Kardeşim Tuğra, annem, ben kucağımda Yumağım, ve Babam. Yıl, arkamızda duran Tempra arabasının cillop gibi olduğu yıllar, Çandarlı, İzmir…

Sarı bir kediden bahsetmek istiyorum. Sarı-beyaz. Her yeri sarı patileri ve göğsü beyazdı keratanın. Adı Yumak, isim babası komşumuz Akın abi.

Gitti. Şimdi yok. Eski mahalleye döndü diyoruz. Oradan bir kedinin eski evimize girdiği haberi geliyor. Belki doğru belki yanlış. Belki kandırmaca kendimizi.

Oraya gidip bakmaya korkuyorum. Diyorum ki varıyım orada diye bileyim. Öldü gitti demeyeyim. Sanki orada yaşıyormuş, hep yaşayacakmış gibi düşüneyim.

Çok sevimliydi itoğluit. Tabureye çıkar ‘kafa kafa’ yapardı, severdi hepimizi. Kafa kafa yapmak, tabureye çıkıp döne döne kafasını kafamıza sürtmesi idi serserinin. Ne olursa olsun . Esas oğlandı işte. Ama gitti.

Başına buyruktu. Ondan mı gitti? Burayı sevmedi. Ondan mı gitti? buraya alışamadı. Ondan mı gitti? Bizi artık sevmiyor belki.

Acaba hatırlar mı ki? Görse tanır mı ki? Benim de bir evim vardı. Şöyleydi, yerdim içerdim, sever sevilirdim diye düşünür mü ki?

Aç kalmıştır şimdi salak. Zor şartlar altında yaşasın dursun. Sokak kedisi olsun artık tamı tamına.

Kim bilir yaşıyor mu, yoksa?

 

Samsun’a gittiği için çok üzüldüğümden belki de Yumağımın kedim olmasına sebep olan, Çandarlı’da bulduğumuz ilk kedimiz Cumali…