova’ya getirtmişler. Kendi, son Rus Çarı II. Nikolay ve Çariçe Aleksandra’nın en küçük kızları Anastasya Nikolayevna
Romanova’nın torununun torunuymuş. Çarlık Rusya’sını yeniden kurmak için ayrılan devletleri yeniden aynı çatı altında toplayıp, Anastasya’yı da Çariçe ilan etmek istiyorlar!

Gölge:  Bu da demektir ki, Anastasya’nın, tüm ailesinin kurşuna dizilip, yakıldıktan sonra ormana gömüldüğü o meşum 17 Temmuz 1918 gecesi, Bolşevik kurşunlarından kaçtığı rivayeti gerçekmiş.

Lisbeth: Peki, neden bu Çariçelik işini engellemek için Amerika ve İngiltere en gizli ajanlarını göndermiş tahmin edin bakalım?

Bond: Çünkü Adele gelip burada Çariçecilik oynamadan önce Westpoint askeri okulunda keskin nişancılığa kadar yükselerek FBI tarafından  kadroya alınmıştır da ondan!

O sırada kızların ve Bond’un yerini tespit edip yanlarına sokulmuş olan Ethan Hunt:

Hunt: Hadi oradan ucuz İngiliz kumaşı sen de! Asıl MI6 Adele’i Lonra’da saklıyoruz ayaklarına yatıp, ajan olarak Amerika’ya göndermiştir!

Gölge: Vaaaaay beee! Elalemdeki ajanlık olaylarına bakın! Sen elin Rus veliahtını al, Amerika’nın bir numaralı askeri okulunda okut! Oğlum bunda ÇETÖ parmağı olmasın! Kesin yurtlarında da kalmıştır bu kız!

Bond: Kızlar bırakın gırgırı! Anastasya’yı bu nemrut suratlı Amerikalılardan önce bulmamız lazım!

Lisbeth: Niye? İngiliz hapishaneleri Amerika’dan daha eğlenceli diye mi?

Bond: Hayır tabii ki! İngiliz Kraliyet ailesi ve Romanov Hanedanı arasında 101 yıl önce imzalanmış bir anlaşma var. Genç Anastasya, hanedanlık iddia etme hakları elinden alınmış ama itibarı geri verlimiş bir sıradan vatandaş olarak Londra’da ikamet edebilecek.

Gölge: Bir saniye! Anastasya’nın devletin başına geçmesi için ne yapması lazım?!

Lisbeth: Devletin başındaki adama sui_

Hep bir ağızdan: MUTİN?!!?!?!?!?

Gölge: Bizimle olan randevusu yarın sabah 07.03’de. Ama Mutin’in bu akşamki programını öğrenip Anastasya ve Rasputin’e engel olamazsak, yarına taziye bildirecek bir Mutin bulamayacağız!

Lisbeth: Hemen bildiriyorum; bu akşam Bolşoy Balesi’nin Mutin şerefine vereceği bir özel gösterim var. Buz üzerinde Kuğu Gölü Balesi!

Gölge ve Lisbeth, bu sefer Bond ve Hunt’ı aynı anda ekmeyi başardılar. Kahramanlarımızın bu siyah takım elbiseli ama aklı kısa ajan milletinin dırdırını çekmekten çok daha önemli planları vardı.

Termometrelerin eksi on santigrat dereceyi gösterdiği bir Şubat akşamı Bolşoy Tiyatrosu’ndaki gösteri her zamanki gibi saat 19.00’da başladı. Gölge ve Lisbeth, Piyotr İlyiç Çaykovski’nin ilk melodisi orkestradan nağme nağme dökülmeye başladığı an sahnenin derinliklerinde yerlerini aldılar. Bundan sonrası o kadar hızlı gelişti ki, Bond ve Hunt kendileri de başrolde olmalarına rağmen tüm olan biteni güvenlik kameralarından izleyince ancak çözebildiler.

Mutin, gösteri başlamadan tam bir dakika önce protokol locasında yerini alınca, locayı tam karşıdan gören sahne noktasını önceden tespit etmiş olan James Bond, Mission: Impossible- Rogue Nation’daki Ilsa Faust’un sarı ipekli elbisesinin aynından giymiş kadın suikastçıyı yakalamak için arkasından dolandı. Kadın düzgün nişan alabilmek için bir bacağını iki basamak kaldırmış, sarı ipekli elbisenin derin yırtmacı açılmıştı. Ama her göze hitap edecek kadar mükemmel bacak dekoltesi meşhur çapkın Bond’un dikkatini dağıtamadı. Kadın, elinde keskin nişancı tüfeğiyle Mutin’e nişan almıştı ki, İngiliz ajan sarı ipekli elbiseli kadını belinden yakalayarak etkisiz hale getirdi.

Aynı anda sahnenin bir altta kalan ışık katında Ethan Hunt pembe ipekli elbiseli bir Anastasya’yı tutukladı. Ajanlar Mutin’e suikast edecek gerçek Anastasya ve eğer o başarısız olursa onun yerine tetiği çekecek yedek Anastasya’yı derdest ederlerken, Benji Dunn da protokol locasında Mutin’i koruma altına aldı. O sırada Bolşoy Tiyatrosu’nun arka kapısından kaçmakta olan Rasputin de Rus gizli teşkilatı tarafından kıskıvrak yakalandı. Tam o anda saatler 19.03’ü gösteriyordu ve gösteri devam ediyordu.

Ajanlar, Anastasya’lar ve Rasputin’i Moskova Emniyet Müdürlüğü’ne getirdiler. Mutin de bu vatan hainlerini görmek için binaya geldi.

Benji Dunn: Her şey iyi güzel de Anastasya’nım hata yapma ihtimaline karşı oraya yerleştirilmiş olan yedeği niçin Anastasya kılığı içinde? Yakalandı mı ikisinin birden yakalanacağını bilmiyorlar mı?

Hunt ve Bond, ikisi birden dönüp elleri kelepçeli olduğu halde yüzlerinde hafiften bir gülümseme ile sorgu odasında oturan sarı ve pembe ipekli elbiseli kadınlara baktılar. Birindeki bu sıska vücut! Bu uzun boy! Bu! Bu! Mutin’in emri üzerine kelepçeleri çözülen kadınlar yüzlerinden maskelerini sıyırıp çıkarınca:

Bond: GÖLGE!

Hunt: LİSBETH!

Ajanlar, dönüp Mutin’den özür dilemek istedikleri anda Mutin de bir hamle ile maskesini çıkardı.

Hep bir ağızdan: Gölge e-Dergi Editörü MUSTAFA EMRE ÖZGEN!!!

Bond: Peki ya Rasputin?

Rasputin’in maskesinin altından da yayın kurulu üyemiz ve yazarımız ATİLLA BİLGEN çıktı. Gölge her şeyi baştan anlatmaya başladı:

Gölge: Bizim Mutin’le randevumuz yarın sabah 07.03’te değil, bugün 17.03’te idi. Mutin’le görüşünce kendine hem taziyemizi bildirdik hem kendini bekleyen tehlikeyi arz ettik. Hemen bir B planı yaptık. Anastasya’yı bulmak çok kolaydı, otelinden aldırdık. Mutin ona, İngiltere’de sürgün gibi mi yoksa burada taht sevdasından vazgeçmek şartı ile kraliçeler gibi mi yaşamak istersin karar ver diye sordu. Ve talihsiz genç kadın kararını verdi. Mutin onu St. Petersburg’a  gönderdi. Rasputin’i bulamadık. Ölüler diyarından geleceğe yolculuk yaptığı için iyi saklanıyordu. Ona da şu an Bolşoy Tiyatrosu’nda oynamakta olan oyunu planladık.

İki ajan, ‘Ne oyunu?’ dedikleri anda saatler 19.15’i gösteriyordu ve tiyatronun buz balesi için dondurulmuş tabanı ani bir erimeyle salonu sular altında bıraktı.

Kızlar hep bir ağızdan bağırdılar: HİDRO MEYDAN!

O akşam insanlara güvenlik sebebiyle yüzme bilmeyenlerin içeri alınmayacakları söylenmiş ve herkese can yeleği dağıtılmıştı. Gölge devam etti:

Gölge: Yüzme bilmeyen Rasputin gayriresmi yollardan içeri girdiği ve can yeleği almadığı için şu güvenlik kamerasında suda debelenirken görülen ta kendidir! O da hemen tutuklanacak.

***

Bu olaylardan tam iki saat on iki dakika önce, Moskova yerel saatiyle saat 17.03’te:

Gölge ve Lisbeth, Mutin’in misafir kabul ettiği geniş salonun yüksek tavanına kadar ulaşan muhteşem ahşap kapısının önünde bekliyorlardı. Saat tam 17:02:59’da kapı açıldı. İçeride, biri saçı arkadan uzun ve sarışın, diğeri saçı-sakalı kısa ve gözlüklü iki adam Mutin’le el sıkışıyorlardı. Kapıya yönelmek için yüzlerini döndüklerinde kızlar sessiz birer çığlık attılar:

“AHMET YÜKSEL VE MEHMET KAAN SEVİNÇ!”

Lisbeth: Hocam siz ikiniz kavga etmemiş miydiniz?

AHMET YÜKSEL: Biz kavga da etsek yine barışırız. Hadi siz dergiyi kotarın.

Gölge MKS’ye dönerek: Hocam Siz gidince Gölge e-Dergi Steve Jobs’ı gitmiş Apple gibi kaldı yahu!

MEHMET KAAN SEVİNÇ: Ben onun gibi kovulmadım bu bir. İkincisi, arada biz ‘megaloben’ler böyle kaprisler yaparız. Gölge dergi benim kızımdır. Siz devam edin, çizginizi bozmayın. Hem unutmayın, sizden her daim üç dakika öndeyim!

***

Lisbeth: Kızıl Meydan ve Rouge Nation yani Ruj Neyşın, Türkçesi Kırmızı Devlet filmi bir araya geldi, fena hikaye olmadı değil mi!

Gölge: Rouge(ruj) değil o bi kere, Rogue(rog) Neyşın. Rogue; haydut, hilekar, dolandırıcı filan manasında!

Lisbeth: O zaman ‘Rogue One: A Star Wars Story’ olayını da yanlış anladım ben! ‘Kırmızı bir’ ne ola ki diyip dururdum aylardır!

 

 

Rouge(Ruj); Franszca’da kırmızı.

Rogue(Rog); İngilizce’de haydut, dolandırıcı.