little mermaidBabasının denizler altındaki mutlu krallığında yaşayan Küçük Denizkızı on beş yaşına geldiği gün kendisinden büyük diğer kız kardeşleri gibi denizin üstünü görmeye hak kazanmıştı. Kızını yeryüzüne giden ilk hızlı trene bindirirken babası denizler üstünde ve altındaki her baba gibi öğüt vermeyi ihmal etmedi:

“Sakın tanımadığın kişilerin havuzlarında yüzme!”

Tren deniz kızına bitmek bilmez gibi gelen bir sürede yeryüzüne ulaştı. Kaliforniya kıyılarında suyun yüzüne çıkar çıkmaz irili ufaklı gemilerle suyun içinde değil de üzerinde durmayı tercih eden insanoğlunun aklına şaştı kaldı. O sırada ne görsün! Kırmızı sarı bayraklı kocaman bir gemi küçük süslü başka bir gemiyi ortadan biçip geçmesin mi!

Onun küçük süslü gemi dediği gemi, meşhur bir Hollywood yapımcısının oğlunun yatıydı; sarı kırmızı bayraklı kocaman gemi ise bir Rus şilebi. Denizkızı suyun yüzüne çıktıktan sonra artık görünmez olan trenden atladı. Küçük gemiden denize fırlayan insanoğullarının hayatını kurtarmak için yüzmeye başladı. Elinden tutup ilk yakalayabildiği güzeller güzeli gözlü yakışıklı mı yakışıklı uzun boylu atletik vücutlu bir delikanlı oldu. Bu ünlü Hollywood yapımcısının 120 metrelik yatından kurtardığı gözde bekar yakışıklı delikanlının bayılmadan önce bir saniyeliğine gördüğü su yeşili gözlerine bir bakışta aşık oldu Denizkızı.

Onu taşıyarak karaya çıkardı. Fakat orada kumsalların üzerinde delikanlının kumraldan altın sarısına değişen saçları deniz suyunda dalgalanırken, denizkızı bir onun bacaklarına ve ayaklarına baktı, bir kendi balık vücuduna… Ağladı, ağladı, ağladı. Ağlarken bu sudan daha güzel su yeşili gözlü adamın kulağına annesinden öğrendiği bir denizaltı ninnisini tekrarladı. Sonra delikanlı uyanmadan sessizce suya atladı ve oradan ayrıldı.

Günlerce kıyılarda aç, sefil yüzdü. Tek amacı o delikanlıyı bir daha görüp ona bir şarkı daha söyleyebilmekti. Ama nafile… Ayakları olmadan ne karaya çıkabiliyor ne de denizde o delikanlıya rastlayabiliyordu. Birden aklına kız kardeşlerinden duyduğu bir büyücü geldi. Rivayete göre bu büyücü denizin altındaki yaratıklara denizin üzerindekiler gibi yaşamak şansı veriyordu. Ama karşılığında ne alırmış bunu kimse bilmezdi.

Bütün bunlar  olup biterken Denizkızı’nı takip eden bir kişi vardı. Yatı batıran Rus şilebinden bir kişi kızın yattaki delikanlıyı kurtarışını, kumsalda başında ağlayışını dürbünle seyretmiş; sesini duyunca da bu güzeller güzeli yaratığa aşık olmuştu. Kız artık iyice perişanlayıp büyücüye gitmek üzere derin sularda kaybolduğu yere kendi yatını demirledi ve üç gün boyunca kızın geri dönmesini bekledi.

Üçüncü gecenin sabahı kız zar zor yüzerek kıyıya ulaştığında Rus mafya babası İvan Böfstrogonof kızı bu sefillikten kurtarmak için hazır bekliyordu.

Hikayeyi biraz hızlıca ileri sararsak, Denizkızı malumunuz büyücü tarafından yüzgeçlerden kurtulup ayaklara kavuşturulurken sesini kaybetmiş durumdaydı. Ama büyücünün ona söylemediği bir şey daha vardı. O da denizde yaşayan yaratıkların sudan çıkınca kokmaya başlayacakları, hele Kaliforniya sıcağına asla dayanamayacakları idi. Bizim İvan kızı rahat ettirebilmek için uçakla Sibirya buzları getirtti. Los Encılıs koyu manzaralı kocaman bir evi frigofirik olarak yeniden döşetti. Ayrıca kocaman bir karavanı kızın seyahati için aynı şekilde soğutulmuş olarak kapıda hazır bekletti. Fakat…

Ne yaparsa yapsın, ne kadar para harcarsa harcasın, bu güzeller güzeli yaratığın kendisine aşık edemedi. Denizkızı’nın aklı fikri o sıralarda Hollywood’u çalkalayacak denli büyüklükte düğünü planlanmakta olan delikanlının gözlerinde idi.

Delikanlı ise Hollywood’un meşhur Ermeni asıllı kardeşlerinden biriyle (aslında hangisi olduğu fark etmezdi maksat magazinel sansasyon olsun’du) evlenmek üzereydi. Yat kazasından beri kafasında dönüp durmakta olan ilginç bir melodi vardı ama bunun ne anlama geldiğini her zengin ve meşhur insan gibi fazla kafasına takmamıştı.

Bizim İvan kızın bu çaresiz aşkı bir son bulsun diye kızı düğüne götürmeye karar verdi. Araya amerikan mafyasından arkadaşlarını sokup kendini düğüne davet ettirdi. Denizkızı’na o güne kadar görülmemiş bir kıyafet hazırlattı. Düğün günü geldi çattı.

 

Meşhur Hollywood yapımcısının oğlu sonunda kafasında dolaşıp duran melodiye kulak vermiş ve o gün düğünde çalması için orkestradaki arkadaşına beste haline getirmesini istemişti. Müzik çalmaya başlayınca Denizkızı dayanamadı. Sesi olmadığı için şarkıyı söyleyemeyeceğini biliyordu. O da dans etmeye başladı.

Sesini elinden alıp yürümesini sağladığı Denizkızı’nın başına ne işler açtığını merak eden büyücü de düğünü geri plandan izlemekteydi. Dayanamadı bir büyü daha yaparak kıza sesini verdi. Kız şarkısını söylemeye başladı. ama buzdan yapılmış elbisesi erimeye ve vücudu kokmaya başladı.

Başından itibaren başlayan çürüme ile yayılan kokuya dayanamayan davetliler Bevırli Hillz Oteli’nin balo salonunu koşarak terk ederken Denizkızı şaşkın ve korku dolu gözlerle kendisini izleyen damadın ayaklarına kapandı. Bizim İvan artık bu kadarına dayanamayarak silahını çekerken kırık dökük İngilizcesi ile şöyle bağırdı:

“You will die without my ice!” (Yu vil day vidaut may ays=Benim buzum olmadan öleceksin.)

“I’d rather die without his eyes!”  (Ayd radır day vidaut his ays=Onun gözleri olmadan zaten öleceğim)

İvan önceden her şeyi düşünerek otelin kocaman havuzuna buz doldurtmuştu. Kıza ateşe etmeye kıyamadı, onu belinden kavrayarak kendisiyle beraber havuzun içine fırlattı. Tam o anda Denizkızı’nın beyninde babasının sözleri yankılandı:

“Sakın tanımadığın kişilerin havuzlarında yüzme!”

Artık İvan için de, Denizkızı için de, melodiyi nerede duyduğunu hatırlayan delikanlı için de çok geçti. İvan’in kilolu bedeni buzlu sularda taşikardi nedeni ile kalp krizi geçirirken Denizkızı’nın çürümüş bedeni adamın kucağından kayarak havuzun dibini boyladı. Genç delikanlı İvan’ın havuzun içinde nasıl ateş aldığı bilinmez kurşunu ile göğsünden vurulup yere düşerken, kızın uğruna hayatını verdiği su yeşili gözleriyle havuza bakakaldı.

Tüm bu trajiden geriye gelinliğiyle ortada kalmış şımarık kızın bu sahneyi terk ederken söylediği son söz akıllarda kaldı:

“I’ll keep the ring and the weddnig dress if he dies!” (ayl kiip dı ring end dı veding dres if hi days= Eğer o ölürse yüzük ve gelinlik bende kalır)