Bir arkadaş meclisi. Fazla insan yok masamızda. Zaten olsa da benim gözüm ondan başkasını görmüyor. Gençlik işte…

 Kalabalık bir mekan. Gençler Yeni Türkü’den Mamak Türküsü’nü çalıyorlar sahnede. 

Samsun asfaltında otomobiller…

90’lı yıllar. Özal başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına geçmiş. Kimin umurunda. Memur emeklisi anne ve babamın evinde güvendeyim. Okulum uzamış kime ne. 

Bugünün işıdçi gençleriyle ileride diktatörsever olacaklar daha portakalda vitamin. Mazlumlar zalim olmamış daha. Biz bizeyiz (sanıyoruz).

Biraz banka borcu, biraz araba taksidi, bir de yazlık alayım sevdası, ha bir de ne işimize yarayacak bilinmez ama AB’ye girersek değmen keyfimize. Kimin şampiyon olduğuna göre İstanbul’un bir yakası kutlamada hep. Öyle huzurlu yıllar…

Aşık olmak bir lüks değil. Aksine olmamak zor. Memleketim kelimesi Nazım Hikmet şiirinden araklama. 

Komur deposu boşaldı işte / Mamak’a sonbahar geldi

Kısa dönem solculuklarımız Mamak’a sonbahar gelmesiyle, Çav bella şarkısı arasında gidip geliyor. Nihat Genç henüz Leman dergisinde yazıyor. 

Eurovision’a katılıyoruz mesela. İngilizce şarkılar yapıyoruz ama canım. Havalıyız o aralar. 

Ayakkabımızı çantamıza uydurmak tüm derdimiz o yıllarda. Türk pop müziği patlamış, Sezen Aksu Gülümse ile rekordan rekora koşuyor, Kayahan Yemin Ettim’i Nilüfer’e vermeyeydik iyiydi modundan çıkmış, şarkıyı bir de kendi albümünde satmış. Herkesin keyfi yerinde…

Amerika mutlu, Özal’ın deyimiyle Prezidan Bush mutlu. Bu arada baba Bush bu haa. Karıştırmayın. W’suz.

İspanyol Meyhanesi’ni çalabilen bir yer olsa da gitsek diyorum içimden. Belli yıkılmış bir kadın hayli çirkin hayli geçkin ağlamaklı, söylese. Zayıf incecik elli, incecik belli, kalın dudaklı olsa. Sesi; bir tokat gibi patlasa kulaklarımızda. 
Yüzümüz al al olsa. İçimiz hüzün dolu, kahır dolu. Gözlerimiz kanlı. 

Sonra bir bakıyorum, memur emeklisi babam ve annem, kardeşim ve en yakın arkadaşım gurbetteler. Aradan yirmi üç yıl geçmiş… 

Ne? Gurbette olan ben miyim?

Sezen Aksu’nun dediği şehre o film hiç gelmemiş. Yazılardaki ormanlar çevre yollarına kurban gitmiş. 

Yerle bir edilmiş şehirlerde yemin edip dönemeyen sevgililerin peşinden ağıt yakan bile olmamış…

Yeter, yeter! Öleceksek ölelim. 

Haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur!

Hey garson! Bütün hesaplar benden bu gece sen de iç sen de iç!

Kapat kapıları, kapat, kapat! Yabancı gelmesin. 

İspanyol; meyhanesinde öldüğümüzü kimse bilmesin…