20131214-020032.jpg

Kırmızı başlıklı kız kanayan midesini tuttu. Artık hayatında hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Ormana adımını attı. Orman uçurumun kenarındaydı. Gölgelerin içinden bata çıka geçen bu kırmızı başlıklı kızın büyükannesine gitmesine hiçbir şey engel olamazdı. Ancak…

Derlerdi ki ormanda bir hain kurt yaşardı. Bu kurt her gün büyükannesine börek, çörek, taze çiçekler ve ormanın öte kıyısına doğalgaz bağlatamadığı için çay demleyemeyen kadına bir termos dolusu çay götüren kızın çoktan peşine düşmüştü. Kız da ormandaki ağaçların her birinin gölgesinin derinliğini kurt kadar biliyordu. Kurt bu yüzden kızla ormanın derinliklerinde baş edemeyeceğini kavradı. Onunla ya onun kendini yüzde yüz güvende hissettiği köyün ortasında karşılaşacaktı ya da…

Kırmızı başlıklı kızın her gün büyükannesinin evine gitmekten başka yapacak bir sürü işi daha vardı. Köyün okulundaki çocuklara müzik öğretmenliği yapıyor, köyün kedi ve köpeklerini tek tek isimleriyle çağırarak bu detone ama mutlu çocuk korosuna katılmalarını sağlıyordu. Her çocuğun öğlen yemeğinden gönüllü kopardığı birer lokma ve kızın kasap dükkanından her gün yalvar yakar istediği ama sonunda kasabın insafa gelip bir torbaya doldurarak verdiği ciğer sayesinde tüm kedilerin karnı da doyurulmuş oluyordu.

Köyün köpeklerine gelince onları doyurmak kediler kadar kolay olmuyordu. Müzik dersi biten kırmızı başlıklı kızı köyün her köşe başında usulca bekleyen köpeklere, her gün bir yenisi ekleniyordu sanki.

Dağlarda iki tane kocaman kangal köpeğiyle gezen çoban, kırmızı başlıklı kızın köpeklerle ilgili çaresizliğini görünce ona bir akıl verdi. Kız artık her gün değirmenciye buğday çuvallarını taşımasında yardım ediyordu. Bunun karşılığında da her gün yarım çuval yulaf unu alıyordu. Sonra bu unu suyla karıştırıp çobanın kangal köpeklerini beslediği gibi yal yaparak köyün köpeklerini doyuruyordu.

Hain kurt çalıların arasından kapıların menteşesinden sızarak kırmızı başlıklı kızın her gün tam olarak nereye gittiğini ve kimlerle ne yaptığını ezberlemişti. Onu takip ederken nefes dahi almıyor, takibi esnasında yanından salına salına geçen tavuklara, yakalanırım korkusuyla yan gözle bile bakamıyordu. Kurt kafayı kıza takmıştı.

Gel gelelim kıza kafayı takan sadece hain kurt değildi. Kızın her gün köpekleri doyurmak adına canla başla çalıştığı değirmendeki değirmencinin oğlu da kıza sırılsıklam aşıktı. Ve çobandan bahsetmemize gerek yok sanırım. Kırmızı başlıklı kız annesine, büyükannesine gidecek börek ve çörekleri yapmada yardım ederek, çocuklara müzik dersi vererek, kedi ve köpekleri doyurarak günlerini yaşayıp gidiyordu, ta ki…

Kırmızı başlıklı kız günlerden bir gün her zamanki gibi müzik dersini bitirmiş, kedileri doyurmuş ve değirmenin yolunu tutmuştu. Değirmene vardığında aylardır kıza olan ilgisini içine ve dışına atmaktan çılgına dönen değirmencinin oğlunun artık canına tak etmiş olmalı ki, sonunda kıza saldırdı. Kız daha ne olduğunu anlayamadan oğlan üzerine çullandı. Kırmızı başlığı çıkarıp attı, oğlan kızı zorla öpmeye çalıştı. Kız o gün değirmenden yulaf alıp köyün köpeklerini doyuramadı.

Kırmızı başlıklı kız o günden sonraki hiçbir gün değirmenden yulaf alıp köyün köpeklerini doyuramadı. Zaten o günden sonra değirmenci ve oğlunu da gören olmadı. Gerçek şu ki o adamla alçak oğlunu kimse umursamadı.

O gün olanları bir bilen de, kızı kurtla beraber ama kurttan habersiz uzaktan uzağa izleyen çobandı. Çobanın beşik kertmesi vardı. Allah’ın emri olarak o kızla nişanlanmıştı. Ve gelenek gereği bu nişanlısıyla evlenmesi şarttı. Yine de erkek aklı olarak ‘evlenmeden önce şu kırmızı başlıklı kızı bir de ben değirmende öğütsem kim küser sanki’ demekten kendini alamadı. Lakin…

Kırmızı başlıklı kız zorla çıkarılıp atılan başlığının yırtılan kısımlarını yamadı. Annesiyle beraber yaptıkları börekleri, çörekleri, taze çiçekleri ve bir termos çayı sepetine doldurdu. Çok geçmeden uçurumun kıyısındaki ormanın içinden geçip büyükannesine gidebilmek için hazırdı.

Büyükannesinin evinin kapısına vardığında kapının aralık olduğunu fark etti. Ama hava o kadar güzel o kadar güzeldi ki temiz havayı çok seven yaşlı büyükannesinin içeri biraz hava girsin diye kapıyı aralamış olabileceğini düşündü.

Getirdiklerini tezgaha sıraladı. Börekler çörekler, taze çiçekler ve çayı tepsiye güzelce yerleştirdi. Azıcık hava almak için de olsa yatağından kalkınca halsiz düşmüş yaşlı kadına moral verebilmek amacıyla yatağın başucuna yaklaştı:

– Büyükanne, senin gözlerin neden bu kadar büyük?

– Seni daha iyi görebilmek için…

– Büyükanne senin ellerin neden bu kadar büyük?

– Seni daha iyi kucaklayabilmek için…

– Ama büyükanne senin ağzın neden bu kadar büyük?

– Seni daha iyi öpebilmek için…

Kızı ve büyükannesini kurtla beraber ama kurttan habersiz uzaktan uzağa izleyen çoban bu son cevapta içindeki arzuyu bulmuş olacak ki, harekete geçti. Büyükanneyi tek bir hamle ile yataktan aşağı atıp kırmızı başlıklı kız daha ne olduğunu anlayamadan üzerine çullandı. Kırmızı başlığı çıkarıp attı, çoban kızı zorla öpmeye çalıştı.

Başlık savrulunca içinden dişi bir kurt çıktı. O sırada yataktan yere düşen kişi ise hain erkek kurt postuna bürünmüş kırmızı başlıklı kızdı. Aslında annesi ve büyükannesi ormandaki hain erkek kurt tarafından parçalanan kırmızı başlıklı kız, bu dişi kurt tarafından korumaya alınmıştı. Kurt kırmızı başlığından kurtulunca çobanın başına da değirmenci ve oğlunun başına gelenin aynısı geldi:

– Bütün sihirbazlık numaralarının üç bölümü vardır. İlk bölüm “Vaat” bölümüdür. Size sıradan bir şey gösterir: Değirmenci ve oğlu. İkinci bölüm “Dönemeç” bölümüdür. Sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve olağanüstü bir şeye dönüştürür: Değirmenci ve oğlunun ortadan yok olması. Şimdi siz sırrı arıyorsunuz fakat onu bulamazsınız. İşte bu yüzden her sihirbazlık numarasında “Prestij” dediğimiz üçüncü bir perde vardır: Kırmızı başlıklı kızın değirmencinin oğlundan hamile olması. Senin ilüzyonun ise ne yazık ki iki aşamalı…

Dişi kurt bir pençe darbesi vurdu. Çobanın mide ve bağırsaklarını ortaya savurdu.

Kırmızı başlıklı kız kanayan midesini tuttu:

– Elveda, dedi çobana. Bir daha kimseyi zorla öpmeye çalışma. Ya da öptükten sonra gitmeye…

Artık istese de hayatında hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Aklının tutturduğu şarkı beyninde yankılandı:

“Bu aşk burada biter…”