20120620-164921.jpg


-İki gün önce arabanın altında kalıp ölen sağır ve raşitik kedim Ufo anısına-

Lise ikinci sınıftayım. Tarih 19 Aralık 1988, Pazartesi.

Yeni yılla ilgili bir deneme yazısı yazıyorum:

Merhaba efendim! Benim adım Seksensekiz, soyadım Bindokuzyüz. Aslında sizlere hoşça kalın demem gerekiyor ne de olsa şurada on iki günlük bir ömrüm kaldı. On gün sonra yerimi kardeşim Bindokuzyüz Seksendokuz’a bırakarak ablam Bindokuzyüz Seksenyedi’nin yanına gideceğim. Nereye mi?

Bunu küçük Burcu da merak etmiş olmalı ki geçenlerde annesine “Anne yeni yıl geldiği zaman eski yılları ne yaparlar?” diye sordu. Annesinin bahsettiği en yüksek dağın üzerindeki yıl bahçesi ne kadar doğru bilmiyorum ama gittiğim yerde postane varsa size bir yeni yıl kartı yollarım.

Hiç dikkatinizi çekti mi, oğullarımdan Aralık beni ziyarete geldiği zaman herkesi bir telaştır aldı. Bana belli etmemeye çalışıyorlar ama ailenin son ferdi de ziyaretime gelince yakında öleceğimi anladım.

İşin üzücü yanı herkes benden sonra işimi devralacak kardeşimden söz ediyor. Vitrinler “Hoş Geldin Yeni Yıl” yazılarıyla süslenirken yılbaşı eğlenceleri düzenleniyor, yeni yıl partileri veriliyor. Kimse beni hatırlayıp “Güle Güle Eski Yıl” demiyor.

Oysa hala resmi belgelerde, takvimlerde, televizyonda, radyoda, tren, otobüs tarifelerinde benim adım geçiyor. Otuz bir Aralık’ı bir Ocak’a bağlayan gecenin bir yılın başlangıcı olduğu kadar bir yılın da sonu olduğunu unutmuş herkes.

Halbuki kızım Ocak doğduğu gün herkes ne kadar mutluydu. Birbirini benim adımla kutluyor, hep benden söz ediyordu. İşte o gün Selin ve Tahsin’in bir bebekleri oldu. Adını Başak koydular. Yaramaz birkaç gün sonra bir yaşına girecek ama hala emeklemekte ısrar ediyor.

O akşam Aysel kapıyı açtığında karşısında erken terhis olmuş nişanlısını görünce ne kadar sevindi anlatamam. Herkesin hamaratlığına gıpta ettiği Ayselcik şimdi bir ağırlaştı ki sormayın. Neden mi? karnı burnunda da ondan!

Hediye paketinin içinden her gün okula giderken önünden geçtiği oyuncakçıda bayıla bayıla seyrettiği oyuncak robotun çıktığını gördüğü zaman Mert’in çığlıklarını duymalıydınız. Gerçi artık robotuyla eskisi kadar sık oynamıyor. Ah bir de o kocaman uzaktan kumandalı gemiyi alsa babası! Robotunu bile kardeşine verirdi o zaman!

Eh yaşlılık bu çocuklar… Sizler gibi dinamik değilim artık. Üç yüz elli üç günün yirmi dört saatinde bıkıp usanmadan çalıştım, kalan on iki günde de çalışmaya devam edeceğim. Ama şurada üç yüz kelime edeyim derken nefes nefese kaldım. Şimdi izin verirseniz veda etmek istiyorum. Hem daha eşyalarımı toplayacağım.

Fazla bir şeyim yok aslında. Göreve getirildiğimde çantamda getirdiğim bir-iki iç savaş, sağ cebimdeki deprem ve tsunami, sol cebimdeki yangın ve sizlerin huzurunu bozabilecek kavga gürültüyü geri götürmeliyim ki kardeşim Bindokuzyüz Seksendokuz işe başladığında tertemiz bir sayfayla çıkabilsin karşınıza. İnsanoğlusunuz, bizim tertemiz başlattığımız yıllara zulümler ölümler sığdırabilmeyi hemencecik becerirsiniz nasıl olsa. Kusura bakmayın çenemi tutamıyorum, yaşlılık işte. Neyse.

Kardeşimin ve yeğenlerim Ocak ve diğerlerinin hepinize mutluluk getirmesi dileğiyle.

Kalın sağlıcakla.