Bu yazım Gölge e-Dergi’nin Kasım 2016 sayısında yer almıştır. İlüstrasyon Tolga Tanyel…

Previously on Gölge:

“Bu seferki hikayemizde politika ve aşk iç içe. Ne tesadüf ki, ikisinde de en iyi yalanı söyleyen kazanır. Peki yalancının yalanı ortaya çıkınca ne olur? Aşık, aşkını kaybeder ama politikacı, erken seçime gider ve daha büyük bir yalan söyleyerek oy oranını %49.5’a yükseltir.”

***

“Gerçek şu ki kadınlara kötülük eden herkesin korkulu rüyasıyım. Ama işimi kan-la-de-ğil-akıl-la-hal-le-de-rim. Suçluları, ortağım Lisbeth ile kıskıvrak yakalayıp adalete teslim etmek en büyük görevim.”

***

“Lisbeth: Siz Türkler ne kadar bencilsiniz yahu! Sanki dünya sizin etrafınızda dönüyor! ‘Biz bitti demeden bitmez’miş! Pabucumun takımı!

Gölge: Ne oldu? Ne yaptık gene?

Lisbeth: Ağustos ayı geldi diye hayatta kalmayı başardığınız bir savaşı anlatmaya kalkıyorsun. Oysa bir Ağustos ayının altıncı ve dokuzuncu günleri koca koca iki şehir ve o şehirlerin insanları tarihten silindi!”

***

“Derken Almanlar, Drittes Reich yani Üçüncü Reich ismi verilen Nazi Almanyası’na yumuşak geçiş yapmışlar. 2 Ağustos 1934’te Cumhurbaşkanı Hindenburg da ölünce, 19 Ağustos’taki referandumdan sonra, Şansölye ve Cumhurbaşkanı’nın tüm yetkilerini bünyesinde toplayan Hitler, Führer – Lider seçilmiş. Seçilmiş yani. Millet bildiğin sandığa gidip oy vermiş. Çünkü sloganı buymuş:  Ein Volkein Reichein Führer – Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider! “

***

Gölge: Yoktum, sindim. Üşüdüm, ısındım. Bağırdım, duyulmadı. Acıktım, bir lokma ekmek veren olmadı. Sokakta ‘sokak kızı‘ diye yaftalandım, evde ‘ev kızı‘. İşe gireceğim, dedim, başımıza orospu mu olacaksın, dediler. Her coğrafya ve her iklimde başıma bir çorap ördüler. Recm edildim, resmedildim, karı edildim, vaftiz edildim, sevk edildim, sünnet edildim, taciz edildim, katledildim; ama hiç mutlu edilmedim. Güçlü olmam gerekiyordu ama ne Hulk gibi kaslarım, ne de Ironman gibi kasklarım vardı. Ben de, yoklukla güçlendim. Hiçlikten doğdum. Bir kadının içine düşerken istenen, düştükten sonra istenmeyen bir bebek gibi, boşluğu doldurdum. Ben oldum.

Lisbeth: Bir kahramanın ömrünün uzun olması için güçlü bir villain lazım. İnsanları evine sokacak, amanın Gulyabani geliyor, şehri, ülkeyi, dünyayı ele geçirecek diye korkutup onu yenerek her seferinde küllerinden yeniden doğması lazım. Bu yüzden Gölge, sen, fazla uzun ömürlü olamazsın canım!

Gölge: Sen öyle san! Açsana şu haberlerin sesini!

İyi akşamlar sayın seyirciler. Karadul sertifikasını aldığı gün, Zincirlikuyu mezarlığını ona tahsis etmişler. İlk ve son röportajında öyle söylüyor. 

Odasının duvarında ‘No country for old men’ posteri asılıymış ve ‘old’ kelimesinin üzerinde kocaman kırmızı bir çarpı işareti varmış. Bir de kendi deyimiyle dünyanın en yumuşak kalpli kiralık katili Léon’un resmi. 

Kalkıp giyiniyor. Söylediğine göre üzerindeki her şey siyah. Whatsapp üzerinden yaptığımız röportajımıza başlıyoruz:

“Bugüne kadar kaç kişiye Y damgasını vurdunuz?”

***

Gölge ve Lisbeth’in haberlerde gördüğü röportajı ben de dinledim. Kime ait olduğunu birazdan öğreneceksiniz. Y damgası ne, kim Gölge ve Lisbeth’i peşinden koşturacak kadar kötülük yapmayı becerebilecek, kim zulme zulümle karşılık verecek kadar kana-kan, dişe-diş diyor sorularının cevaplarını almak isteyenler biraz sabretsin.

Aslında bu ay ben çiçekten böcekten, güneşten buluttan bahsedecektim. Çünkü Kasım’ın 17’si benim doğum günüm… (Bu arada ben’ler karışmasın. Ben, yani 17 Kasım -2. ve 3. köprü-internet-Apple-Google ve bir milenyum öncesi- doğumlu, yedi kedi, üç köpek ve on üç yaşında bir erkek çocuk annesi Tuğba!)

17 Kasım denince bir de komşu Yunanistan’ın terör örgütü geliyor aklıma. Eh dünyanın her yerinde akla ziyan terör suçları işlenirken, çiçekten böcekten bahsedebilmek için; bir Yeşilçam filminde, denize nazır bir yalının bahçesindeki salıncakta huşu içinde sallanan Hülya Koçyiğit’in, sevdalısı Tarık Akan’a olan bakışları kadar duygusal olmak lazım. Olmak lazım değil mi? Benim (ve kim bilir kaç yaşıtımın daha) çocukluk aşkımız olan o güzel gözlü adamın arkasından ağlarken… Allah rahmet eylesin…

Neyse, bu kadar duygusallık yeter. İşimize bakalım. Buyurun size o gizemli röportajın devamı:

“Bugüne kadar kaç kişiye Y damgasını vurdunuz?”

“İstatistik tutmam. O lüzumsuz devlet kurumlarının işi. Benim işim o kurumların sağlayamadığı adaleti sağlamak.”

“Neden öldürdüğünüz adamların göğsüne Y harfi çiziyorsunuz? Zorro’dan mı ilham aldınız?”

“Zorro da göğsünde bir Y ile gömülmüştür, kimseler bilmez. Ben ilham almam, intikam alırım.”

***

Gölge: Bak Lisbeth! Sen internetten araştıracaksın diye, bu, insanların göğsüne Y harfi çizerek öldüren seri katil tekrar birini öldürecek bile! Haydi yaylan, en son cinayet işlediği yerden başlayalım araştırmaya!

***

“İsminizden bir harfi neden attınız?”

“Şair’e tek ‘Y’ yetti ise bana da tek ‘A’ yeter dedim. Lafı fazla uzatmayı sevmem. İsmim Ybani. Hem maktullerin göğüslerindeki o ‘Y’ benim ismimin baş harfi değil. O, bir türlü uçkur içinde tutamadıkları erkeklik hormonlarının ‘Y’si.”

***

Lisbeth: Buldum işte! Adı Ybani. Kendini ‘birilerine ya da bir şeylere düşman olan, baş kaldıran herkesle işbirliği yapabilir’ diye tanımlamış sosyal medya hesabında.

Gölge: Bir de sosyal medya hesabı mı varmış haspanın?

Lisbeth: Elbette var. En son Madana E Tipi Kapalı Cezaevi’nde Mözgecan Maslan’ın katilini öldürdüğünü iddia ediyor. Bu duruma göre pek de haspa sayılmaz. Gayet akıllı bir intikamcı bu kadın!

Gölge: Asla! Adalet intikamla sağlanmaz! Herkes adil yargılanmayı ve adil cezalandırılmayı hak eder. Hem kapalı erkek cezaevine nasıl girebilmiş ki bu?

Lisbeth: Biz geçmişe nasıl gidiyorsak öyle!

***

“Masadan projeleri eliyle süpüren emlak kralı gibi süpürüyormuşsunuz tüm erkekleri?”

“Merak etmesin! Sıra o emlakçı bozuntusuna da gelecek. Ayrıca tüm erkekleri değil, adam olmayı beceremeyenleri. Bu arada sen de havaya girme. Ne sen Lois Lane’sin, ne de ben Superman. Son filminde öldü zaten, layıkını buldu.”

“Neden, süper kahramanlarla bir derdiniz mi var?”

“Süper, demir, örümcek filan olmalarına gerek yok. Adam olsunlar, haklıdan, ezilmişlerden yana olsunlar yeter!”

“Yani bu süper kahramanlar sizden korkmalılar mı?”

“Korkmalarına gerek yok, sadece titresinler. Hem Ensar olayında bir kereden bir şey olmaz denmedi mi?”

***

Gölge: Cezaevinden de bir şey çıkmadı. Kadın elini kolunu sallaya sallaya girmiş, ziyaret defterine adını yazdırmış. Belki de çekip adamı vurmuş. Ama ne gören, ne duyan, ne bilen var! Bu nasıl iş yahu!

Lisbeth: Dur dur dur! Şu an Twitter hesabından bir paylaşım yaptı! Fotoğraf bile var. @ChristodoulosXyros ile birlikteymiş. Siyah giymiş ama yüzü görünmüyor.

Gölge: Hristos kim?!

Lisbeth: Türkçe okunuşu Hristodulos Ksiros. Adını, Atina Milli Teknik Üniversitesi öğrencilerinin askeri cuntaya başkaldırmasının ayyuka çıktığı tarih olan 17 Kasım 1973’ten alan, 17 Kasım Terör Örgütü’nün hapisteki liderlerinden biri. Bu örgüt, 103 saldırı sonucu Amerikan, İngiliz, Türk ve Yunan uyruklu 23 kişinin katledilmesinden sorumlu. Ksiros 6 Ocak 2014’te hapisten kaçmış görünüyor. 2015’te tekrar gözaltına alındığı bildirilmiş ama…

***

“Peki, uygulamalarınız sizce biraz kanlı değil mi?”

“Uygulama telefonda olur. Benimkiler cinayet. Gerçek şu ki kadınlara kötülük eden herkesin korkulu rüyasıyım. Ama işimi akıl-la-de-ğil-kan-la-hal-le-de-rim! Suçluları, yeri geldiğinde, birbirinin suçlarını görmezden gelebilecek veya anında suç ortağı olabilecek erkek egemen adalet sistemine teslim etmek mi? Ha ha! Güleyim bari! Benim bedenim, her ay, dünyaya bir insan daha getirebilecek miyim endişesi ile titreyip; getiremeyeceğini anladığında A Rh pozitif kanarken, bir erkeğin beni sebepsiz yere kanatmasını mı!? Asla affetmem!”

“Dil-din-ırk ayırmadan tüm erkekleri suçlayan bir tavır içindesiniz. Neden? Hiç mi medenileştirilmişi yok bunların?”

“Araba kullanırsınız değil mi? Trafikte iseniz kazaya karışınca 2/8 suçlusunuzdur. Sırf trafikte olduğunuz için! Erkek cinsi de böyle, sırf erkek doğduğu için suçludur çoğu. Eğitilmiş, yontulmuş, şekle sokulmuş veya yüksek lisans da yapmış olsalar, genlerinde yüklü olan kaba kuvvetlerini, ilk çıkmaza düştükleri anda, en yakınlarındaki kadına karşı kullanmaktan çekinmezler. Çünkü hiçbiri, kadının, sokakta insan, mutfakta insan, yatakta insan olmasını istemez. Kendileri bir adım ileri gitmezler ama sürekli itaat beklerler kadınlardan. Bu durumda da alacakları tek şey göğüslerine bıçakla kazınmış kendi kromozomları olacaktır.”

***

Gölge ve Lisbeth soluğu Atina’da aldılar. Bir intikam meleği ve hapis kaçkını bir örgüt elebaşı ne yapar, ne eder, kimin peşine düşer; sorup soruşturmaya başladılar. Lisbeth’in ülkeye hava ve karayolundan tüm giriş bilgilerini hack’lemesine rağmen elleri hala bomboş olarak Atina Milli Parkı’nda soluklandılar. Koşturmaktan ayaklarına ve bilgisayar kullanmaktan parmaklarına kara sular inmiş olarak otururlarken, karşı bankta bir kişinin okuduğu kitap Lisbeth’in dikkatini çekti: Wisdom of Hypatia-Bruce J. MacLennan. Neden wisdom (bilgelik), Hypatia kim diye düşünürken, parmaklarının altında Google’dan fışkıran bilgileri okuyunca yerinden fırladı:

Lisbeth: Hadi kalk, kalk, kalk, milattan sonra 415 yılına gidiyoruz!

Gölge: Dur o ne demek? Zaman makinesi yanımızda mı? Bir saniye ya! Neden? Hey Allahım!

***

“O zaman ben sizi avcı olarak nitelendireceğim. En çok ne zaman avlanıyorsunuz?”

“Ben avlanmam. Onlar benim önüme çıkar.”

“Peki özel bir kostüm giyiyor musunuz?”

“Sirk soytarısı değilim. Gayet normal çıkıyorum sokağa. Bazıları için bu bile yeterli: Nefes alıyorum. Kimisi ilk gördüğü anda beni nefes kesici bulduğunu söylüyor, yılışarak… İşte ben de tek kılıç darbesiyle onların nefesini kesiyorum.”

***

Sene 415. Yer Bizans İmparatorluğu. Hristiyanlığı kabul edeli fazla olmayan imparatorluk sokaklarında bir grup yeni yetme Hristiyan fanatik, genç bir kadını linç etmek üzere kovalıyorlardı. Lisbeth ve Gölge olay yerine yetiştiklerinde, Ybani ve Ksiros ellerinde kılıç, hayır elektrikli testere ya da kılıçla elektrikli testere arası bir silahla adamları doğramak üzerelerdi. Derken Lisbeth-Gölge-Ybani ve Ksiros arasında, uçan tekmeli, dönen yumruklu bir uzakdoğu dövüş şovu başladı:

Gölge: Biz hangi ara Charlie’nin Melekleri’ne bağladık Lisbeth? Nereden çıktı tüm bu dövüş sanatları bilgimiz?

Lisbeth: Elleme. Yazarımızın doğum günü yaklaşıyor. Kendi çapında eğleniyor bu ay yazarken.

Gölge: İyi de o her ay eğleniyor ki! Hem biz kiiiim, Charlie’nin melekleri kim?

Lisbeth: Nedenmiş? Drew Barrymore o koca poposu ve tuzluk kadar boyuyla o kadar adamı alt ederse, biz neler yapmayız!!!

Ybani: Gicimi giçsizliktin, yik ilmiktin, girinmimiktin ilirim! Ahahahahahahahaha! Hoş geldin Gölge ve İsveçli yazardan afırma yardımcısı Lisbeth! Ksiros, sen şu cılız İsveçli’nin işini bitir. Gölgesinden korkan Gölge’yi bana bırak!

Gölge: Ben kimseden korkmam!!! Ama senin benden ne kadar korktuğun, tek silahı görünmezliği olan birine bu kanlı silahla saldırmandan belli! Üstelik yanlış dergidesin kızım! Git kendi çöplüğünde seri katilcilik oyna!

Ybani elindeki testere kılıklı kılıçla Gölge’ye saldırdı:

VRUUUUUUUUUMMMMMMMMMM!!!

Ybani: İşte şimdi kendi kuyunu kazdın Gölge! Hikayen seninle aynı adı taşıyan dergide yayımlanıyor diye şişinirsin ha! Sen daha kağıt yüzü göremedin gerizekalı! Hem gölgesin hem sanal! Hem sanki ben ismimle aynı adı taşıyan derginin kapısına gitmedim mi sanıyorsun? Bilemezsin kaç kere mail attım kendimi! Ama hiç ciddiye almadılar beni! Ben de mail sayfasının ortasına kımıcımla kocaman bir Y çizdim ve bitirdim bu ilişkiyi. Neden ismimden bir harf attım sanıyorsun ha! Neden!!! Beni de sen gibi hanım evladı sandılar ama ne kadar gaddar olduğumu gördüklerinde iş işten geçmiş olacak!!!

Gölge çevik bir tekme ile kılıcı kadının elinden savurdu:

VRUUUUMMMSSTTRRRRAAAAAKKKK!!!!

Gölge: Ben seni adalete teslim ettikten sonra sen kağıt değil, gün yüzü göremeyeceksin pislik!!! Bu çeşit bir silahı nereden buldun bilmiyorum ama bunun bedelini ödeyeceksin! İhanetin nedeni olmaz, bedeli olur! (1)

Ybani: Tam da tırlarla silah gönderen bir ülkenin vatandaşının ağzına yakışır bir cümle! Güleyim bari: Adaletmiş! Hahayt!!! Bu silahlar da -adı kestere- bana o tırlarla geldi! Pir Ece yeni adıyla Büke Hatun(2) sağ olsun! Muhabbeti kısa keselim de işimize bakalım! Onlar Hypatia’yı öldürmeden ben onların göğüslerine bu kestereyle birer ‘Y’ kazıyayım da görsünler!!!
***

“Sırada kişisel bir soru var: Hiç aşık oldunuz mu?”

“Oldum tabii ki. Kadınım ben. Katilim, ama kalpsiz değilim.”

“Nerede şimdi o şanslı erkek?”

“Şanslı olduğu için mezarlıkta. Yoksa daha çok çekecekti elimden.”

“Neden?”

“Bir erkeğin aşkı, gördüğü ilk donsuz mini etekliye kadar sürer de ondan!”

***

Bu arada Lisbeth yeni yüklenmiş judo becerilerini kullanarak Ksiros’u kıskıvrak yakalayıp bir ağaca bağladı. Gölge’yi köşeye sıkıştırmış olan Ybani’ye arkadan yaklaştı. Tam elindeki kestere ile Ybani’ye saldıracakken yapışkan bir örümcek ağı ile kesteresi elinden uçup gitti:
Siyah Kostümlü Örümcek Adam: With great power, comes great responsibility: Büyük güç, büyük sorumluluk getirir! Sen bu gücünü boşa harcıyorsun Gölge!

Gölge:  (Lisbeth’le beraber Örümcek Adam’ın ağında debelenirken) Siyah Örümcek adam! Sen de nereden çıktın!

Ybani: Gölge’nin Batman’i varsa, Ybani’nin de Siyah Örümcek Adamı var! Nihahahahahahahhahahah!!!

Gölge fısıltıyla Lisbeth’e: (Sahi nerede bu Batman?)

Lisbeth fısıltıyla Gölge’ye: (Ne bileyim bu hikayede bu kadar aksiyon olacağını, cast’a almamıştım onu bu ay!)

Örümcek Adam: Doğru ama eksik! Siyah örümcek adam değil! Siyahi örümcek adam! (Maskesini çıkararak) Benim adım Miles Morales!(3) Yıllardır zenci diye aşağıladılar. Hollywood filmlerinde kostüm hariç asla siyah örümcek adama yer vermediler! Ama yeter ezildiğim! Güç bende artık!

***

“Siz bile aldatıldığınıza göre sizden daha güçsüz kadınlara ne önerirsiniz?”

“Güçsüz kadın yoktur, kriptonit etkili erkek vardır. Bazen en güçlü kadın bile, aşık olduğu erkeğin yanında kendini kanadı kırık bir minik serçe gibi hisseder. Ancak altın kafese konunca aklı başına gelir. Sonra kanatlarını bir açar ki, o kanadı kırık serçe, meğer kocaman bir kara kartalmış! O yüzden kadınlara tavsiyem şudur: Doğada insan erkeği kadar kaba bir yaratık yoktur; mümkünse uzak dursunlar! Erkek milleti ağzını açtığında en hafif küfürleri, birbirlerinin annelerine sövmektir. Bıraksanız sanki 7/24 hede hede hede edecekler hıyarlar. Ama bir fahişenin en fazla 7 dakika 24 saniyesini satın alabilirler. Beş dakika önce dolaptan soğuk bira isterken sizi çok sevdiklerini söylerler, ama maç izlerlerken TV’nin önünden ikinci kez geçerseniz ettikleri laf: Allah belanı versin, çekil lan şunun önünden!”

“Bu arada bu röportajı asla bir erkekle yapmayacağınızı belirtmişsiniz. Whatsapp’tan görüntüsüz olduğu halde erkek olmadığımdan nasıl emin oldunuz?”

“Hah hah hah! Emin ol, erkek olsaydın üçüncü cümleden sonra röportaja değil, bana yazmaya başlardın.”

“Son olarak erkeklere bir mesajınız var mı?”

“Erkekler! Teker teker bitiremeyeceğim sizi, ikişerli sıraya geçin! Şimdi müsaade edersen şehirlerarası otobüste bir kadının üzerine boşalan itoğluit bir muavinle ve bir kadına şort giydi diye saldıran bir şerefsizle işim var. Tutuklandı diyorlar ama inanmam. Onları bulup göğüslerine YAG kazıyacağım.”

“???”

“Yetmez ama GEBER!”

***

Gölge: Yeter!!! (Lisbeth Örümcek Adam’ın ağlarını elindeki  İsviçre çakısı ile kesip attıktan sonra) Lisbeth! Sen şu Malkoçoğlu’ndan He-Man’e yatay geçiş yapan Örümcek Adam’ı yakala. Adamlar Amerika’ya siyahi başkan seçtiler; hala biz eziğiz, biz mağduruz! Bunların zencileriyle bizim dincilerin mağdurluğu bir bitmedi gitti arkadaş! Şu çok konuşan, bir harfi ve tahtası eksik Ybani’yi de bana bırak ki bir güzel haklayayım. Haydi bakalım!

Lisbeth: Acele et! Hypatia’yı öldürenleri kesecek olursa tarihin akışındaki sapma hepimizi yok eder haberin olsun!

Ybani: (Kestereyi tekrar ele geçirirken) Kükremiş sel gibiyim, hangi Gölge bana zincir vuracakmış şaşarım! Ben bir insanın göğsüne sadece Y yazmam, Y kromozomlarına kadar bölerim Alimallah! Heeeeeeyt! İntikam gölgeyle alınmaz; kanla alınır!!!

VRUUUUUUUUUMMMMMMMMMM!!!

Ybani, Lisbeth ve Gölge’nin aynı anda üzerine atlamasıyla Hypatia’yı öldürecek adamları ıskalayınca, kestere Hypatia’nın göğsüne saplandı. Talihsiz genç kadın orada parçalanarak öldü.

***

Tarih yanılmamıştı. Ama kimdi bu Hypatia ve acaba 415 yılında Hristiyanlar tarafından neden linç edilmek istenmişti? Önümüzdeki ay Gölge e-Dergi’de…
(1)Beşer Esad’ın tarihi cümlesidir.

(2)Devrim Kunter’in Yabani Dergi’de yazıp çizdiği çizgi roman Kralına İsyan’da bir karakter.

(3) Marvel Comics kahramanı. İlk ortaya çıkışı Ağustos 2011, Ultimate Fallout.