Bu hikayem Gölge e-Dergi Aralık 2016 sayısında yayımlanmıştır. İllüstrasyon, Tolga Tanyel.

” All men are created equal. Well. It’s not true! Some are smart, some aren’t / Tüm insanlar eşit yaratılmıştır. Pekala. Bu doğru değil! Bazıları zekidir, bazıları değil.” 

Donald Trump

***

Previously on Gölge:

“Bugüne kadar kaç kişiye Y damgasını vurdunuz?

İstatistik tutmam. O lüzumsuz devlet kurumlarının işi. Benim işim o kurumların sağlayamadığı adaleti sağlamak.

Neden öldürdüğünüz adamların göğsüne Y harfi çiziyorsunuz? Zorro’dan mı ilham aldınız?

Zorro da göğsünde bir Y ile gömülmüştür, kimseler bilmez. Ben ilham almam, intikam alırım.”

***

“Sırada kişisel bir soru var: Hiç aşık oldunuz mu?

Oldum tabii ki. Kadınım ben. Katilim, ama kalpsiz değilim.

Nerede şimdi o şanslı erkek?

Şanslı olduğu için mezarlıkta. Yoksa daha çok çekecekti elimden.

Neden?
Bir erkeğin aşkı, gördüğü ilk donsuz mini etekliye kadar sürer de ondan!”

***

(Sanırım sevgili editörümüz Mustafa Emre Özgen yine başlığı yanlış anlamış. Ekim ayında hikayemin adındaki GOOLGE’yi “GOOGLE” yazıp beni iki dakikalığına delirtmişti! Bu ayki başlık da ‘GREVİMİZ’ değil, GÖREVİMİZ TEHLİKE’ olmalı. Hem bizim kızların şekilleri bile yok grev yapamazlar ki!? Hadi Lisbeth Salander’i sinemada iki farklı aktris canlandırmıştı. Ya Gölge? Sanal bir kere o! Kendi yok! Şekli yok!)

(Gölge: Sensin şekilsiz! Sigorta yok! Yol parası yok! Sodexho yok! Tam 11 aydır çalış babam çalış! Hadi masaya oturalım buna çözüm bulalım, diyen de yok. Ne zaman, ‘Ne olacak bizim şu sigorta işi?’ desek, çözüm masasını devirdik, süreci dondurucuya koyduk falan filan lafları!)

***

Gölge ve Lisbeth Salander dünya üzerinde günümüzde ya da geçmişte yaşamış kötü adamlarla uğraştıkları yetmiyormuş gibi bir de, kendini, ‘Birilerine ya da bir şeylere düşman olan, baş kaldıran herkesle işbirliği yapabilir’ diye tanımlayan Ybani isimli intikam meleği (melekliği tartışılır) ile baş etmek zorunda kaldılar. Melekliği tartışılır dedim çünkü bu Ybani, suçlu olduğuna inandığı insanların daha çok erkeklerin, göğsüne Y harfi çizerek öldüren bir seri katildi. Ona sorsanız, öldürdüğü tüm erkekler, bu ölümden çok daha fazlasını hak ediyordu ya; adalet mekanizmalarının kusursuz çalıştığı bir ülkede/dünyada, bunun kararını vermek bize düşmezdi.

Gölge ve Lisbeth, sosyal medyadan, Ybani’nin, 17 Kasım Terör Örgütü Lideri Hristodulos Ksiros ile Atina’ya gittiğini öğrendiler. Soluğu Atina’da aldılar. Bir intikam meleği ve hapis kaçkını bir örgüt elebaşı ne yapar, ne eder, kimin peşine düşer; sorup soruşturmaya başladılar. Amma ve lakin, olay sandıklarından daha karmaşıktı. Ya da basitti; sadece yanlış yüzyıldalardı.

***

Sene 415. Yer Bizans İmparatorluğu. Hristiyanlığı kabul edeli fazla olmayan imparatorluk sokaklarında bir grup yeni yetme Hristiyan fanatik, Hypatia isimli genç bir kadını linç etmek üzere kovalıyorlardı. Lisbeth ve Gölge olay yerine yetiştiklerinde, Ybani ve Ksiros ellerinde kılıç, hayır elektrikli testere ya da kılıçla elektrikli testere arası bir silahla adamları doğramak üzerelerdi. Derken Lisbeth-Gölge-Ybani ve Ksiros arasında, uçan tekmeli, dönen yumruklu bir uzak doğu dövüş şovu başladı.

Ortama sonradan katılan Siyahi Örümcek Adam’la işler iyice sarpa sarmışken, bizim kahramanlar, Ybani’nin Bürke Hatun’dan tırlarla getirttiği kestere silahını ele geçirdiler.

Bizim kızlar erkekleri bir güzel hakladılar. Sıra Ybani’ye geldi. Lisbeth ve Gölge’nin aynı anda üzerine atlamasıyla Ybani, Hypatia’yı öldürecek adamları ıskalayınca, kestere Hypatia’nın göğsüne saplandı. Talihsiz genç kadın orada parçalanarak öldü.

Peki, kimdi bu Hypatia?…

***

Sene 415. Bizans İmparatoru I. Teodosyus, Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmiştir. Ve tüm Pagan inançları, sembolleri ve ayinleri yasaklamıştır. Dahası herkesin vaftiz edilerek Hristiyan olmasını istemiştir.

Demek ki kraldan çok kralcılık her yüzyılda varmış!

Hypatia isimli genç bir kadın, yeni doğan dinin, düşünce ve araştırma ortamına getirdiği baskıyı görmüş. Kilise, vaftiz olmayı ve Hristiyanlığın öğretilerini kabul etmeyi reddettiği için, onu, büyücülük ve fahişelik yapmakla suçlamış.

İskenderiye başpiskoposu olan Cyrille, Hypatia’ya herkesin önünde vaftiz olması, kitaplarını yakması ve İsa’nın yoluna girmesi gerektiğini söylemiş. Hypatia, yine aynı kalabalığın huzurunda, düşüncenin inançtan üstün olduğunu söylemiş.

Bu kadın, ta o zamanlarda, zamanın  sonsuzluğunda evrenin  varoluş  kurallarını  araştırmış. Yine o dönemlerde fanatik Hıristiyan dindarlar, Yahudiler ve küçük bir grup olan Paganlar arasında yaşanan gerginlikler tüm şehri huzursuz edecek nitelikteymiş.

Sadece günümüzde değil her yüzyılda insanoğlunun başının belası olan ‘senin inancın-benim inancım’ kavgasını yapan fanatikler, bu gerginliklerin sonucunda hırslarını sanırım bu genç kadından almışlar. Öldürülen Hypatia’nın vücudu yakılmadan önce paramparça edilmiş. Adını, temsil ettiği mirası ve özellikle kadınlığını aşağılamak için vücudunun her bir parçası İskenderiye sokaklarında dolaştırılmış.+++

***

Gölge, Lisbeth ve Ybani, 21. yy’da eşini benzerini göremeyecekleri demek isterdim, ama inanç uğruna insan parçalamanın şu dinle veya bu yüzyılla ilişkisi olmadığı için diyemiyorum; 21. yy’da da görebilecekleri bu vahşete ilk elden tanık oldular. Gölge ve Lisbeth, kendi zamanında intikam alırken ikinci bir defa düşünmeyen, geçmişten de intikam alabileceğini sanan Ybani’yi zor zapt ettiler. Geçmişi değiştiremeyeceklerini, ancak ondan ders alıp daha güçlü ve adil bir gelecek yaratabilecekleri gerçeğini Ybani’ye anlatmaları iki saatlerini aldı.

Tüm insanlığın bunu kavrayabilmesi ise, aradan 1601 yıl geçmesine rağmen hala mümkün görünmüyordu.

***

Ybani: Bırakın beni! Kadını öldürdüler, bari parçalamalarına izin vermeyelim! Bu nasıl bir insanlık! Bu nasıl bir kin! Bu nasıl bir erkek egemenliği!

Gölge: Bırak ellerinden geleni artlarına koymasınlar! Yüzyıllar sonra bir sürü erkek ve kadın aklın hakimiyetini öven ve dini otoriteye karşı çıkan cesur Hypatia’nın yaşamı ve özellikle öldürülüş şekli arasında ilişki kuracaklar…

Lisbeth: Ne kadar yüzyıl geçerse geçsin erkek aklının, düşünen, fikir üreten kadın karşısında acz içinde olduğunu görecekleri için baskı yöntemlerini değiştirecekler ama kadını mutlak hakimiyet altına alma çabaları asla bitmeyecek! Şekilden şekle girip her daim önümüze sürülecek!

Ybani: Madem ikiniz de bu kadar akıllısınız da neden az önce sana şekilsiz diyen ve bunca zamandır sizi sigortasız, maaşsız, aç susuz çalıştıran yazarınıza karşı ayaklanmıyorsunuz?

Gölge: Haklısın da ne yapabiliriz ki? Klavye onun elinde!

Ybani: GREV YAPIN!

Gölge: Haklısın be Ybani! Ama sen daha aramızda yenisin bilmezsin bu e-hikaye işçiliğini, emekçiliğini! Sen de katıl bizim grevimize! Düşmanız müşmanız ama hak hepimizin hakkı! Ezilen tüm halklar birleşin! El pueblo unido!!!

____________________________

B U   H İ K AY E D E   G R E V   V A R D I R

____________________________

Tabelalarını da yerleştirdikten sonra Gölge, Lisbeth ve Ybani boş bir arsada, bir varilde ateş yakıp, ateşin başında gece gündüz demeden nöbete dururlar. Ateş grevin olmazsa olmazıdır ya; başkaldırı ateşi…

Lisbeth: Gelin marshmallow közleyip yiyelim.

Gölge: Ne marshmallow’u ya! Sanki Disney Channel çizgi filmindeyiz. Türk e-dergisindeyiz biz kızım. Sucuk közleyip yiyelim oh mis !

Ybani (ateşe gözlerini dikmiş bakarken eskileri anlatmaya başlar): Çocukluğumla ilgili bazı şeyler karanlık sanki. Hatırlayamıyorum. Mürekkep şişesi kılıklı bir psikolog vardı sanırım. Onun muayenehanesinin penceresinden atlamak istemiştim hep. Ama yüzünü görmeyi de isterdim ben yere düştüğümde. İkisini beraber yapamayacağım için atlayamadım.

Lisbeth: O dediğin bir filmde vardı. Karıştırıyorsun sen. Bruce Willis psikologdu.

Gölge: Evet. Willis, renk körü psikolog Bill Capa’yı canlandırır o filmde. Ve hastası muayenehanesinin camından atlar. Sen değilsin yani o intihar etmeyi düşünen.

Ybani: Ara sıra ben de düşünmedim değil ama. O filmi izleyince hatlar karışmış olmalı bende. Eee bir psikopat kolayla yetişmiyor tabii ki!

Tam o sırada, kızların ateş yakıp grev yaptığı boş arsaya kameramanıyla beraber elinde mikrofonuyla Savaş Ay çıkagelir. O her zamanki kısık ses tonuyla başlar heyecanlı heyecanlı konuşmaya:

Savaş Ay: Sizlere zıpkın gibi fişşek gibi bir haber vereceğim! Bizim kızlar Gölge ve Lisbeth yanlarına düşmanları olan Ybani’yi de almışlar grev yapıyorlar! Amanın kimleri görüyorum! Lech Walesa aramızda sayın seyirciler! Ama 37 yaşındaki hali ile!

Lech Walesa: 1980 yılından geliyorum kızlar. Grev var dediler, geldim. O zamanlar on binlerce işçiyi greve sürükleyecek derecede gücüm ve yaptırımım vardı Polonya’da. Hükümet ile görüşmelere ben katılırdım. Kaç kere tutuklandım inanın hatırlamıyorum. Sonunda isteklerimizi kabul ettiler ama tekrar tutuklandım. Zaten, hiçbir dönem, hiçbir ülkede, işçiler için güllük gülistanlık olmamıştır hayat. Sonradan politikaya atıldım, hatta Polonya Cumhurbaşkanı bile oldum! Ama sorsanız en çok ne zaman mutlu idim; tabii ki işçi arkadaşlarımla hakkımızı aramak için 14 ağustos 1980’de genel greve giderken! Sonuna kadar arkanızdayım gençler!

Birden biz müzik sesi duyulmaya başlar. Tina Turner grev alanına gelmiş, Proud Mary’yi söylemektedir:

Left a good job in the city
Working for the man every night and day
And I never lost one minute of sleeping
Worrying about the way things might have been

Big wheel keep on turning
Proud Mary keep on burning
Rollin’, rollin’, rollin’ on the river

Tina Turner(şarkının arasında): Ben Allah’ın cezası bir kokain bağımlısı olan kocam İke’ı başımdan attım kızlar! Siz mi bu işi beceremeyeceksiniz! Haydi göreyim sizi! Rollin’, rollin’, rollin’…

Şarkıdan akan notaların hızlanmasıyla beraber grev alanına akın akın insan gelmeye başlar. İlk önce Mehmet Berk Yaltırık’ın Tepedeki Bar hikayesinin kahramanları Bekir, Peymanzer, Paşa Kızı, Vedat, Kenan ve Pelin sökün ederler. ‘Dokuz aydır ne bir maaş ne bir sigorta!’ diyerek bağırır Vedat Tina Turner’ın şarkısının arasında. ‘Ne dokuz ayı ben 1890’lardan beri bekliyorum!’ der Bekir dişlerini gıcırdatarak.

Onlardan sonra Quentin Tarantino yerini alır ateşin başında. ‘2016’yı ben yönetiyormuşum öyle demiş Twitter’dan Matt Oswalt.* Madem bana bunu layık gördüler ben de grev yapacağım!’

Hillary Clinton sessizce gelip yerleşir ateşin etrafındaki kalabalığın arasına. Herkes başıyla selamlar onu. Bir şey söylemesine gerek yoktur.

Birden ortalık toza dumana bulanır. Noel Baba gökyüzünde süzülmeye alışkın kızağıyla toz toprak içindeki arsaya inmiştir.

Noel Baba: Açılın bakıyım! Ben de grev yapmaya geldim. Bin yıllardır her yılbaşı çalış çabala, paketle, hediye dağıt, eski yılı yeni yıla bağla! Sonucu ne! Bir teşekkür eden mi var?! Ben de grev yapayım da, sonsuza kadar 2016’da kalıp görün gününüzü!

Grevciler İngilizce ve Türkçe olarak hep bir ağızdan: H A Y I I I I I I I I I I R R R R R R ! ! !

***

Gölge ve Lisbeth’in yazarlarına karşı başlattıkları bir grevle ayaklanan e-dergi kahramanları, acaba istediklerini alabilecekler mi? Basit gibi görünen bu grev, dalga dalga yayılarak tüm dünyayı etkileyebilecek mi? Bu gidişle dünya 2017’ye girebilecek mi?

Tüm bunlar ve daha fazlası Gölge e-Dergi Aralık sayısında…

 

 

 

+Voltaire, Felsefe Sözlüğü’nde Hypatia’ya kısa da olsa yer vermiş; onu, “İskenderiye’de, Theodosyus dönemine Platon ve Homeros öğreten kadın” olarak tanımlamıştır.

+Sokrates, tarih kitabında (Histoire de Socrate) Hypatia’nin nasıl öldürüldüğünü detaylı olarak anlatır.

+Edward Gibbon “Histoire  de  la  décadence  et  de  la  chute  de  l’empire Romain”  adlı  eserinde,  Hypatia’nın  yaşamına  ve  özellikle öldürülüş  şekline geniş yorumlarla yer vermiştir.

*”Is Quentin Tarantino directing 2016?” via @MattOswaltVA