bad-hair.jpgİnsanın hayat ağacı kadar geniş, insan hayatın ağacı kadar yüksek, insan ağacının hayatı kadar uzun, insan kavaktan yukarı yol gözleyen. O yüzden stilettolar hep yanımda. Hâlbuki yürüyüş ayakkabılarımı alacaktım yanıma. Neyse.

Bir seferinde tatile çıkarken tüm kozmetik malzemelerimi koyduğum küçük sırt çantamı evde unutmuştum. Güneş kremini otlanma ile jöle olayını limon suyu ile çözmüştüm. Demokrasilerde devrimler tükenmez; iş ki benzini koymayı unutmayalım.

Ve hatta bir seferinde yağmur yağdığı zaman gözüm yanmıştı. Asit yağmuru yağıyor amanın dostlar eriyeceğiz feryatlarıyla eve koşup, sonradan saçımdaki limon suyunun beni donuma kadar ıslatan yağmurda çözünüp gözüme akmış olabileceği daha mantıklı gelmişti de kendi kendime gülmüştüm. Şairin gülüp de deli sanıldığını düşünüp tekrar güldüğü gibi.

Şair dedin de aklıma geldi: Herkesin bir hikâyesi vardı ama herkesin bir şiiri yoktu. Ya herkesin bir senaryosu?

Herkes kendi senaryosunun başrolünde olduğunu sanıyor ama kimileri sadece yardımcı erkek veya kadın rollerini bitirip çekiliyorlar sahneden. Başrol oynamak kapris ister, maharet ister, şımarıklık ister çünkü. Bilmem kaç şişe su ister içmek için değil yıkanmak için.

Olmadık mevsimde olmadık meyve ister. Ütüsünü yapacak kadından, saç teli tarayıcısına kadar herkesin onunla ilgilenmesini ister.

Mazbut ve mazlum oynanmamalıdır hiçbir başrol. Kaprisler, çığlıklar, isteri ve öfke krizleri gırla gitmelidir. Makyaj malzemeleri takside unutulduğu için gerdek gecesi otel odasında daha çiçeği burnunda kocasına bar bar bağırarak oteli ayağa kaldıran gelin misali büyütülmelidir her şey. Burundan kıl aldırılmamalı ama kıl dönmesi gibi insanların hayatları zehir edilmelidir.

Bunun bir okulu ve kursu da yoktur. Ya doğuştan ‘Gryffindor’sunuzdur ya da ‘Slytherin’. Diğerleri kurbağalarla cebelleşirken, başrol oyuncusu ne doktorları, ne mühendisleri, ne de su altı biyologlarını öpmeye bile tenezzül etmez. Komplo teorileriyle uğraşmaz, komplonun ta kendisidir. Marka giymez, her giydiği marka olacaktır. Güzel söz söylemeye çabalamaz, her söylediği kulağa güzel gelecektir.

Saçlarının şeklini hiç dert etmez. Doğuştan ipek yumağı gibi saçlar omuzlarından dökülürken bukle istiyorsa saçlarını yağmur ormanları sarmaşıkları gibi yapan özel bukleleştirici, su dalgası istiyorsa saçlarında sörf yapacak yüzlerce denizci hazır beklemektedir.

Erkekler böyle biri için arabalarının ön koltuklarına doksan ölçekli Victoria’s Secret koyarlar ki es kaza bir gün arabalarının kapısını açar diye. Kadınlar süpürge olmuş saçlarını haftada bir tararlar ki es kaza televizyon programının ekibiyle kapılarını çalar diye. Yönetmeni, setçisi, ışıkçısı, sesçisi, jimmy-jibçisi, özel efektçisi dahil herkes, onun bir cümlesini kaydetmek üzere sabahın köründen beri beklerlerken; o karavanından son derece akşamdan kalma haliyle ve gözlerinin altında torbalar dahi olarak kafasını uzattığı anda, yönetmenin yatağından geçmiş geçmemiş tüm kenar kıyı oyuncular yönetmen gözdesi bu başrol oyuncusunu kıskanmaktan ortalarından ikiye bölünürler. Figüranlar saçlarını onun saç rengine veya şekline sokarken, yardımcı kadın oyuncular da ister istemez aynı tavırları takınma hasreti ile yanıp tutuşurlar.

Ve fakat hızlı yaşayıp genç ölecektir başrol oyuncusu. Çünkü ‘asi bir genç’tir düzenden kaçan veya güzel bir ‘prenses’tir kalpleri çalan ‘kral bir hırsız’a yakalanan. Siyah doğmuş ve dışını beyazlatmaya muktedir bir adamdır mesela, ‘rüyalar ülkesi’nde doğup ‘hiçbiryer’de ölen.

Sonra beyaz doğmuş ve içini karartmakta üstüne olmayan bir kadın küllerinden doğar bir yerlerde.

Leave me alone. Ben yine beni sevicem.