Bu yazım Gölge E-Dergi’nin Şubat 2016 sayısında yer almıştır:

 

Gotham’ın yedi kilometre dışındaki Wayne malikanesinde…

Gölge: Hadi toparlan Lisbeth, Safranbolu’ya gidiyoruz!
Lisbeth Salander: Hani o yanan konakta sadece kediler ve köpekler vardı? Bizim ne işimiz var orada?

Gölge: Akıllı bir köpek, binanın enkazındaki hayvan cesetleri arasında bir kadın cesedi bulmuş. Bu da bizim işimiz…

L. Salander: Google maps, Gotham’dan Safranbolu’ya ulaşmanın hava ve kara yolu ile bir buçuk gün süreceğini söylüyor.

Gölge: Bak Batman, senden son bir ricamız olacak…

Batman: Thor’un baltası, Hulk’ın kasları, örümcek adamın ağları… Hani hepsi güç ve gövde gösterisiydi? Ama sanırım şu an biraz güç ve gövde gösterisine ihtiyacınız var!
Gölge: Tamam Wayne, sen kazandın, söylüyorum; zalimin zulmü varsa, Batman’in batmobili var. Bizi Safranbolu’ya bırak. Sana bir iyilik borcumuz olsun.
Batman: İki!

Gölge: Tamam anlaştık!

Batmobilde…

L. Salander: Safranbolu; 1994’te UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınmış şehir. Şehirde bulunan yaklaşık 2.000 geleneksel yapıdan 1.008 adeti tescil edilmiş ve yasal koruma altındaymış. Maktule gelince, yirmi sekiz-otuz yaşlarında, kadın, beyaz. Yanan konağın adı; Selmin Hanım Bağevi. Yer Safranbolu Harmanlar mevkii. Safranbolu Eski Çarşı’da bir de Selmin Hanım Konağı varmış. Eskiden konağı kışlık, bağevini yazlık olarak kullanırlarmış. O konak da beş sene önce bir yangın kazası atlatmış. Konak da, bağ evi de 1890’ların başında yapılmış. İkisi de Süleyman Efendi denilen tüccara ait görünüyor. Soyadı kanunu ile Keçioğlu soyadını almış. Şehirle ilgili anı kitapları var. Bunlardan ikisinde Süleyman Efendi’nin soyadı gibi bir keçi inadı olduğu vurgulanmış. Bu arada her iki konağın da tescillenmiş olarak koruma altında olduğunu ve anıtlar kurulundan izin almadan bu binalara çivi çakılamayacağını söylememe gerek yok sanırım.

Gölge: Dur bakalım elimizde neler var: Yanmış bir kadın cesedi, yanmış bir bağ evi, yanmış onlarca kedi ve köpek, yanma tehlikesi atlatmış bir konak ve bu mülklerin Jules Verne’in Keraban’ı gibi inatçı bir sahibi!

L. Salander: Nete yeni düşen otopsi raporuna göre yanmış bir kadın değil! Üç aylık hamile iken yanmış bir kadın!
Yanıp kül olmuş Selmin Hanım Bağevi’nin bahçesinde…

Gölge: Kediler, köpekler, bir kadın ve bir de bebek! Nasıl bir cani, nasıl bir yaratık_

L. Salander: Nasıl bir erkek!?

Gölge: Emin misin?

L. Salander: Böyle bir vahşete sebep olan kişinin bir erkek olduğundan mı? Adım gibi!

Son derece nazik bir erkek sesi: O kadar emin olmayınız küçük hanımefendi. Tespit edemediğiniz katil zanlısının her iki cinsiyetten de olma ihtimali ile tahkikatta bulunursanız, kusur işleme nispetiniz asgariye iner.

L. Salander: Söylediklerinizi Google Translate’e yazdım ama çeviremedi!

Gölge: Merak etme ben anladım Lisbeth. Siz kimsiniz acaba?

Seyfettin Efendi: Ben de siz ve bu ecnebi hanım gibi bu vahim vakayı tetkik etmeye gelen bir hafiyeyim. Namım ise, Seyfettin’dir.

L. Salander: Seyfettin Efendi; otorite düşmanı, emir almaktan hoşlanmaz, kurallara uymaktansa kestirmeden gitmeyi yeğler. Kadim dostu Doktor Aziz ile iş birliği içinde çalışır. Ama aktif dedektiflik yaptığı yıllar 1915-1942 arası!

S. Efendi: Mistır Wells sağ olsun, bugünlere gelmemi sağladı. Ayrıca bana yirmi birinci yüzyılda icat edilip kullanılması muhtemel dokunmatik bir aygıt daha yaptı. Ve bunu faydalı olabilecek tatbikatlarla tatfih etti.

L. Salander: H.G. Wells ya da Herbert George Wells; 1866 doğumlu İngiliz yazar. The Time Machine “zaman makinesi” isimli romanı 1895’te yayımlanmıştır. Tatbikat; uygulama ya da günümüzde yaygın kullanılan hali ile aplikasyon.

S. Efendi: Aynen Matmazel Salander. Hemşirem Selmin Hanım’ın gelin geldiği bu bağ evinin 2016 yılında yangına kurban gideceğini bu aygıtımdaki “Nasılsınız” aplikasyonundan öğrendim. Kısaca Nas’ap. Ayrıca tüm cihana ait haritaları içeren Harait’ap, gününüzde yaşayan insanları bulmak için Kitab-ül çehre aplikasyonu ve gününüzde saniye saniye değişen siyaset havadislerini izlemek için alametifarikası mavi bir kuşcağız olan Cıvıltı aplikasyonu da mevcut. Aygıtın adı da Kamer’fon. Tahmin edebileceğiniz gibi aydan bile sesinizi duyurabilirsiniz iddiasında.

L. Salander: Demek bu Kamer’fon aygıtı 1900’lerde yapıldı öyle mi? Yani şu anda takip edilmesi imkansız! Bir yedeği var mı acaba Seyfettin Efendi?

Gölge: Bu kadar laubalilik yeter! Yürü Lisbeth!

Safranbolu’daki Zalifre Otel’in lobisinde…

Gölge: Demek yine genç bir kadını evlenme vaadiyle kandırıp, kadın hamile kalınca yüz üstü bırakan, karnındaki çocuğu, kendi deyimiyle bir “piç”i dünyaya getiremesin diye kadını ve bebeğini yakacak kadar aşağılık olabilen bir soysuz var karşımızda. Bu erkekler neden aşna-fişneye gelince çok ilgili olurlar da sonrasında doğacak bebeğe kendi tohumlarını isteyerek katmamışlar gibi “piç” adını verirler ki!

L. Salander: Aşna-fişne; sözlük anlamı gizli dostluk. Ama konuşma dilinde sevişmek, öpüşmek, koklaşmak manasında da_

Gölge: Tamam anladık!

S. Efendi: Erkek cinsinin, arzusunu uyandıracak nitelikteki bir hatun kişi ile bir takım münasebetlerde bulunmak hissiyatı gününüze mahsus değil elbette. Ve bu münasebetlerin acı tatlı neticelerine katlanmamak da öyle. Erkek zihni son yüzyılda bir arpa boyu yol kat edememiş anlaşılan küçük hanımefendi.

Gölge: Sen bizi mi takip ediyorsun Seyfettin Efendi!? Git efendi efendi otur bir yerde yahu!

S. Efendi: Az önce polis ağına, ne diyorsunuz siz, düşmek, evet düşen bir rapor ilginizi çekebilir diye düşündüm hanımlar. Bağ evinde yanarak ölen hayvanlar aslında yanarak ölmemişler. Ölmeden önce fare zehri ile zehirlenmişler. Bu çok etkili fare zehrinin izini süren polis teşkilatı, tahkikatı rahmetli Selmin Hanım’ın küçük küçük torunu olan Eczacı Hüseyin Bey’in eczanesine kadar ilerletmiş. Safranbolu’da bir tek bu eczanede satılan ve sahibi tarafından kilit altında tutulan zehir, şüpheli sayısını oldukça azaltmış. Maktulün bebeğinden deoksiribonükleik asit elde etmeleri an meselesi. Böylcr bebeğin babası tespit edilebilecek. Ve kıymetli hemşirem Selmin Hanım’ın küçük küçük torunu da olsa, zanlının yakalanıp adalete teslim edilmesi benim huzur içinde geçmişe dönmem için kafîdir.

Gölge: Görüyor musun Lisbeth? Şehirdeki tüm konaklara, tüm gizli odalara, tüm mahzenlere girdim çıktım; senin indirmediğin belge, hack’lemediğin devlet kurumu kalmadı ama bu geçmişten her nasılsa ışınlanmış Seyfettin Efendi şıp diye çözdü olayı. Kedi ve köpekleri zehirle. Kadının cesedini aralarına gizle. Ve yangında kimsenin fark etmeyeceğini düşünerek yan gel yat!

Ağır İngiliz aksanlı bir erkek sesi: Ama sonra sağ gözü tam mavi, sol gözünün yatay eksenden yukarısı kahverengi aşağısı mavi olan Çakır isimli bir köpek, tutup kadın cesedini yanmış hayvan cesetleri arasından çıkarsın. Ve iki gözü de mavi bir İngiliz, cinayetin hamile bir kadın öldürmek adına değil; Süleyman Efendi’nin konak ve bağ evini satın aldığı Ermeni Safranyan ailesinden kalan altınları bulmak için işlendiğini keşfetsin!

İngiliz aksanlı bir başka erkek: İki gözü de mavi iki İngiliz, dostum…

S. Efendi: Mistır Holmes ve Doktor Watson! Bu ne güzel sürpriz!

L. Salander: Sherlock Holmes; ilk olarak Sir Arthur Conan Doyle’un “A Study in Scarlet” romanında ortaya çıkmış olan cihanşümul dedektif. Dr. Watson; Holmes’ün asistanı ve en yakın arkadaşı.

Sherlock Holmes: Ah! Size müteşekkirim leydim!

Dr. Watson: Ayrıca Doktor Aziz’e, biz, size bu zaman makinesini ve Kamer’fon’u yaparken ve yaptıktan sonraki ketumluğu için saygılarımı sunmak isterim ama mütevazılık da bir yere kadar değil mi Seyfettin Efendi?

S. Holmes: Ve ben de mütavazılıkta berbat bir insanım değil mi sevgili Dr. Watson? Nerede kalmıştım? Eczacı Hüseyin Bey’in hayvanları zehirlemesindeki asıl amaç, bağ evinin kokudan girilmeyecek kadar iğrenç bir hale gelmesi ve sonunda koruma altındaki bağ evine mahkemeden zarurî yıkım kararı aldırabilmek istemesiymiş. Böylece evin temelinde gizlendiği rivayet edilen üç küp altına ulaşabilecekmiş. Hayvanları zehirlediği sırada bağ evine gelmek gafletinde bulunan komşu kadın vahşeti görüp çığlıklar atmaya başlayınca, olay insan cinayetine dönüşmüş ve iki kere bahtsız olan kadının hamile olması sizin asıl olaydan uzaklaşarak düşünmenizi sağlamış. Bakınız “Safranbolu’dan Mübadele ile Ayrılan Ermeni Aileler, Konakları ve Geride Bıraktıkları” isimli kitap. Bu kitap, 1980 eylülünde yasaklı kitaplar listesine girdi ve fakat şehrin ileri gelenlerinden Hidayet İlerigörüş isimli beyefendinin kişisel kütüphanesinde mevcuttu. Kitabın yazarı ise 2007 yılında bir cinayete kurban giden Ermeni gazeteci Krant Dinkyan! Ve tüm bunları internette bulamazsınız Lady Lisbeth! Doğru bilgi için bulabildiğiniz ve girebildiğiniz her yere bakmak değil, nereye bakacağınızı bilmek gerekir!

Fransız aksanlı bir erkek sesi: Ve baktığınız yerde bulduğunuz bilginin kesinkes doğruluğunu araştırmak!

S. Efendi: Mösyö Poirot!

L. Salander: Hercule Poirot; ilk olarak 1924’te Agatha Christie’nin “The Bodley Head” isimli kısa hikayelerinde boy göstermiş olan eksantrik Fransız dedektif. Eksantrik kelimesi Wikipedia’dan Mösyö Poirot!

Mösyö Poirot: garip bir kişiliğe sahip kişi diyor; eksiktir, ama doğrudur. Müteşebbis diyebilirdi, zira oldukça meraklıyımdır. Sadece tek bir kaynaktan elde edilen bilgiye asla güvenmem. Hele de bu bilgi ne diyordunuz adına, dünya çapında ağ, dubluve dubluve… Hah! İn-ter-net! İşte oradan gelen bir bilgi ise!

Gölge: Bütün bunlara inanamıyorum!

M. Poirot: İnanamazsınız zaten Matmazel Gölge! Hepinizin ve dahi kıymetli meslektaşım Mr. Holmes’ün de düştüğü hata, Selmin Hanım Konağı’nın 5 sene önce yandığı bilgisini havada kapmaktı. Oysa internet denen bilgi ve çöplük deryasına manuel bilgi girişi sırasında 5 sene diye aktarılan yangın olayı, bundan 35 sene evvel vuku bulmuştu. Şu an 34 yaşında olan Eczacı Hüseyin Bey’in, konağın altından altın bulmaktan ümidini kesince, bağ evindeki hayvanları mecburiyetten de olsa yaktığı gerçeği burada çürütülüyor ve şüpheler Hüseyin Bey’in babası, Süleyman Bey’in torunu Mahmut Bey’e yöneliyor. Evde yaptığım araştırmada konağın 35 yıl önce yanma tehlikesi geçirmiş halinin fotoğraflarını buldum. Sizin gizlice girmeyi akıl etmediğiniz bir yerde Matmazel Gölge. Yatak odasındaki “yüklük” denilen, koyun yününden yapılma yer yatağı istiflerinin arasında!

Aniden bir müzik sesi duyulur: Dubi dubi duuba, duubi dubi duuba, Perry!

Turuncu gagalı, turkuaz postlu, siyah dedektif şapkalı bir ornitorenk, kolundaki telsiz saati kalabalığa doğru kaldırınca, sesinden, kalın bıyıklı olduğu tatmin edilen bir erkek sesi yükselir: Ben Binbaşı monogram Mösyö Poirot. Ajan P, arzu ettiğiniz gibi Mahmut Bey’i kaçmaya teşebbüs ettiği anda kıskıvrak yakaladı ve adalete teslim etti. Şimdi müsaadenizle ajanımın, gizli kimliği açığa çıkmadan önce evine dönmesi gerekiyor.

L. Salander: Binbaşı Monogram ve Ornitorenk Perry;_

Tüm dedektifler hep bir ağızdan: OWCA isimli gizli örgütün ajanları. Phineas ve Ferb isimli Disney Channel çizgi filmi için Don Povenmire ve Jeff “Swampy” Marsh tarafından çizilmişlerdir!!!

Gölge: İşte buna inanamıyorum! DC Comics, Devrim Kunter, Sir Arthur Conan Doyle, Agatha Christie, Povenmire ve Marsh! Yazarımızın bu kadar telif hakkı ödeyebilmesi için çok zengin olması lazım!

S. Efendi: Ben ailevi sebeplerden ötürü geldiğim, diğer arkadaşlarım da mesleki meraktan ötürü burada bulundukları için yazarın gönlünün zengin olması yeterlidir küçük hanımefendi. Cesedi bulan akıllı köpeği Çakır’la bize bir mesaj yollamış. Bir çay davetine hiç birimiz hayır diyemeyiz sanırım…

***

Sevgili Gölge ve Lisbeth stop. Selmin Hanım Bağevi’ndeki üç küp altını sayenizde bulup asıl sahiplerine teslim ettiğimi bildirmek isterim stop. Safranyan ailesi de altınları savaşta ailesini kaybetmiş çocuklar vakfına bağışladı stop. Sevgiyle kalın stop.

Hüseyin Avni,

Ölü Ozanlar Derneği Safranbolu Şube Temsilcisi.

L. Salander: Hüseyin Avni Cinozoğlu; 1955’de Sarfanbolu’da doğdu, 2015 eylülünde aynı şehirde öldü. Avukat, şair ve yazar. “Safranbolu’da Tek Deniz Feneri”* şairin şiir kitaplarından biridir…